Ne zor imiş be ey muhtar ah unutmak
Dost elinden yaralanıp ah vurulmak
Bundan sonra haram bize yaşamak
Yazın beni yoğa gayri
 
Bu şarkının adı 'Muhtar'... Cem Karaca sözlerde kendisine sesleniyor. Malum, Cem Karaca'nın ilk adı 'Muhtar'. 1968 çıkışlı bu şarkısı görece az biliniyor. Çünkü aynı yıl yayınladığı 'Resimdeki Gözyaşları' tüm listeleri silip süpürüyor. Bu yüzden midir bilinmez filmde 'Muhtar'a başta yer verilmiyor. Cem Karaca'yı canlandıran İsmail Hacıoğlu o kadar çok ısrar ediyor ki sonunda şarkı film müzikleri arasına ekleniyor ve böylece 'Muhtar' belki de gölgesinden kurtuluyor.


 
Cem Karaca 1960'ların başında rock'n roll sevdasıyla başlıyor müzik yolculuğuna. Sanatçı bir ailenin çocuğu. Ünlü tiyatro ve sinema sanatçısı annesi Toto Karaca en büyük destekçisi. Oyuncu ve tiyatro yönetmeni babası Mehmet Karaca'nın ise oğlu için bambaşka idealleri var. "Ben oğlumun hariciyeci olmasını istiyordum" diyor bir röportajında. Öyle ki Cem Karaca'nın müzisyen olmasını engellemek için konserlerinde adam kiralayıp oğlunu yuhalatacak kadar ileri gitmiş!
 
Karaca'nın 40 yıllık müzik kariyerinde en zorlu dönemi kuşkusuz darbe süreciydi. Yasaklı yıllarda ne kadar itibarsızlaştırılmaya çalışılırsa çalışılsın ne adı ne de eserleri halkın gönlünden silinebildi. İşte film Karaca'nın çocukluğundan, 1987 yılında yurda dönüşüne kadar geçen sürede yaşadıklarını anlatırken aslında ülkenin sosyopolitik ahvalini ekrana taşıyor. Yönetmen Yüksel Aksu'nun da dediği gibi; "Bu film sadece bir müzisyen biyografisi değil, bir Cumhuriyet biyografisi..."


 
1970'lerdeki müzik çalışmaları büyük kentlerde yaşanan proleterleşmeye odaklanıyordu. 12 Mart Muhtırası sonrası Anadolu rock giderek politikleşti. Muhalif tonu yüksek şarkılarında işçi sınıfının sorunlarına odaklanan Cem Karaca bu süreçte sol kesimin sembolü haline geldi. Ona göre rock müziği bir isyandı. Dünyayı yorumlama şekliydi.

Ama o yıllarda birlikte sahne aldığı Moğollar'ın kurucusu Cahit Berkay şarkıların marşlara dönüşüp politikleşmesinden endişe ediyordu. Müzikal dil konusunda yaşanan bu fikir ayrılığı yolları da ayırdı. Filmde de bu detaylara ayrı bir parantez açılmış. Zaten korkulan da oluyor ve Cem Karaca 1978'de çıkardığı 1 Mayıs plağında komünizm propagandası yapmakla suçlanıyor. Hakkında soruşturma başlatılınca da Almanya’ya yerleşiyor. Darbe sonrasında ise vatandaşlıktan çıkarılıyor. 8 yıl sürüyor memleket hasreti…

Cem Karaca'yı canlandıran Hacıoğlu da tıpkı onun gibi İstanbul-Bakırköy'de doğup büyümüş. "Karaca benim çocukluk kahramanımdı" diyor. Belki de karşılaşmışlardır kim bilir? Bu yüzdendir ki projeyi duyduğunda rolü almayı çok istiyor. Ama başrol için düşünülen isim Erdal Beşikçioğlu. Bir şekilde anlaşma sağlanamayınca rol Hacıoğlu'na gidiyor. O kadar heyecanlanıyor ki hemen kampa giriyor oyuncu.

 

Yönetmen Yüksel Aksu aslında Hacıoğlu'nun sesini şarkılarda kullanmayı düşünmüyor. Cem Karaca'nın orijinal şarkıları playback yapılacak. Ama İsmail Hacıoğlu öyle hevesli ki... "Şarkıları ben okuyacağım değil mi abi?" diye sorduğunda Yüksel Aksu "Nasıl yani sen mi okuyacaksın?" diye şaşırıyor. Hacıoğlu "En azından bir deneyelim" diyor. Müzik Direktörü Cem Öğet'le birlikte 300 saat kayıt odasına kapanıyorlar. 1974’te Cem Karaca ile Dervişan grubunu kuran Müzisyen Uğur Dikmen de çalışmalara destek veriyor. İsmail Hacıoğlu şarkıları öyle bir söylüyor ki yönetmen playbackten vazgeçiyor.


 
Filmin senaryo danışmanı Cem Karaca'nın oğlu Emrah Karaca... Yıllarca hasretini çektiği babasıyla bu filmde kucaklaşıyor bir anlamda. Filmde Cem Karaca'nın gönül ilişkilerine de yer veriliyor ama hayatına giren kadınlar gölgede bırakılmış gibi geldi bana. Diyaloglar yok denecek kadar az. Cem Karaca hep mağdur, hayatındaki kadınlarsa hep yolda bırakanlar gibi yansıtılmış. Tamam; bu filmin kahramanı Cem Karaca ama hiç mi hatası yoktu? 

Türkiye için önemli figürlerin hayat hikayesi sinemaya aktarılırken yüceltmeye daha fazla odaklanıldığını, bu anlamda riskten kaçınıldığını daha önceki biyografilerde de görmüştük.

Filmdeki renk kullanımı dönemin ruhuna çok yakışsa da kimi sahnelerde fazla koyu görünüyor. Cem Karaca şarkıları dışında dramatizasyonu artırmak için kullanılan enstrümantal şarkılar da fazlaydı. Zaten yeterince dramatik olan sahnelere bir de bu müziklerle yüklenmek gerekli miydi bilemedim. Öte yandan Cem Karaca'nın kendine has nüktedanlığı filmin genel diline de hakim. Sadece bir dram izlemiyoruz yani. Ve tüm film boyunca Cem Karaca şarkılarına doyuyoruz. İsmail Hacıoğlu'nun ses yeteneğine ve oyunculuğuna hayran kalarak.