SEVGİLİ okurlarım, Türk tarihinin en önemli bayram günlerinden birini geçtiğimiz pazar günü kutladık.

Aslında kutlamalar “iki aşamalı” yapıldı.

İlki, cumhurbaşkanının yüksek himayelerinde (!) İstanbul’da gerçekleştirilen Hamas mitingi.

Şimdi bir düşünün, 85 milyonluk bir ülke bir gün sonrasında Cumhuriyet’in 100. yılını coşkuyla kutlayacak ve siz Türk Milletini hiç mi hiç ilgilendirmeyen, bizimle doğrudan ilişkisi ve bağlantısı olmayan bir hadiseyi, miting gösterisini araya sokuyorsunuz.

Büyük propaganda sonrasında İstanbul ve çevre illerden toplanan kalabalıklar alanı dolduruyor ve sizin cumhurbaşkanınız kürsüye çıkıp Hamas’a övgüler düzüyor.

Evet, milletin 100. yıl coşkusundan tam bir gün önce!

“Ordu millet Gazze’ye” diye sloganlar atılıyor.

Bu ne iştir, nasıl bir kafa yapısıdır ki Cumhuriyet coşkusunun önüne taş konuluyor, gündem bu anlamsız mitingle birlikte değiştirilmek isteniyor.

Sokak röportajcısı bu sloganları atanlardan birine soruyor:

-Gerçekten gider misin?

Yanıt ilginç:

-Ben gidemem çünkü hastam var. Başkaları gitsin.

★★★

Fakat gelin görün ki bu Hamas mitingi de istedikleri yararı sağlamadı.

Gündemi bölemedi, toplumun içten gelen Cumhuriyet sevgisine engel olamadı.

Az önce milleti bile böldüklerini söylemiştim...

Doğrudur, bu konuda ısrarlıyım.

Cumhuriyet bayramını biz ayrı kutladık onlar ayrı!

Daha doğrusu bizler, laik Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet rejimiyle birlikte devrimlerine de yürekten bağlı olan Atatürk’ün evlatları yaptı bu içten gelen gerçek kutlamaları...

★★★

Bir cumhurbaşkanı düşünün ki Atatürk’ün adını ağzına alamıyor!

Her seferinde, o sözcüğü kullanması gereken resmi nutuklarında bile “Gazi Mustafa Kemal” diye geçiştiriyor!

Toplumu burada da böldü...

Biz Atatürk diyoruz, cumhurbaşkanı ve tayfası (küçük bir bölümü hariç) diyemiyor.

Dünyanın herhangi bir ülkesinde böyle bir örnek var mıdır?

Gerçekten çok merak ediyorum, bunun nedeni acaba nedir?

Bilimsel bir açıklaması belki vardır ama ben bilemiyorum.

Acaba psikolojik bir durum mudur?..

Ya da kendi seçmenine bu yolla hoş görünme dürtüsü müdür?

Bence konuyla ilgili otoriteler, bilim insanları bu sorulara yanıt aramalıdır.

★★★

Devlet protokolü her ulusal bayramda Anıtkabir ziyareti yapar, bazıları göstermelik bile olsa Atatürk’ün huzurunda saygı duruşunda bulunur.

Onların resmi görevi bitince Anıtkabir halkın ziyaretine açılır.

Pazar günü de aynı uygulama yapıldı ama hadise bu kez biraz farklıydı!

Dışarıdan getirtilen toplama bindirilmiş kıtalar değişik bir yöntem denedi...

Birkaç yüz kişi Anıtkabir avlusunda “En büyük reis bizim reis, en büyük Erdoğan” gibi sloganlar attı...

Ve hiçbir asker yetkiliden uyarı almadıkları gibi o kişiler ne olur ne olmaz diyerek ortalıktan kayboldular.

★★★

İstanbul’da ayrıca devlet töreni yapılıyor, uçaklarımız ve donanmamızın 100 gemisi Boğaz’da saygı geçişi yapıyordu.

Peki bizim partili cumhurbaşkanı bu saygı geçişini nerede kabul ediyordu?

Dolmabahçe’de değil, Boğaz’a nazır Vahdettin köşkünde...

Boğaz ayaklar altında, manzara muhteşemdi.

Peki adına Vahdettin denilen adam kimdi?

O köşk bir cariyesine aitti.

Devlet parasıyla, Müslümanların parasıyla satın alınmıştı.

Vahdettin derseniz son Osmanlı padişahı.

Gerçek bir hain.

Kurtuluş Savaşı başlayınca başkent İstanbul’dan kaçtı.

Müslümanların halifesi olan şahıs kadınları, cariyeleri ve ekibiyle birlikte Malaya isimli bir İngiliz zırhlısına bindi iltica edip Hristiyan ülkelerine tüydü.

Son ihaneti bu olmuştu.

★★★

Kısaca özetlemek gerekirse Cumhuriyet’in 100. yılını caddelerde, meydanlarda ve parklarda Türk Milleti kutladı.

Bir süredir Millet’e unutturulmak istenen Onuncu Yıl Marşı, İzmir Marşı gibi unutulmaz eserler yüz binlerce ağızdan hep birlikte söylendi.

Tayyipgiller familyası o içten gelen yürüyüşlerde, içten gelen gösterilerde hiç yoktu. 

★★★

İşin daha vahim bir boyutunu da asla unutmayalım...

Atatürk’e ‘alerjisi’ olan bizim Diyanet’in en son marifetidir!..

100. yıl öncesinde 95 bin camimizde okunacak son hutbede de Atatürk’ün adına yer verilmedi.

Aynen Recep Tayyip’in her zaman yaptığı gibi.

★★★

Evet, iki gün önceki o güzel bayramda karşımıza çıkardıkları manzara ilginçti!

Toplumu ikiye bölmeyi başarmışlardı.

Bir bölümü Cumhuriyet’i falan önemsemiyordu.

Onlar için önemli olan Gazze, Hamas vesaire idi!

Bizim önem derecemiz ise epeyce değişikti...

Tarikatların, cemaatlerin sarmalından kurtarılmış ve onlara teslim edilmemiş laik Türkiye Cumhuriyeti...