Sözcü Plus Giriş
SAYGI ÖZTÜRK

Boğaziçi’nin soylu geleneği

Ülkemizde 209 üniversite bulunuyor. Bunlardan 131'i devlet üniversitesi (11 teknik üniversite, 2 güzel sanatlar üniversitesi ve 1 yüksek teknoloji enstitüsünün yanı sıra Polis Akademisi ve Milli Savunma Üniversitesi) ile 78 vakıf üniversitesi bulunuyor. AKP'nin en çok övündüğü konulardan birisi her ile havaalanı, her ile üniversite açmak oluyor. Alt yapısı oluşturulmadan, öğretim üyesi olmadan açılan üniversitelerle, bilim siyasete alet ediliyor. Havaalanları, yolcu olmadığı için çalışmıyor. Çarpıcı örnek vereyim, Gökçeada ilçemizdeki havaalanı tam 6 yıldır açık ama bir tek uçak bile inmiyor.

Rektör atamaları, üniversitenin benimseyeceği isimler arasından seçiliyordu. Rahmetli Erdal İnönü'nün isteği üzerine seçim sistemine geçilmişti. Rektör adaylığı için öğretim görevlileri sandığa gidiyor, sıralamada yüksek oy alan 6 adayın ismi Yükseköğretim Kurulu'na (YÖK) bildiriliyordu. YÖK, üniversitesinden bir oy almış olan adayı bile mülakata davet ediyor, YÖK üyeleri dinledikleri adaylara not veriyordu. YÖK üyelerinden en yüksek oyu alan 3 isim belirleniyor ve bu isimlerin hem üniversitelerinde aldıkları oy, hem de YÖK'de aldığı puanlar Cumhurbaşkanı'na bildiriliyordu. Cumhurbaşkanı, kendisine sunulan üç isimden birisini rektör olarak atıyordu.

KIYAMET KOPMUŞTU

Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı döneminde Gazi Üniversitesi'nde en yüksek oy alan  Prof. Dr. Rıza Ayhan yerine, ikinci sırada bulunan Prof. Dr. Kadri Yamaç'ı seçmişti. Bu atama YÖK'te ve üniversitede adeta kıyamet koparmış, üniversite öğretim üyelerinin oylarına saygı duyulmadığı öne sürülüp Sezer'e denilmedik söz bırakılmamıştı.

Şimdi bunların hepsi geride kaldı. Ne üniversitede seçim, ne YÖK'te sıralama, ne Cumhurbaşkanı'na üç kişilik aday listesi göndermek. Bunlar yok. Cumhurbaşkanı kimi isterse onu rektör olarak atıyor. Günümüzde yapılan atamalara baktığımızda mutlaka bir “AKP izi” görülüyor. Ya aday olmuş ya AKP'den milletvekilliği yapmış ya da milletvekili yakını olması gibi özelliklerin arandığı görülüyor.

POLİS, KAPIYA DAYANDI

Boğaziçi gibi ülkemizin saygın, köklü üniversitesine de AKP'nin milletvekili adaylarından Prof. Dr. Melih Bulu, rektör olarak atandı. Üniversitenin mezunları, öğrenciler, dün de öğretim görevlileri bu atamayı protesto etti. Protestocular evlerinin kapısına polisin dayanacağını bile bile tepkilerini ortaya koymuşlardı. .

Ahmet Necdet Sezer'in bir rektörle ilgili sıralamaya uymamasının yarattığı tepki bugün bile konuşuluyor. Peki ya bugün yapılan atamalara ne demeli? O zaman, bu atamayı eleştiren, protestolara katılanların hiçbiri gözaltına alınmamıştı. Ya bugün… Önceki gece protestocuların bazıları evlerinden polis tarafından alındı. Dün de öğretim görevlileri, atamayı üniversiteye sırtlarını dönerek gösterdi. Tam bir korku iklimi, korku toplumu yaratılıyor.

GELENEĞE BAKIN

2007 yılında yapılan Boğaziçi Üniversitesi rektörlük seçimlerde mevcut rektör Prof. Ayşe Soysal ikinci sırada kalmıştı. Söyleşi davetine en yüksek oyu alan Prof. Dr. Kadri Özçaldıran gelmişti.

İkinci sırada seçilen Ayşe Soysal ve diğer adaylar, ilk sırada seçilenin atanması gerektiğine inanarak görev kabul etmeyeceklerini bu tutumlarıyla göstermiş, meslektaşlarının tercihine saygı duymuşlardı. Boğaziçi Üniversitesi'nde yerleşmiş bir akademik gelenek vardı. Seçilmeyen birinin orada rektörlük yapması, öğretim üyeleri ve öğrenciler tarafından kabul edilmesi mümkün değildi.

Gelelim bugüne. Rektör belirleme sadece Cumhurbaşkanı'nın yetkisinde. Boğaziçi Üniversitesi'ne yapılan son rektör atamasında, üniversitenin kendi gelenekleri yok sayıldı. Bu yetmedi, en önde olması gereken “akademik liyakat”ın yerini, dünya görüşü açısından, “belli bir siyasi görüşe yakın olma” ölçütünün aldığını ortaya koyan somut örneklerden biridir.

BÖYLE, BİLİM ÜRETİLMEZ

Üniversiteler; bir ülke ekonomisinin beyni ve itici gücüdür. Türkiye'deki yükseköğretim sisteminde, rektörlük de en önemli ve en etkili makamdır. Bu iki saptamanın ardından sözü yeniden kökleri 157 yıllık geçmişe dayanan kültürü, gelenekleri olan Boğaziçi Üniversitesi'ne getirelim. Bu durumun üniversiteyi nasıl etkileyeceğini, YÖK eski Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İsa Eşme şöyle anlattı:

“Boğaziçi Üniversitesi gibi özellikleri olan kurum, kendi bünyesinde rektör olabilecek 200'e yakın profesör varken, dışarıdan yapılan bu atamayı hazmedebilecek mi? Öğrencilerin ve akademik kadronun tepkisi ne olacak? Atanan kişi, bu üniversitede nasıl rektörlük yapacak? Bunları bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz. Bu atama Türkiye'nin ‘araştırma üniversiteleri' grubunda yer alan en prestijli üniversitesini  ‘Bilim üretme hedefleri' bakımından alt sıralara itecektir. Bunun örneklerinin yaşandığı, diğer üniversitelerde olduğu gibi.”

Böyle bir atama sistemini başka ülkelerde göremeyiz. Eski bir YÖK Başkanı “Bu rektör atama sistemi eşi-benzeri olmayan bir sistemdir” demekle yetindi. Üniversite açmakla övünenler, o üniversitelerin başına partilileri getirerek huzuru bozduklarının farkında değil mi?