Reklamsız Sözcü

‘Boşanmalarda asıl mağdur erkekler’

Boşanmalarda göz ardı edilen ‘erkek’ mağduriyetine Sözcü mercek tuttu. Boşanma davalarında uzman olan avukat Özgecan Sırma, konuyla ilgili olarak çarpıcı tespitte bulundu. “Ataerkil yapının kurbanı aslında erkekler. Boşanmalarda mağduriyetlerini gizleyip yansıtamıyorlar. Cinsiyetçi yaklaşım reddedilmeli. Kadın erkek demeden insan hakkı olarak bakılmalı” diyen Avukat Sırma buna örnek olarak ise 'doktor eşinden dayak yiyen ve utandığı için polise bile gidemeyen' erkek müvekkilini gösterdi. İşte boşanma davalarının çok konuşulacak 'bilinmeyen' yönleri...

Şeyma ULUSOY
android-time 08:13
‘Boşanmalarda asıl mağdur erkekler’
Boşanmalarda göz ardı edilen ‘erkek’ mağduriyetine Sözcü mercek tuttu. Boşanma davalarında uzman olan avukat Özgecan Sırma, konuyla ilgili olarak çarpıcı tespitte bulundu. “Ataerkil yapının kurbanı aslında erkekler. Boşanmalarda mağduriyetlerini gizleyip yansıtamıyorlar. Cinsiyetçi yaklaşım reddedilmeli. Kadın erkek demeden insan hakkı olarak bakılmalı” diyen Avukat Sırma buna örnek olarak ise 'doktor eşinden dayak yiyen ve utandığı için polise bile gidemeyen' erkek müvekkilini gösterdi. İşte boşanma davalarının çok konuşulacak 'bilinmeyen' yönleri...

Türkiye’de adliyelerde, icra davalarından sonra en çok mesai boşanma davalarında harcanıyor. Adliyelerde halihazırda onbinlerce boşanma davası görülüyor. Gerek mahkeme heyetinin gerekse kamunun tutumu ise hep kadından yana oluyor. İstanbul’da boşanma davalarında uzman isimlerden avukat Özgecan Sırma, konuyla ilgili çarpıcı tespitlerde bulundu. Toplumdaki ‘ataerkil’ bakış açısının esas mağdurunun erkekler olduğunu savunan Avukat Sırma “Bu toplumsal soruna, kadın erkek demeden insan hakkı olarak bakılmalı” dedi. İşte Özgecan Sırma’nın bir kadın olarak özeleştiri ve bir avukat olarak ise tespitleri…

Avukat Sırma (sağdaki) Sözcü muhabiri Şeyma Ulusoy'un sorularını yanıtladı.

Avukat Sırma (sağdaki) Sözcü muhabiri Şeyma Ulusoy’un sorularını yanıtladı.

 Evliliklerde hukuki açıdan en riskli dönem ne zaman?

Evliliklerde ilk beş ve on yıllık süreçte çiftler arasında maddi ve kişisel anlaşmazlıklardan doğan sebeplerden ayrılık kaçınılmaz oluyor. Tabi 5 ve 10 yıllık evliliklerin en büyük mağduru da küçük çocukları oluyor. Velayet anlaşmazlığı bu süreçte en büyük yarayı çocuklar alıyor.

“VELAYETTE ÇOCUĞUN YÜKSEK MENFAATİ DİKKATE ALINMALI”

Boşanma davaları sonucunda genelde velayet anneye veriliyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Velayetler de en büyük yanılgı toptancı bir kanaat ile direk anneye verilmesidir. Oysa ki velayet çocuğun yüksek menfaati dikkate alınarak karara bağlanması gereken bir husustur. Babaya velayetin her yaşta verilmesi hususunda kanunlarca bir engel olmadığı halde özellikle 0-2 yaş aralığında olan çocuklar için anne bir tehdit veya tehlike oluşturmadığı takdirde velayet anneye bırakılmaktadır. Kanaatimiz yaş ayrımı olmaksızın her koşulda ve yaşta detaylı ve uzman görüşüne dayalı bir araştırma ile çocuğun en iyi bakım ve ilgiyi göreceği yerde olmasıdır. Uygulamada ne yazık ki neredeyse her yaş grubu çocuk için çoğunlukla ilgili araştırma yapılmadan taraflar dinlenilmeden velayet tensip zaptı ile anneye bırakılıyor. Baba şefkati ve özenli bakımını ne yazık ki ikinci planda değerlendirilirken boşanmalarda her zaman mağdur çocuklar oluyor.

Şimdilerde ortak velayet kavramı konuşulur oldu, nedir ortak velayet?

Evet, ortak velayet gündemimize yeni girdi. Çocukların velayeti konusunda anlaşmazlığı olduğu takdirde anne ve baba kendilerinin belirlediği düzenleme ile gün saat sınırlamasını ortadan kaldırıyor. Uygulama yeni olduğu için tarafların zaman içerisinde yaşayabilecekleri bir anlaşmazlık durumunda yeni mağduriyetleri de yaratabilecek, her ne kadar velayet bağı olsa da fiilen yanına verilmemesi ile ilgili taraflardan biri sorun yaşayabilecektir.

FOTO:SÖZCÜ - Boşanma davaları konusunda uzman olan Avukat Özgecan Sırma, çarpıcı tespitlerde bulundu.

FOTO:SÖZCÜ – Boşanma davaları konusunda uzman olan Avukat Özgecan Sırma, çarpıcı tespitlerde bulundu.

‘'ÇOCUKLAR EŞYA GİBİ İCRAİ YOLLA ALINMAMALI''

Çocukların icra yolu ile görülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ayrılıklarda ne yazık ki taraflar çocuğu koz olarak kullanıyor ve hükümlerin uygulanmasını çetrefilli hale getiriyor. Bu durumlarda çocuklar maalesef sanki bir eşya gibi, icrai yollarla ile alınıyor. Bu durumlara sebep olan taraf ister anne ister baba olsun velayet hakkının kötüye kullanılmasına ve çocuğun zarar görmesine sebep olduğu için velayet hakkının kendisinden alınmalıdır. Sağlıklı aile bağı kurulması için anne veya babanın sınırlı görüşmelerden kurtulup esnek çocukların menfaati göz önünde bulundurulması gerektiği kanaatindeyim.

“GİZLİ MAĞDUR ‘BABALAR’ GİTTİÇE ARTIYOR”

Erkek kadın ayırt etmeksizin mahkemelerce verilen uzaklaştırma kararlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hükümleri şiddet gören veya mağdur eş, erkek, kadın gözetmeksizin aynı şekilde uzaklaştırma alınmasını ön görüyor. Ancak gerek kanunun ismi gerekse toplumsal nedenler ile mahkemelerin kanaati uygulamada bu kararları nadiren görmemize neden olmakta ve ‘gizli mağdur' babalar gittikçe artmaktadır. Kadın- erkek ayrımı olmaksızın ön yargılardan uzak dosyasına göre gerekçeli kararlar verilmelidir.

Uzaklaştırma talep eden tarafın iddialarının gerçekliği ve samimiyeti araştırılmaksızın verilen bu kararlar genellikle babanın kirasını ödediği veya sahibi olduğu, çocukları olan evine yaklaşmasını engelleyip hem evsiz hem külfet altında bırakılmış hem de çocukları ile ilişkisi sınırlandırılmış yeni bir kaos ortamı oluşturmaktadır. 6284 sayılı kanun uyarınca bu karar talep üzerine verilmekte olduğundan bu tarz mağduriyetler oluşmaması adına incelemeye tabi tutulmalıdır ki yeni mağduriyetler oluşmasın.

DOKTOR EŞİNDEN DAYAK YİYEN ERKEK…

Bu konuya çok çarpıcı bir örnek verebilirim. Yakın zamanda vekaletini aldığım serbest meslek sahibi bir baba, şiddetli geçimsizlik nedeniyle doktor eşinden boşanmak istiyor. Kocasının kendisinden boşanmak istemesini hazmedemeyen kadın, kocasını darp ediyor. Adamcağız yaşadığı olayın travmasını atlatamayıp iki gün boyunca kendisini odaya kilitliyor. İki günün sonunda beni arıyor ve durumunu utana sıkıla mahçup bir şekilde anlatarak yardım istiyor. Kendisine ‘Neden olay olduğu polise gitmedin ve hastaneden darp raporu almadın' şeklinde sorduğumda şu içler acısı cevabı verdi; “Bir erkek olarak eşimden dayak yediğimi nasıl gidip başkalarına anlatıp yardım isteyebilirim ki?” Telkinlerimiz üzerine odasından çıkan bu adam hastaneye giderek darp raporu alabildi ve şikayette bulundu. İşte ataerkil toplumun asıl kurbanları bilinenin aksine erkekler. Çünkü toplum baskısı yüzünden mağduriyetlerini dile getirip kanuni haklarını talep edemiyorlar.

“KADIN ERKEK OLARAK DEĞİL ÖNCELİKLE İNSAN OLARAK BAKILMALI”

Cinsiyetçi yaklaşımdan uzak kadın-erkek hakkı demeden İnsan hakkı diyoruz. Önceliğimiz ortak çocuk varsa çocuğun Yüksek Menfaati olmalı. Yani bugün ülkemizde kadının mağduriyetinin konuşulduğu gibi erkeklerin yaşadığı mağduriyetlerde konuşulmalı ve çözüm aranmalı. Toplum baskısı ve mahkeme yaklaşımları sebebi ile mağduriyetlerini gizleyen erkeklere de kulak verilmeli. Dosyasına göre özel olmakla bir olumsuz bir eylemi olmadığı halde veya sosyal ekonomik olarak çocuğuna daha iyi bakabilecek halde iken veya takdir edilen nafakayı ödemekte zorlanacak iken, İlk karar ile daha kendisini ifade edemeden uzaklaştırma kararı verilen, nafaka yükümlüsü olan ve çocuğundan uzaklaştırılan babalar mağdur olmaktadır. Çocuklar nafaka ve talepler hususunda koz haline getirilmektedir. Erkekler boşanma davalarını çocuklarını kaybetmemek ve bu sorunları yaşamamak adına feragat ile çekmekte, mutsuz evliliklere hapis olmaktadır. Bu süreçler karşılıklı nefreti oluşturup, korkulan olaylara da sebep vermektedir. Örnek dosyalarımızda baba olmaya hazır değil iken düşüncesi dahi alınmadan baba olmak zorunda kalan daha sonra çocuğu ile görüşüne engel konan kendilerine karşı haksız tazminat talepleri ve ceza davaları açılan müvekkiller bu sürece dayanamayıp davaları çekmekte ya da çocuklarından ayrı maddi zorluk içerisinde bir sınav vermektedir. Darp edilen ancak darp raporu dahi almaktan çekinen müvekkiller de toplumun yaklaşımının mağduriyetlerini nasıl beslediğini göstermektedir. Benzer bir çok örnek ile kadın da erkekte mağdur olmakta ve iki tarafa da dikkat çekilmesi gerekmektedir.

“ÖNEMLİ MESELELERDEN BİRİSİ NAFAKA”

Genel olarak erkeklerin yükümlülük altında bulunduğu nafaka hükümleri uygulamada ekonomik dengeler ve giderler yeterince değerlendirilmeden bir tarafı fakirleştirecek şekilde uygulanmaktadır. Ayrıca kısa süreli evliliklerde dahi bu nafakalara hükmedildiği görülmektedir. Nafakanın tensip ile taraflar dinlenilmeden karara bağlanması ve denetimsizliği ciddi sorun teşkil etmektedir.

“MAL PAYLAŞIMI HAKKANİYETLİ DEĞİL”

Edinilmiş mal kapsamında olan evlilik birliği içerisinde edinilen mallar ortak olup, boşanma sonrası ayrı bir dava ile karara bağlanmaktadır. Her ne kadar evlilik birliği içerisinde olsa da yoğun çalışma ve yılların bilgi birikim emeği sonucu elde edilmiş olan mallarında bu rejime tabi olmasını hakkaniyetli görmüyor ve yanlış buluyorum.

FOTO:SÖZCÜ - Avukat Sırma, boşanma davalarının 'bilinmeyen yönlerini' Sözcü'ye anlattı.

FOTO:SÖZCÜ – Avukat Sırma, boşanma davalarının ‘bilinmeyen yönlerini’ Sözcü’ye anlattı.

“BOŞANMA DEVAM EDERKEN AŞK YAŞAYAMAZSIN”

Tarafların sadakat yükümlülüğü boşanma davası sürecinde nasıl olmalı?

Davalar mahkemelerin yoğunluğu ve çekişmeler sebebi ile uzun yıllar sürebilmekte. Her iki taraf boşanmak istese dahi velayet, nafaka vb. hususlarda anlaşmadığı için boşanma yönünden bir ara hüküm verilmeyip, resmi olarak evlilik birliği devam ettiği için sadakat yükümlülüğü de ne yazık ki devam etmekte ve taraflar psikolojik olarak baskı altında bırakılmaktadır. Temyiz aşamasında boşanma yönünden temyiz etmeyip diğer hükümler temyiz edilip, boşanma sağlanabilirken karşılıklı boşanma arzusu olan kişilerin davası sürerken bu haktan mahrum olmaları doğru değildir. Yani boşanma davan sürerken aşk yaşayamazsın.

“EVLİLİKTEKİ ÖZEL HAYAT YASADA NET DEĞİL”

Türk toplumunda yaygın olan kanaat evlilikte özel hayat olmaz. Yasa buna ne diyor? Boşanma davalarındaki yansıması nasıl?

Yargıtay kararları da göstermekte ki aslında evlendiğiniz zaman bir özel hayatınız kalmıyor. Yani eşler ortak evde gizlemeden; günlük, bilgisayar, sosyal medya hesapları ve cep telefonu gibi özel kullanımlarında olan şeyler şahsa özel kalmıyor. Yasa bu konuda özel hayatı biraz teğet geçmiş diyebiliriz. Bunun sınırları daha net ve belirgin ortaya konmalı. Gerçi toplum yapımız evlilikte özel hayat kavramını sindirebilmiş değil. Ancak özel hayatın evlilik birlikteliği içinde sınırlarının yasalarla net bir şekilde çizilmesi gerekir. Hatta bunlar boşanma davalarında delil olarak kullanılıyor. Özgürlük alanları sınırlanıyor.

“AYNI ÇATIDA ALTINDA YAŞANAN SEVGİLİLİK DE AİLE BİRLİĞİ OLARAK KABUL EDİLMELİ”

Toplumsal bir gerçek olan dini nikahın kanunlarda bir karşılığı var mı? Resmi nikahtaki gibi boşanmalarda ne gibi hakları var?

Nikah olmadığı için bir boşanmadan bahsedemiyoruz ancak dini nikah ile yaşayan eşe bir takım haklar verildiği Yargıtay uygulamalarında da görülmektedir. Geçerli bir aile birliği olduğunu ve ortak yaşamı ispat edebilen eş tazminat gibi bir takım taleplerde bulanabilir. Terör tazminatı da buna dahildir. Genel olarak imam nikahı altında gördüğümüz bu beraberliklerin başka bir şekilde zuhur etmesi halinde mahkemelerin takdiri nasıl olur örneği ile görmek gerektiği kanaatim var. Zira burada hukukun aradı aile birliği, aynı çatı altında yaşanan sevgililik için geçerli olmayacağı görülecektir. Sevgililik veya başka din mensubu olarak yaşanan beraberliklerde aynı çatı altına alınmalıdır.

(Devam edecek)

(Siz de yaşadığınız mağduriyeti ya da haber değeri taşıdığına inandığınız bir olayı yakintakip@sozcu.com.tr adresine yazın, sesinizi duyuralım)

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Son güncelleme: android-time 10:2704.04.2018
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more