Anadolu’da, cepheden cepheye 7 yıl savaştı. Adana’dan trene binip Haydarpaşa’ya geldiğinde, İstanbul işgal altındaydı. Vatan toprağında adım atmak bile düşmanın keyfine kalmıştı. İşgal kuvvetleri izin vermeden karşı kıyıya bile geçilemezdi. Galata, Fransızların insafındaydı. Katarlılara satışıyla yine gündemde olan Galata Rıhtımı’na geçmek için epeyce bekletildiler. Sonunda izin çıktı. Kurmaylarıyla Kartal adlı bota bindi. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılara ait 55 parça düşman gemisi önlerinden süzülüyordu. Kurtuluş Savaşı’nı cephelerde savaşırken planlayan Miralay Mustafa Kemal, düşman donanmasına
bakıp, “Geldikleri gibi giderler!” dedi.

LİMANDAN UĞURLADI

Tarih 16 Mayıs 1919, günlerden cumaydı. Mustafa Kemal ve kurmayları, Samsun’a gidecekleri Bandırma Vapuru’na Galata Limanı’ndan binmişti. Vapur tam demir alacaktı, “Babaaa” diye bağırarak bir çocuğun koştuğunu gördüler. Bandırma Vapuru 1. Kamarot ve 2. Kaptanı Hacı Tevfik’in oğlu 14 yaşındaki Nuri’ydi. Sandalla alınıp gemiye çıkarıldı. Çocuğun tek derdi, Atatürk’ü görmekti. 7 yaşında yetim kalan Atatürk, çocukları hiçbir zaman kırmazdı. Sarılıp, saçlarını okşadı. Atatürk, “Cocuk okuyacaksın bak” diye söz verdirdi. Paşa’nın elini öpen çocuk, limana bırakıldı. Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı’na uğurlayan tek çocuktu.

ATATÜRK’LE 12 YIL

Atatürk gibi asker olmak için Askeri Rüştiye’yi bitirdi. Askerlik vakti geldiğinde cumhuriyet kurulmuştu. Gazi’yi bir kez daha görme umuduyla Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’na başvurdu, seçildi. Atatürk’ü ilk gördüğü günün üzerinden 9 yıl geçmişti. Çankaya Köşkü’nde karşılaştılar. Atatürk, “Asker yaklaş” dedi. Atatürk, adını sorduğunda kalbi yerinden çıkacaktı. “Hacı Tevfik Kaptan’ın oğlu Nuri” diyebildi. “Limandaki delikanlı cocuk, hatırladım” dedi. Selanik şivesiyle sevdiklerine ‘cocuk’ derdi Paşa. “Bu cocuğun askerliği bitince bana getirin” diye emretti. Çankaya’da kütüphanede 1927’de işe alındı. Atatürk’ün kütüphanecisi olarak 12 yıl yanı başındaydı.

YALAKALARI SEVMEZDİ

Cumhuriyet devrimlerinin en yakın tanığı Nuri’ye ‘Ulusu’ soyadını Atatürk verdi. Atatürk’ü notlarında şöyle anlatıyordu: “Kıyafetlerini kendi çizip, yerli kumaştan diktirirdi. Köşk çalışanı aşçı, berber, hizmetli ayırmaz, ‘Nasıl, güzel olmuş mu cocuklar?’ diye sorardı. Abartılı parfümler yerine 1. Dünya Savaşı ve Çanakkale’de emir eri Hasan Şevki’nin ürettiği kolonyaları satın alıp kullanarak vefasını gösterirdi. Atatürk; Riyakâr, yalancı ve yalakalardan hiç haz etmezdi. Kendisini insanüstü, doğaüstü görenlere, ‘Her zaman tek övündüğüm şey Türk olarak doğmam’ derdi. Hele hele padişahlara, krallara benzetenlere çok kızar, millet egemenliğini savunurdu.”

TEHLİKELERİ GÖRDÜ

Atatürk’ün sadece Çankaya’da 5 bin kitap okuduğunun canlı tanığıdır. Ulusu, “Kitapları, notları, kalemleri, sofrasının parçasıydı. Yemekte, trende, arabada, deniz kenarında, odasında istirahat ederken, kitabı elindeydi. Çok okumaktan kızaran gözlerini, nemli tülbentle silip, yine okurdu. Kitaplarda, önemli kısımların altını kırmızı kalemle çizerdi. ‘Savaşta bunlarla cephane taşıdık. Şimdi o savaş bitti, yeni savaşımız başlıyor. Kültür ve sanat savaşı. Okumak ve kitapla olur. Cephanenin yerini kitaplar alsın’ dedi. Tarihi çok severdi. ‘Tarihi bu denli okumasaydım, ülkemizi bekleyen tehlikeleri önceden görebilir miydim?’ sorusunu sormuştu” dedi. Atatürk, kütüphanecisi Nuri Ulusu’dan tek bir kitabın bile özetini istemedi!

ÜÇ KUŞAK YANINDA

Atatürk bir gün onu çok üzgün gördü. Oğlu olmadığı için üzüldüğünü anladı. “Nuri, oğlun olacak. Adını Mustafa Kemal koydum” dedi. 10 Kasım 1938’de Atatürk öldüğünde, yanındaydı. Cumhuriyet kurulduktan 15 yıl sonra ilk kez Türk Bayrağı yarıya indirildi. Bu zor görev ona düştü. Atatürk’ün adını taktığı Mustafa Kemal, Atatürk’ün vefatından 2 yıl sonra doğdu. Üniversite okuyup, şirketler yönetti. Atatürk’ü ona babası anlattı. O da “Atatürk’ün Yanı Başında” adlı kitapta yazdı. Mustafa Kemal Ulusu şimdi 83 yaşında. Türkiye’yi köy kasaba dolaşıp, ‘Devrimci’ dediği isim babası Atatürk’ü anlatıyor. Aradım, konuştuk. “Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukları, cumhuriyet düşmanı gerici yobazlara asla izin vermeyecek. Herkes aklını başına alsın” dedi. Atatürk’ün manevi mirası dediği, “Bilim ve akıl” bir kez daha Türkiye’yi aydınlığa çıkaracak.