Başlıkta kullandığım tabir bana ait değil. AK Parti saflarında siyaset yapmış, önemli görevlerde bulunmuş bir hukukçuya ait.

Kendisi izin vermediği için ismini yazmıyorum. Ancak önemli ve Can Atalay dosyası üzerinden Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi arasında son yaşanan yargı krizinin aşılmasında yol gösterici olacak nitelikte olduğundan görüşlerini sizinle paylaşacağım.

Konuyu sorduğumda kitabın ortasından konuştu ve şu yanıtı verdi:

“Yargıtay kararı hukukla izah edilemez.”

★★★

Yargıtay kararı Anayasa’nın 14 ve 83. maddelerine dayanıyor.

Anayasanın 14. maddesi şöyle:

“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.”

Anayasa’nın 83. maddesinde de şöyle bir hüküm var:

“Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14. maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.”

Yargıtay (özetle) diyor ki Can Atalay’a atılı suç 14. Madde kapsamındadır ve 83. Madde çerçevesinde istisna sayılacağından kendisini yargılayabiliriz, tutuklayabiliriz.

★★★

Konuştuğum AK Partili kıdemli hukukçu, TBMM’deki Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda bu konuda yapılan tartışmaları anımsatıyor:

“Hepimiz, yani bütün partilerin temsilcileri dokunulmazlıklar konusunda 83. maddede yer verilen 14. Madde istisnasının bir yapı kusuru olduğunda hemfikir olmuştuk. Böyle bir istisnanın olması parlamenter demokrasinin işleyişi açısından doğru değildir.”

Kaynağımın çok önemli bir hukuki tespiti daha var:

“Bireysel başvuru hakkı Anayasa Mahkemesi’nin alanıdır. Yargıtay 3. Dairesi, bireysel başvuru hakkı çerçevesinde bir okuma yaparak fiilen AYM’nin alanına giriyor. Bu kabul edilemez. Yargıtay’ın farklı görüşü olabilir ama AYM’yle savaşma yetkisi yok. Yargıtay’ınki hukuk arayışından çok AYM’ye ve kararlarına tahammül etmeme durumudur.”

★★★

AK Partili kıdemli hukukçuya “peki bu yargı krizi nasıl çözülür” sorusunu da yönelttim.

Şu yanıtı verdi:

“Evet bu bir krizdir. Ancak aşılabilir bir krizdir.”

Peki nasıl aşılabilir?

İşte yanıtı:

“Burada TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un tavrı önemlidir. Geçmişte bir HDP milletvekiliyle ilgili benzer bir durum yaşanmıştı. TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin ve Anayasa Komisyonu geçit vermedi.

Yargıtay’ın TBMM’ye ‘kararı okut, milletvekilliğini düşür’ minvalinde bir yazı göndermesi en basitinden absürttür. Yargıtay’ın bu kararıyla yargı adeta hukuku yutuyor.

Sayın Kurtulmuş, demokrat bir tavır alıp bu saygısızlığa hak ettiği cevabı vermelidir. Çünkü yargı kararı ne olursa olsun bu konularda siyasi takdir TBMM’ye aittir.”

★★★

Başka hukukçularla da konuştum. Bakmayın siz Saray’ın hukukçularının sarıldığı “istisna” maddelerine. “Milli iradeye saygı” ve “TBMM’nin itibarı” açısından Yargıtay’ın yaptığı “TBMM’nin ve AYM’nin yetkisine darbe girişimi” olarak görülüyor.

TBMM, millet adına bu krizi çözmeye muktedirdir.




Bugün 10 Kasım. Ulu Önderimiz ebedi ve tek başkomutanımız Atatürk’ün ebediyete intikalinin 85. yıldönümü.

Demokrasimizin ve Cumhuriyet’imizin her geçen gün yeni bir darbe yediği şu günlerde Atatürk’ün emanetinin ve fikirlerinin değerini çok daha iyi görüyoruz.

Emanetin başımızın tacıdır ve yaşatmak için mücadeleye her durumda ve şartta devam edeceğiz.

Rahat uyu Atam!

Saygı ve şükranla...