Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Bir Tezer Özlü romanı, ‘Lirik Prenses Tezer’
Bir Tezer Özlü romanı, ‘Lirik Prenses Tezer’
'İnadına Yaşanan Zararına Aşklar' , 'Aşk O Kadar Aşk', 'Amigdala' ve 'Duygu Koleksiyoncusu' adlı kitaplarıyla kendisine geniş bir okur kitlesi edinen yazar Selda Terek Bilecen’in yeni romanı 'Lirik Prenses Tezer' Destek Yayınları’ndan çıktı
Kültür Sanat 4 Şubat 2017 - 11:32

Güçlü kaleminin yanı sıra, hayata karşı takındığı cesur ve sıra dışı tavrıyla da Türk edebiyat tarihine imzasını atan merhum yazar Tezer Özlü'nün, trajedilerle dolu yaşamından derin izler taşıyan ‘Lirik Prenses Tezer’, edebiyat fakültesi son sınıf öğrencisi genç bir kızın, Tezer Özlü'nün hayatı’ konulu bitirme ödevinin araştırmalarına başlamasıyla değişen kaderini anlatıyor.

tezer1

Yazar Tezer Özlü'nün tarihteki izini süren genç kızın, kendi yaşamıyla merhum yazarın yaşamı arasındaki akıl almaz benzerlikleri fark ettiğinde kendinin de sürüklendiği acıklı sonu tahmin etmesi zor olmuyor.

Yalın anlatımı ve ustalıklı kurgusuyla öne çıkan ‘Lirik Prenses Tezer’ kolay okunan ama çabuk unutulmayacak kadar etkili ve sarsıcı bir roman…

tezer2

ARKA KAPAK

Edebiyat fakültesi son sınıf öğrencisi genç bir kız, hocası tarafından verilen Tezer Özlü'nün hayatını yazma ödevi için araştırmalarına başladığı anda karşılaştığı bir gerçekle şaşkınlığa düşer. Yazarın yaşamıyla kendi yaşamı arasında izdüşümsel bir benzerlik vardır ve bu keşfinin ardından çıktığı içsel yolculuk onu neyin gerçek neyin hayal olduğunun belli olmadığı, içinden çıkılması imkânsız bir uçuruma sürükler.

O, sıradan bir hayatı sıra dışı yaşadı…

O, ikinci bir dilde kitap yazıp, Marburg Edebiyat Ödülü'nü alan ilk Türk yazardı..

O, adı ‘Lirik Prenses’ olsa da hiçbir zaman bir masal prensesi kadar masum olmadı, masallarda yaşamadı, masal kovalamadı. Hikâyesinde kötü kalpli cadılar yoktu belki ama insanın ruhunu yaralayan çırılçıplak gerçekler vardı…

O, müthiş üslubu, duyguları dile getirişindeki sakınmasız ve cesur dürüstlüğüyle okuyucunun kalbine girdi, sadece kaleminin ucuna kadar gelenleri yazdı…

O, inandığı gibi yaşadı, sınır tanımadı, içindeki “ben”i ararken belki de kendini kazıdı…

O, çoğumuzun değil yaşamaya, anlamaya direndiği gerçekleri aradı..

Bu toplumun onun gibi yalansız bir dünya özlemi çeken, kendi devrimini yapabilen, engel tanımayan güçlü kadınlara ihtiyacı vardı…

tezer3

Ancak…

Ne ölümden korkmaktan ne de onu düşünmekten beis duydu ve bir kış günü, o eşsiz gülüşü solmadan bu hayata gözlerini yumdu. Zaten, şairler erken ölür derler. O bir şair değildi diyenlere ise yazdığı şu minicik satırlar yeter:

“Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum…”