Reklamsız Sözcü
ORAY EĞİN

Şeytanın gör dediği

25 Ekim 2015

Çetin Altan'ın entelektüel hayata en büyük katkısı döneklik oldu.

Çetin Altan'a tapınma günleri geride kaldıysa şeytanın gör dediğini yazabilirim. Sırf birisi güzel Türkçe cümle kuruyor diye büyük kusur ve günahları görmezden gelinebilir, affedilir mi?
Kemal Kılıçdaroğlu'nun sözlerini okudum: “Türkiye'nin 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren sanatta, siyasette, düşün ve edebiyat hayatında yaşadığı değişim ve çalkantılardan demokrasi, özgürlük, bilim ve akla dayanan çağdaşlaşma kavgasının bayrak kişiliklerindendi.”
Türkiye'nin çağdaşlaşma kavgasının sona ermesinde, çağdaşlığa karşı gericiliğin kazanmasında da önce kendisinin, ardından da -büyüme koşullarını gerçekten merak ettiğim- iki oğlunun katkısı az olmadı.
Çetin Altan, bizzat kendi yazısından aktardığına göre, oğlu Ahmet'i Ankara doğumevinden eve götürürken taksiye verecek parası bile yoktu. Babasından borç istediğinde “Hangi taş sertse gitsin başını ona vursun” yanıtını almıştı.
Sevgisizlik işlemiş Altan Ailesi'nin iki oğlunun çağdaş Türkiye nefretinin bedelini masum insanlar manşetlerden hedef gösterilerek hayatlarıyla, hapishanelerde çürüyerek ödedi. Devlet içinde örgütlenmiş gizli güçlerle komplolarını kamuoyu önünde yorumlarıyla, yazılarıyla, manşetlerle aklayan da bizzat Altan Ailesi'nin çocukları oldu.
Çetin Altan sadece Göztepe'deki evinin salonundaki kadife koltuktan izledi süreci.
12 Mart'ta insanlar, gözaltında kaybolurken, işkenceden geçirilip ölürken gazetedeki köşesinden darbeye destek veriyordu. 27 Mayıs'a da övgü düzen oydu.
İki oğulun bugün diktatörlükle suçladıkları Recep Tayyip Erdoğan birkaç sene önce Çetin Altan'a madalya taktığında aile alkış tutuyordu.
Son yazısından anlaşıldığı üzere Türkiye'nin halinden hiç memnun olmadan bu dünyadan giden Çetin Altan bu gidişata son 15 yılda herhangi bir şekilde hiç itiraz etmedi. Uğur Mumcu baba ve oğullarıyla Altan Ailesi'ni “aile boyu döneklik” olarak tanımlardı. O yıllarda 2.5 litrelik gazlı içecekler aile boyu olarak yeni piyasaya çıkmıştı. Altanların aile boyu dönekliği sadece bir pozisyon değişikliği değildi. Dünyanın bütün tartışmalı entelektüelleri bir uçtan bir uca savrulmuştur; bu onların düşünce hayatına katkılarını geçersiz kılmaz.
Ancak özellikle 12 Eylül ülkenin üzerinden buldozer gibi geçmişken Çetin Altan'ın solculuktan feragat edip Turgut Özal'ın yanında yer alması sadece düşünce ekseninde bir kayma değildi. Teorik altyapısı olmayan, entelektüel açıdan meşruiyeti sorgulamaya açık bu döneklik sadece sistemle uzlaşmak, teslimiyet anlamına geliyordu.
Altanlar dönekliklerine ikna edici bir açıklama bulamadılar, çünkü yoktu. Üzücü olan, Çetin Altan'ın liderliğinde bu değişim toplumun genel ruh haline de yansımıştı. Bir karikatür gibi sonradan reklamcı olan eski solculardan bahsedilir ya, parayı seçtiler diye. Çetin Altan da sistemle sadece maddi nedenlerden dolayı uzlaştı. Ama etkisi bir reklamcının şahsi tercihinden daha büyük oldu.
Türk basını tarihinde ikon statüsüne geçmiş, gençlerin örnek alıp olmak istediği iki büyük isimden birinden bahsediyoruz Çetin Altan'dan bahsederken. Bir diğeri, kuşkusuz İlhan Selçuk ve son an'a kadar mücadeleyi bırakmadı, itirazını sürdürdü.
Çetin Altan ise o ilk uzlaşmada ilkelerin çöpe atılabilir, insanların eğilebilir varlıklar olduğunu gösterdi. Binlerce insanın davadan sapmasının, düşünce hayatından ödün vermesinin yolunu açtı, bunun olabilirliğini gösterdi. Bu en büyük ihanetti işte: Açılan kapıdan binler geçti.
Uzlaşmaya hemen hazır, itiraz etmeyi bilmeyen, sorgulamayan, ilke ve omurganın kıymetinden bihaber yaklaşım Türk entelektüel hayatına egemense, bunun bir duruş olarak kabul görmesini sağlayan en önemli fikir atası Çetin Altan'dı.
Kemal Kılıçdaroğlu da onu “Türk Rönensansı'nın hikayesidir” diye ne anlama geldiğini bildiğinden emin olmadığım bu abartılı ifadeyle övecek elbette. Altan'ın araladığı o kapıdan girip günümüz Türkiye'sinde yükselen, varolan isimlerden biri de kendisi çünkü.

Aydın Doğan'a somut öneri

Bu yazarı atın

Seks sorularının uzmanı Dan Savage.

Pek dikkatimi çekmiyor, zaman zaman medyada haber yapılınca gülüyorum sadece. Güzin Abla'ya bir okuru soru göndermiş: “Erkeklerden de kadınlardan da hoşlanıyorum, erkeklerle henüz bir şey yaşamadım, ne önerirsiniz” diyor özetle. Zavallı Güzin, ne yapsın. Eski moda görüşleri LGBT bireylerden tepki topluyormuş. Ama kapasitesi de belli, bu kadar ‘karmaşık' bir denklemle ilgili fikir vermeye yeterli değil.
Türk basınına gözden kaçmış ama son derece gerekli bir reform öneriyorum: Güzin Abla'yı tarihin çöp tenekesine gönderme zamanı geldi. Toplumlar dünyanın her yerinde o kadar hızlı değişiyor ki, gazetelerin yeni dinamiklere, yeni normale adapte olmaları da zaman alıyor. Ama hiç kimseye Güzin Abla kadar çok süre tanınmadı sanırım. Sonuçta Güzin Abla kendini güncellemek yerine daha da geçersiz kıldı. Mesela, Güzin Abla hâlâ cinselliğe bir önceki çağın deyimleriyle, tercih diye yaklaşıyor. Çıkış noktası bu olunca son derece sıradan bir soru bile karmaşıklaşıyor. Oysa dünyada cinsellikle ilgili sorular çoktan “Erkeklerle mi birlikte olmalıyım, kadınlarla mı” ya da “Bekaretimi kocama mı saklamalıyım” noktasını aştı, başka senaryolar gündemde. Türkiye'de cinsel hayatın farklı yaşandığını sanıyorsanız en az Güzin Abla gibi yanılıyorsunuz. Amerika'nın meşhur seks tavsiyeleri yazarı Dan Savage'a gelen sorular bir sonraki aşamanın dertlerini yansıtıyor mesela: İnternet'ten bulduğu biriyle yatıp eve gelip hâlâ telefonundan koca arayan bir erkek bir yandan da kullanılmış iç çamaşırını satışa çıkarıyor… Karı-koca cinsel hayatlarına fantezi katmak için yeni arayışlara giriyorlar, bir süre sonra koca cinsiyetini değiştirmeye karar veriyor… Eş değiştirme kulübünde bir çiftle tanışan adam prezervatif türünü beğenmediği için onlarla birlikte olmayı reddediyor… Uzun mesafeli ilişki yaşayan bir çift cinsel birlikteliği Skype üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor…
Eskiden Türk porno dergilerinde, Bulvar gazetesinde falan masabaşından yalan-yanlış senaryolar yazılırdı, kahkahalarla okurduk. Gerçek olamayacak kadar saçmaydı. Oysa Savage'ın ciddi bir okur kitlesi var ve gerçekten kafalarındaki sorulara yanıt arıyorlar. Çünkü günümüz cinselliği gerçekten absürtle karmaşıklık arasında gidip geliyor.
Astroloğunu yurtdışından getiren Hürriyet de bir an önce Güzin Abla'yı evine yollayıp Dan Savage'ın köşesini yayımlamaya başlamalı. Madem basının amiral gemisi, bu konuda da öncülük yapmalı. Bu bir ilericiliktir. Hem belki ilk yazısında uyduruk sekizinci sınıf bir köşe yazarının neden ona buna tehdit savurduğunu da yanıtlar Savage. Bu konunun kesinlikle önceliği olmalı.

Bir Taner Ceylan tablosu

Prensesin kellesi ne oldu?

Taner Ceylan prensesin gövdesine ressamın kellesini yerleştirdi.

Bir­kaç ay ön­ce New Yor­k'­ta bir da­vet­te Ta­ner Cey­la­n'­la kar­şı­laş­tım ve sa­de­ce Met­ro­po­li­tan Mü­ze­si'n­de bir tab­lo­yu in­ce­le­mek için gel­di­ği­ni söy­le­di. Ta­kın­tı­lı bir şe­kil­de her gün gi­dip o tab­lo­ya ba­kı­yor­muş, her kö­şe­si­ni ez­ber­le­yip ça­lı­şı­yor­muş. Ye­ni çi­ze­ce­ği bir re­sim için ol­du­ğu­nu söy­le­di, o za­man tam ola­rak kar­şı­mı­za ne çı­ka­ca­ğı­nı bil­mi­yor­dum.
Tek bir dev tab­lo geç­ti­ği­miz gün­ler­de New Yor­k'­ta Pa­ul Kas­min Ga­le­ri'de kar­şı­mı­za çık­tı. Açı­lış ge­ce­sin­de bir­lik­tey­dik.
Gün­ler­ce Met­ro­po­li­ta­n'­da ça­lış­tı­ğı Je­an-Au­gus­te-Do­mi­ni­qu­e In­gre­s'­in 1851-53 ta­rih­li Prin­cess de Brog­li­e tab­lo­su­nun Cey­lan ta­ra­fın­dan ye­ni­den çi­zil­miş ha­li. Ta­bi­i bu ye­ni­den ya­rat­ma sü­re­ci­nin için­de epey bir oyun var. In­gres bu tab­lo­yu çiz­di­ğin­de ya­pı­lan ilk eleş­ti­ri­ler­den bi­ri pren­se­si de­ğil de, ken­di­si­ni yan­sıt­tı­ğıy­mış. Ta­ner Cey­lan da Os­car Wil­de'ın her por­tre­nin çi­zi­le­nin de­ğil de çi­ze­nin his­le­riy­le ta­mam­lan­dı­ğın­dan yo­la çı­ka­rak In­gre­s'­le Pren­se­s'­in yer­le­ri­ni de­ğiş­tir­miş.
In­gre­s'­in Met­ro­po­li­ta­n'­da ası­lı tab­lo­su­nun bi­re­bir kop­ya­sı gi­bi dü­şü­nün Ta­ner Cey­la­n'­ın işi­ni, ama bu se­fer pren­se­sin ka­fa­sı­nın ye­rin­de res­sa­mın­ki var. Hem de gö­ğüs kıl­la­rı­na ka­dar.
Pa­ul Kas­min Ga­le­ri'de bu ana tab­lo­ya ka­dar gi­den sü­re­cin hi­ka­ye­si es­kiz­ler de var. Ora­da da bir oyun yap­mış Cey­lan. Bu se­fer de ken­di ka­fa­sı­nı yer­leş­tir­miş. Bu­nun da me­sa­jı açık: Her tab­lo çi­ze­ni yan­sıt­tı­ğı­na gö­re, as­lın­da pren­ses kı­lı­ğın­da­ki In­gres de Cey­la­n'­ın ken­di­si­ni. Cey­la­n'­ın an­lat­tı­ğı hi­ka­ye­nin pek çok kat­ma­nı var ve cin­sel kim­lik­ler­de­ki ge­çiş­ken­lik bun­lar­dan sa­de­ce bi­ri. Sa­na­tın ye­ni­den üre­ti­le­bi­lir bir sü­reç ol­du­ğu, res­sa­mın ken­di dah­li­nin öne­mi göz­le gö­rü­lür te­ma­lar­dan ba­zı­la­rı. Et­ki­len­me­mek müm­kün de­ğil, ni­te­kim New York sa­nat çev­re­le­rin­den de epey al­kış al­dı.

Bilal, doktorayı bitiremeyecek

Söyleyen de bir İtalyan

İtalyan filozof Eco'ya göre doktora tezi
en fazla altı senede bitirilmeli.

Bilal Erdoğan'la bazı ortak özelliklerimiz var… Ben de onun gibi doktora yapıyorum… Gerçi o benden ileride; ben daha yeni başladım, anladığım kadarıyla o derslerini vermiş, doktor adayı olmuş ama tezini tamamlamamış.
Hemen söyleyeyim: O doktorayı bitiremeyecek ve akademik unvanını alamayacak. Bunu da bizzat İtalya'nın en meşhur yazar/filozoflarından Umberto Eco söylüyor.
Eco'nun 1977'de yazdığı ve bugüne kadar hiç güncellenmeyen “Nasıl Tez Yazılır” adlı bir kitabı var. Tam da adı gibi, madde madde nasıl tez yazılacağını anlatıyor. Asıl hedefi döneminin İtalyan öğrencileri ama Eco'nun önerileri evrenselliğini koruyor ve hâlâ akademinin en yararlı tavsiye kitaplarından biri.
Eco, bir doktoranın en iyi ihtimalle üç, en kötü ihtimalle altı senede tamamlanacağını yazıyor. Altıncı seneden sonra doktora öğrencisinden pek bir şey beklenmez, diye ekliyor. Çünkü bir tezin üzerinden çok vakit geçmişse, öğrenci altı senede bu tezi tamamlamadıysa büyük ihtimalle ilgisini yitirecek, bitirme iradesini kaybedecektir. Akademisyenler ve tez danışmanları altı sene geçmesine rağmen hâlâ tezini teslim etmediyse öğrenciden umutlarını keserler. Bakalım, yaklaşık 10 senedir doktora yapmaya çalışan Bilal bu açıdan Umberto Eco'nun ezberini bozacak mı? Bence zor. Bahisleri açalım.
Not: Türk medyası doktorayı tamamlamanın ne olduğunu öğrenmeli. Birisinin doktorayı tamamlaması için tezini vermesi, savunması ve unvanını alması gerekiyor. Bir de derslerini tamamlayıp, sınavlarını verip doktor adayı olmak var. Geriye sadece tez savunması kalınca doktora öğrencisi doktor adayı oluyor.

İletişim: Bana Twitter, Facebook ve Instagram'dan ulaşabilirsiniz: @orayegin.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp