‘Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde basit çoğunluk mümkün mü?’

Bu soru Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 50+1 sistemini eleştirmesinden sonra daha anlamlı hale geldi.

Erdoğan, basit çoğunluğun mümkün ve gerekli olduğunu düşünüyor.

Uçakta şöyle konuştu:

“50+1 şartının değişmesi konusunda aynı fikirdeyim, isabetli olur. Çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulüne geçilmesi halinde Cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz ve yanlış yollara da sevk etmez. Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil.”

AYVALI’NIN KİTABI

AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi, Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı Emre Cemil Ayvalı, geçen yıl çıkardığı ‘Hangi Türkiye’ adlı kitabında, girişte alıntıladığım soruya yanıt arıyor.

Zannetmeyin ki, “Basit çoğunluk mümkün” diye yanıt veriyor.

Kitabını yüzde 50+1’i savunmak için yazdığı bile söylenebilir.

Ayvalı, şu görüşü dile getiriyor:

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yürütme seçimlerinin basit çoğunluk ile yapılması tüm sistemi altüst eder.

Toplumun salt çoğunluğunun desteğini alamamış bir yürütme kurgusu, yüksek kararlılık ve sabır isteyen her politikasında muhalefetin sabotajına müsait hale gelir.

En ufak bir kamuoyu baskısında yönetim mekanizmasının hareket kabiliyeti sarsılır. İşte asıl o zaman hükümetler Türkiye’nin ‘devasa’ sorunlarını çözemezler.”

YÜZDE 40, DAHA ÇOK İTTİFAK GETİRİR’

Ayvalı, yüzde 50+1’in ilk turda yüzde 40’e çekilmesi görüşünü daha çok ittifak doğuracağı gerekçesiyle eleştiriyor.

Diyor ki:

“Bu daha fazla ittifak doğurmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Türk siyasetinin ana akım siyasal partiler etrafında kümelenmeye ihtiyacı vardır. Daha çok bölünmeye değil.”

Ayvalı’nın bir diğer sorusu şu şekilde:

“Yüzde 50+1’e neden karşılar?”

Muhalefetin 50+1’de oyun kuramadığı için parlementer sistemde ısrar ettiğini savunuyor. Bu yüzden CHP’nin HDP’ye mecbur kaldığını ileri sürüyor.

Ayvalı, yüzde 50+1 sayesinde partilerin marjinal yanlarını törpülemek zorunda kaldığını iddia ediyor.

Şöyle diyor:

“Yüzde 50+1’de vesayetin oluşması ne teknik ne pratik olarak mümkündür. İktidarın bir parçası olmak istiyorsanız kurduğunuz ittifakın gereği olarak marjinal yönlerinizi törpülemek zorundasınız. Toplumun en az  yüzde 70-80’ine hitap eden bir siyaset üretmek gerekir ki 50+1 alınabilsin.”

PARMAKLAR ALA’YI GÖSTERİYOR

Ayvalı’nın yorumuyla Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni savunurken ortaya koyduğu genel çerçeve ve bugüne kadarki söylemi örtüşüyor.

Ayrıca Ayvalı, 50+1’i savunan tek AK Partili değil.

Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum’un da bu görüşte olduğu biliniyor.

Ne değişti de Erdoğan, yüzde 50+1’den kurtulmak istiyor?

Dün “Erdoğan’ı kimler ikna etmiş olabilir?” diye sorduğum bir Beştepe sakini, Genel Başkan Vekili Efkan Ala’yı işaret etti. Ala’nın AK Parti’nin MHP’den ‘bağımsız’ olmasını savunduğunu söylüyorlar.

MHP YÜKÜ

Bu varsayıma göre kimi AK Partililer MHP’nin yüzde 10 oyla başta yargı ve emniyet olmak üzere bürokraside güç biriktirmesinden rahatsız.

MHP’nin kabinede ve AK Parti’de taşları yerinden oynatıyor olmasından şiddetle yakınıyorlar.

Onlara göre Mahir Ünal’ı istifa ettiren de, Süleyman Soylu’yu İçişleri Bakanlığı koltuğunda tutan da Bahçeli.

Diğer taraftan AK Parti’nin MHP’yle temas ederek, milliyetçi dönüşüm yaşadığını ve Kürt seçmenden uzaklaştığını savunuyorlar.

Yüzde 50+1’i basit çoğunlukla değiştirerek, ittifakı bir ihtiyaç olmaktan çıkarmak ve böylece MHP ‘yükünden’ kurtulmak istiyorlar.

YENİ BİR OYUN PLANI MI?

Ancak ben Erdoğan’ın yerel seçimden önce MHP ile karşı karşıya geleceğine ve Cumhur İttifakı’nı bozacak hamleler yapacağına ihtimal vermiyorum. Erdoğan, bu çıkışını Bahçeli’den habersiz yapmış olamaz.

MHP’nin desteği olmadan 50+1in değişmesi mümkün  değil.

MHP’liler AK Parti’nin kendisinden ‘kurtulmak’ için getireceği bir değişikliğe neden evet desin?

Erdoğan ve Bahçeli’nin yeni bir oyun planından söz etmek daha akılcı geliyor.

Dün görüştüğüm MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Bahçeli’nin bugünkü grup toplantısını işaret ederek, “Yarını bekleyin” dedi. Yalçın, Bahçeli’nin detaylı bir konuşma yapacağını belirtti.

ZEHİRLİ BAL

Yeni oyun planı, Erdoğan’a üçüncü kez cumhurbaşkanı adaylığı sağlayacak bir anayasa değişikliği paketini içeriyor olabilir.

Anayasa’ya göre Erdoğan’ın yeniden aday olması, TBMM’nin erken seçim kararı almasına bağlı.

Yüzde 50+1 tartışması muhalefete “Bak sen de ittifaka muhtaç olmadan kazanabilirsin” şeklinde bir lokma zehirli bal uzatarak, Erdoğan’ın siyasi ömrünü uzatma operasyonuna el kaldırtmaktır.

Zaten yüzde 50+1 koşulunun değiştirilmesi, ittifakları otomatik olarak sonlandırmaz.

Ayvalı’nın yazdığı üzere ittifakları çoğaltır.

Salt çoğunluğa dayalı toplumsal konsensus, bir partinin oyu ile yer değiştirdiğinde yüzde 35’le yüzde 100’ü yönetmenin kapısı aralanacak ve bu da meşruiyet krizini davet edecektir.

Doğrusu, Türk halkının bedeninde bir deli gömleğine dönüşen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni değiştirmektir.

Dikbayır, tacizden disipline sevk


İyi Parti lideri Meral Akşener, dün Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır’ı tedbirli ve kesin ihraç istemiyle disipline sevk etti.

Sevk gerekçesi, Akşener’in oğlu ve kızının banka hesaplarının incelenmesi değil, Dikbayır’ın partideki bir kadın çalışanı birkaç yıl önce taciz ettiği iddiasına dayanıyor.

Dikbayır’la ilgili suçlamaların dile getirildiği bu süreçte kadının partiye gelerek, şikayette bulunduğu kaydediliyor. Ayrıca iki şahidin iddiaları doğruladığı belirtiliyor.

Taciz suçlamasını Dikbayır’a sordum.

Dikbayır, “Bugüne kadar işitmedim” dedi.

Akşener’in fuhuş oteli işleten emniyet müdürlerinden söz etmesinin de partideki bu gerilimle bağlantılı olduğu belirtiliyor.

Akşener, yarın grup toplantısında Dikbayır hakkındaki iddialara değinecek. Dikbayır da bu hafta sonu istifa etmeyi düşünüyor.

Comanchero’nun lideri parmak izine rağmen kimliğini reddetmiş


Comanchero adlı uyuşturucu örgütün üyelerinden, ABD tarafından Kırmızı Bültenle aranan Maximilian Rivkin, 4 Kasım’da Türkiye’de yakalanmıştı.

Rivkin’in ‘Nikolaj Ankov’ adına düzenlenmiş sahte Bulgar pasaportuyla Türkiye’ye girip bu isimle Chomanchero’nun lideri Hakan Ayık’tan (Reis) daire satın alarak, Türk vatandaşı olduğu ve Cem Cansu adını aldığı tespit edilmişti.

Rivkin, Emniyet’te susma hakkını kullandı.

Savcılıkta, vatandaş olmak için Hakan Ayık’tan (Reis) iki daire satın aldığını kabul ediyor.

Parmak izi incelemesinde Maximilian Rivkin olduğu kanıtlandığı halde bu bulguyu reddediyor.

Gerçek adının, sahte Bulgar pasaportunda kullandığı ‘Nikolaj Ankov’ olduğunu savunuyor. Ancak pasaportunun nerede olduğunu bilmediğini ifade ediyor.

Şöyle diyor:

“Avusturalyalılarla hiçbir ilgim yoktur. Babam Bulgar, annem Sırptır. Annemle yaşadığım için kendimi Sırp olarak tanımlıyorum. Parmak izi incelemesinde şahsımın Maximilian Rivkin olduğu iddia edilmiş ise de ben bu kişi değilim. Ben Türk vatandaşı Cem Cansu’yum.”

Rivkin, uluslararası suç örgütlerinin kullandığı ‘Anom’ adlı yazışma programını bilmediğini ve önüne konan yazışmaların kendisine ait olmadığını ileri sürüyor. Anom’un Türkiye’de delil olarak kullanılmayacağını savunarak. “Bu Türk yasalarına müdahaledir” diyor.

Rivkin, Güney Amerika’dan Avusturalya’ya uyuşturucu sevk etmediğini söylüyor.