Türkiye ile Suudi Arabistan el ele vermiş, “Hadi Suriye’ye karadan girelim” diyor. Geçmişte bir altın için Osmanlı askerinin kafasını kesen, Mekke’de bulunan Ecyat Kalesi’ni yıkan, son olarak Osmanlı kışlasını yerle bir eden Suudi Arabistan’la birlikte Suriye’ye demokrasi getirecekmişiz. Türkiye’nin el ele yürüdüğü Suudi Arabistan’da, Katar’da demokrasinin “D”si var mı acaba?
Suudi askerleriyle Türk askerinin birlikte Suriye’ye gireceğini siyasiler gündeme getiriyor. Açıkçası onlarınki de “niyet belirtme”den başka bir şey değil. Koalisyon üyesi 65 ülkeden 2’si istedi diye kara harekatı yapılacak diye de bir şey yok. Üstelik mevcut koşullar dikkate alındığında böyle bir harekata askerimiz hazır mı? Koşullar uygun mu? Askeri yetkililerle konuştuğumuzda ABD ve Rusya’nın onayı alınmadan Suriye’ye girişin ülkemiz için yıkım olacağı belirtiliyor, bu konuda hükümet ne talimat verirse gereğinin yerine getirilmesi için çalışılacağını da kaydediyorlar.

SUUDİ HALKI DA YANAŞMAZ

Ülkelerin askeri gücü ve bunların sınır komşusu olmayan bir ülkeye gönderilmesi halinde neler yapabileceğini en iyi bu konuları yakından izleyen askerler bilir. Suriye’nin bugünkü durumu çok farklı. Gelişmeleri yakından bilen askere sordum, işte onun anlattıkları:
1- Suudi Arabistan’ın Suriye’ye kara harekatı yapıp sonuç alacak bir gücü yok. Suriye’ye girilecekse bunu yönlendirecek olan ancak ABD olur. ABD de eğer Suriye’ye kara harekatına gerek duysaydı, bunu yaptırırdı. Ayrıca, ABD’nin Suudi Arabistan’a ihtiyacı yok. Eğer kara harekatı yapılacaksa bunun çıkış sınırı da İsrail olurdu.
2- Suudi Arabistan böyle bir harekata devlet olarak yanaşsa bile halkı yanaşmaz. Çünkü, o halkın da Suriye’deki bazı aşiretlerle bağlantıları var. Bunlar, Kraliyetin karşısında olur, krala biat etmez.

TÜRKİYE BİR ŞEY YAPABİLİR Mİ?

3- Gelinen noktadan sonra Türkiye’nin Suriye’ye kara harekatı yapması harp ekonomisi yönünden de büyük bir yıkım olur. Çünkü ülkemizin bütün harp silah araç-gereçleri bağlantıları ABD ve İsrail’dir. ABD, Suriye ile ilgili ülkemize verdiği sözleri tutmadı, önünü açmadı. ABD’nin Suriye’de PYD yanlılarına, PKK uzantılarına kol kanat gerdikten sonra Türkiye’nin yapabileceği bir şey yok.
4- Rusya, Suriye ile bağlarını daha da artırdı. Rusya, Esad yönetiminin arkasında duruyor. ABD ve Rusya, Suriye’de koalisyon hükümeti tarzlı yönetimde anlaşmış durumda. Dışarıya karşı devleti temsil edecek merkezi hükümet, güneyde Şiiler, kuzeyde Kürtler, merkezi yönetimin çevresinde eski BAAS’çılar, içişlerinde bağımsız hareket edecekler.

TÜRBESİNİ KAÇIRAN DEVLET GİREBİLİR Mİ?

5- Rusya, Suriye’deki kara ve hava desteğini çekmedikten sonra Türk askeri Suriye’ye giremez. ‘Suriye’ye girme treni’ çoktan kaçtı. Suriye’ye girecek bir devlet, oradaki vatan toprağında bulunan türbesini, askerini geri çekmezdi. Orada bağlantı noktamızı bile bırakmadık. Böyle bir durumda olan ülke Suriye’ye nasıl müdahale edecek? Taşınmadan önce sınırımıza 37 kilometre uzaklıkta bulunan toprağımızı gerekçe gösterip askerimizi Suriye’ye sokabilirdik. Tersini yapıp türbeyi taşıdık. Suriye’deki Osmanlı’dan kalan toprağımızı bile verdik.
6- Suriye’ye girebilmemiz için gerekçe lazım. Askerimizi mi şehit etmişler, toprağımızı mı işgal etmişler? Biz oradaki toprağımızı bırakıp gelmişiz. Böyle bir durumda Türkiye’nin Suriye’ye girmesine yalnız ABD ve Rusya değil, başta Fransa olmak üzere birçok Batı ülkesi de karşı çıkar. .

O KARARLILIĞIN ÜZERİNDEN 18 YIL GEÇTİ

7- Bırakın Suriye’ye müdahalemizi, böyle bir olaya girdiğimizde kendi toprağımızı kaybetmeyelim. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak Suriye’de bir harekat icra edebilecek imkan ve kabiliyette miyiz? Çevremizdeki ülkelere kara, hava, deniz harekat imkan ve kabiliyetimiz var. Ama günümüzde silahlı kuvvetlerimizde savaşçı zihniyetli, astlarını buna göre hazırlayan komutan yok. Herkes barış garnizonunda. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş’in, Suriye sınırında, Suriye’ye yönelik sert açıklamaları doğruydu. Evet, o gün askerimiz Şam’a kadar giderdi. Bugün için, Şam’a gitmek hayaldir.”
Gerilimin tırmandığı 1998 yılında Şam’a gidemedik ama o konuşma ve Türkiye’nin kararlılığı, etkisini hemen gösterdi, Abdullah Öcalan ülkeden çıkarıldı, PKK’lıların faaliyetlerine izin verilmedi. İşte 16 Şubat 1999 tarihinde, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, “Abdullah Öcalan, Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmiştir” açıklamasını yapıyordu. Aradan tam 17 yıl geçtikten sonra, üstelik de Suriye ile ülke olarak sorunlarımız olmamasına rağmen “düşman kardeş” yaptılar, askerimizi sınıra yığdılar. Sahi, Suriye ile düşmanlığı nasıl becerdiniz öyle?