Diğer solucan türlerinin aksine toprağa fayda sağlamak yerine zarar veren bu canlılar, organik maddeyi çok hızlı tüketiyor. Bu süreç, toprağın üst katmanını besin açısından fakir ve kuru bir yapıya dönüştürüyor. Sonuç olarak bitkiler ihtiyaç duyduğu besinleri alamıyor ve tarımsal üretimde ciddi kayıplar yaşanabiliyor.

Uzmanlara göre en büyük risk, bu türün yayılma hızı. Zıplayan solucanlar eşeysiz üreyebildiği için tek bir birey bile kısa sürede geniş bir alana yayılabiliyor. Ayrıca saksı bitkileri, bahçe toprağı ve taşınan organik materyaller aracılığıyla fark edilmeden farklı bölgelere taşınabiliyorlar.

Yetkililer, özellikle çiftçileri ve bahçe sahiplerini dikkatli olmaları konusunda uyarıyor. Toprakta kahve telvesine benzer granüler bir yapı oluşması, bu istilacı türün varlığına işaret edebiliyor. Erken tespit ise yayılmayı sınırlamak açısından kritik önem taşıyor.

Bilim insanları, zıplayan solucanların kontrol altına alınamaması halinde yalnızca tarımı değil, doğal bitki örtüsünü ve ekosistem dengesini de ciddi şekilde bozabileceğini vurguluyor. Bu nedenle hem bireysel hem de kurumsal düzeyde önlem alınması gerektiği ifade ediliyor.