Tümel ilkeler ışığında İslam’ı yeniden anlamak (1)

Bu yazı dizisinin köşe yazısı olarak ağır olduğunun farkındayım. Teorik zemin yoğun bir soyut tartışmayı içeriyor; kavramların Arapça olması bunu daha da zorlaştırıyor. Okuyucularım beni bağışlasınlar. Fanatizmin ve şekilciliğin arttığı, bir o kadar da ahlak krizinin yaşandığı şu zaman diliminde bu yazı bir deneme mahiyetinde.

Mantıki bir sıra içinde ortaya konulan zarûriyyât ya da zarûrât-ı hamse denilen beş tümel (külli) zorunluluk, insanlığın ortak paydasıdır. Bu zorunlu ögeler arasında hem bir bağlantı söz konusudur hem de bütüne/bütünlüğe çağrı vardır. Günümüz rasyonalitesiyle de örtüşen bu ilkeler doğru bir zeminde algılandığı ve mâkes bulduğu takdirde dini ve dünyayı doğru anlama yönünde mesafe alınır. Bunun adına dindarlık demek şart değildir, birlikte huzur içinde yaşamanın gereklilikleridir. Zira dini hükümlerin amacı insan için yararlı olanın alınması zararlı olanın önlenmesidir. Makâsıd yani delilin (ayet ve hadisin) temelinde yatan gaye/kast edilen espri dikkate alınmadığında ortaya kupkuru sonuçlar çıkar. Zaman, mekân ve zihinle uyum sağlamayan, akılla ters düşen ve insanları ikilem içinde bırakan içtihatlar ve fetvalar bu cümledendir.

UNUTULAN SİSTEM

Makâsıd (gaye) içtihadın kıblesidir” der Gazzâlî; keza bazı İslam düşünürleri de nas (delil) bulunsun bulunmasın, makâsıdın her meseleye delil olabileceğini iddia eder. Gaye bizi parçaya (tikel) takılıp kalmaktan kurtarır ve her şeyi içine alan ilkeler (tümel) ışığında parçayı yeniden anlamamızı sağlar. Demem o ki dinin ya da hukukun tümel maksatları, günümüzde din mi kültür mü siyaset mi zemininde tartışılıp pek de sonuç alınamayan soruların ve sorunların vuzuha kavuşturulmasında anahtar rolü oynayabilir; ilerleyen bölümlerde bunun örneklerini vereceğim.

İslam düşüncesinde Cüveynî ile başlayan Şatıbî'yle teorileştirilen ve Gazzâlî'nin de kullandığı, hukukun gayeleri üzerinden hükümler çıkarmak ve bunu yaparken de doğal/zorunlu ihtiyaçları dikkate almak teorisinin daha sonraki süreçte terk edildiğini görüyoruz; ta ki altı asır sonra Tahir b. Aşur  “Makasıdus Şeriatül İslamiyye” eserini kaleme alır. Günümüzde bu konuda yazılan makaleler var, ancak kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu kesin.

ZORUNLU TÜMEL İLKELER

İnsanı bütün yönleriyle kuşatan ve güvenliğini sağlayan beş ilke yani canı, nesli, aklı, malı ve dini koruma altına almak İslam'ın oluşturmak istediği toplum anlayışının zaruri ilkeleridir. Ancak geleneğin içinde adeta kaybolmuş yorum-bilimin bu ilkelerini çağımız problemlerine ışık tutacak şekilde yeniden işlemek ve insanlık idrakine sunmak gerekiyor. Şu tespiti de yapalım; insanın, şu dinden bu mezhepten, şu ırktan bu cinsten değil de önce “insan” olarak görülmesini sağlayacak bu beş ilkenin ters yüz edilmesi, ne yazık ki İslam'a, dolaylı yönden insanlığa yapılmış ihanettir. Bana göre felsefi veya teolojik problem gibi görülen “ahlaki davranışlar Tanrı tarafından emredildiği için mi ahlakidir, yoksa ahlaki olduğu için mi Tanrı tarafından emredilmiştir” dikotomisinde hangi tarafta yer almış olursanız olun, bu ilkelerin hayata geçirilmesini istemek zorundasınız. Ezcümle din; canı, nesli, aklı ve malı koruma altına alır, daha doğru ifadeyle din, bu güvenlik ilkelerini inşa için vardır. Din bu tümel ilkeleri koruma altına alırken kendini de korur; aksi takdirde varlığından söz edilmez. Un, şeker, yağ yok ama hadi helva yapalım demek gibi bir şeydir bu. Haftaya devam edelim.