Reklamsız Sözcü

Anne babalar dikkat! 14. yaş çok önemli

10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü'nde sozcu.com.tr'ye özel bilgiler veren Türk Nöropsikiyatri Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Elif Mutlu, 14 yaş ve civarında başlayan ergenliğin yol açtığı fiziksel ve ruhsal değişimlere değindi. Bu dönemin bedensel olarak çok güçlü ama ruhsal olarak çok karmaşık geçtiğini belirten Mutlu, madde bağımlılığı, yeme bozuklukları, depresyon ve kronik ruhsal problemlerin bu yaşlarda kritik bir etkisinin olduğunu vurguladı. Peki aileler bu tehlikelere karşı neler yapmalı?

Eser AKGÜL
android-time 18:45 10 Ekim 2018
Anne babalar dikkat! 14. yaş çok önemli
10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü'nde sozcu.com.tr'ye özel bilgiler veren Türk Nöropsikiyatri Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Elif Mutlu, 14 yaş ve civarında başlayan ergenliğin yol açtığı fiziksel ve ruhsal değişimlere değindi. Bu dönemin bedensel olarak çok güçlü ama ruhsal olarak çok karmaşık geçtiğini belirten Mutlu, madde bağımlılığı, yeme bozuklukları, depresyon ve kronik ruhsal problemlerin bu yaşlarda kritik bir etkisinin olduğunu vurguladı. Peki aileler bu tehlikelere karşı neler yapmalı?

10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün bu yılki odağında gençler var. Dünya Sağlık Örgütü tarafından Gençler ve Değişen Dünyada Ruh Sağlığı temasının işlendiği bugüne özel açıklamalar yapan uzmanlar, gençlerin ve çocukların günümüzde karşılaştıkları tehlikelere ve alınması gereken önlemlere değindi.

Konu ile ilgili sozcu.com.tr’ye özel bilgiler veren Türk Nöropsikiyatri Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Elif Mutlu da çocukların edinmesi gereken temel yaşam becerilerini sıralayarak, koruyucu bir önlem almanın adımlarını sıraladı. Mutlu, kişilik gelişiminde 14 yaş ve civarının önemine değinerek, bu dönemin bedensel anlamda çok güçlü ancak ruhsal anlamda çok karmaşık olunduğu bir dönem olduğunu vurguladı. Bu karmaşanın çözülmesine yardımcı olabilmek hem bireyin kendi yaşamında hem de sağlıklı bir toplumun oluşmasında önemli bir yeri olduğunu belirten Mutlu, ailelerin madde bağımlılığı, depresyon, yeme bozuklukları gibi tehlikelerin önüne geçebilecekleri öneriler sıraladı. İşte Mutlu’nun aktardıkları:

Gençlerde madde bağımlılığını ortaya çıkaran pek çok neden var. Bunların çok küçük bir kısmı genetik ve biyolojik nedenler aslında. Bunun dışındakilerin hepsi kişilerin ruhsal özellikleri ile ilgili. Ruhsal özellikleri en başta belirleyen şey ise çocukluktan itibaren gelişen aile ilişkileri, sonrasında da çocuğun öğretmeniyle ve arkadaşlarıyla gelişmeye başlayan sosyal ilişkileri. Bu noktada çocuğun ihmal edilip edilmediği çok büyük bir önem taşıyor. Çocuğun ihmali ile kast edilen şey sadece sevgisizlik değil, örneğin çocuğun eğitim hakkının engellenmesidir. Eğitim de sadece okuldaki eğitim değil örneğin yaşamdaki zorluklarla nasıl başa çıkabileceğini öğrenmesidir.

BEDEN GÜÇLÜ, RUH ÇALKANTILI

ergenlik-sorunlari-shutter

Ergenliğin alametifarikası: beden yaşamın en güçlü dönemindedir, ruhsal olarak ise yaşamın en çalkantılı dönemidir. Delikanlı tabiri de oradan gelir zaten. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ruh sağlığı sorunlarının yaklaşık yarısı 14 yaş civarında başlamaktadır, ancak bu sorunları çoğu ne yazık ki fark edilmemektedir. Ergenlik döneminde bedene yetişemeyen ruhsal olgunluk, onların kafasını karıştırıyor. Mesela sinirliliklerini, güçlülüklerini ya da güçsüzlüklerini çok fazla kestiremiyorlar, risk almaya yatkın oluyorlar. Şu çok önemli; bu dönemin doğal özelliklerini mutlaka bilmek gerekiyor. Bunu ne yazık ki gözden kaçırıyoruz ve ergenleri hep sorunlu bir grup olarak görüyoruz. Bir de bizim ülkemize özgü çocukların bu çağlarında maruz kaldıkları fazladan stres unsurları var; sürekli değişen eğitim ve sınav sistemi. Çocuklar sürekli sınava giriyorlar ve bütün bu stres unsurlarına karşı ve ayrıca maddelerin toksik etkilerine karşı hayli duyarlılar. Yani dışarıdan gelen biyolojik ya da psikolojik bütün streslere karşı ergenlik döneminde hayli kırılgan bir yapı vardır. Dediğim gibi bu dönemin ruhsal özelliklerini iyi tanımak lazım. Dolayısıyla yetişkinlerin, öğretmenlerin, ailelerin ergenlerin doğal reaksiyonlarını tanıması gerekiyor. İkinci olarak ise az önce söylediğimiz riskleri bilmeleri lazım ki davranışlarının hangisi normal, hangisi tehlikeli, hangisi bir madde kullanımının belirtisi olabilir, ne türden işaretler bir depresyon belirtisi olabilir; tüm bunları anlamaları gerekiyor.

“KENDİ KENDİLERİNE VAKİT GEÇİRMELERİNİ ÖĞRETMEK GEREKİYOR”

Mesela önemli bir konu var: anne babaların, çocukların kendi kendilerine vakit geçirmelerini öğrenmeleri gerekiyor. Bu öğrenilen bir yetidir ve bu genellikle ebeveynlere bakarak öğrenilir. Bunun yöntemleri var; mesela hobiler, kitap okumak, spor yapmak gibi… Bu tip etkinlikler sadece zamanın geçmesini beklemek için değil geçen zamanı verimli kullanabilmek için yapılır aslında. Toplumumuzda bu nokta gözden kaçıyor. Tabi annelerin aşırı iş yükü ile de alakalı bu durum ama biraz da bilgisizlikten kaynaklanıyor. Onlara bu becerilerin öğretilmesi gerekiyor. Mesela stresle başa çıkabilme, üzüldüğün ya da sinirlendiğin zaman kendini sakinleştirebilme, çok mutlu olup coştuğunda o coşkuyu bir süre sonra kontrol altına alabilme, çok sabırsız olduğun ve bir şeyi yapmayı çok istediğin zaman eğer bu şey biraz riskli ise bunu erteleyebilme… Bütün bu durumlara karşı geliştirilecek davranışların öğretilmesi gerekiyor. Kendi kendine bunların keşfedilmesi riskli ve zaman alıcıdır ve ayrıca herkes bunu tek başına keşfedemeyebiliyor. Bu beceriler edinilmediğinde o zaman ergenler ve çocuklar bu duygularını ve coşkularını yatıştırmaya yardımcı her türlü tehlikeye açık oluyorlar. Nedir bu tehlikeler? Uyuşturucu maddeler ya da bilgisayar oyunları. Ya da can sıkıntısı ile başa çıkmayı bilmediklerinde ne yapıyorlar? İnternette ve sosyal medaya çok uzun süre vakit geçiriyorlar. Ruhsal sağlığın korumasından bahsederken, çok temel yaşam becerilerinden bahsediyoruz aslında. Bir kişinin can sıkıntısının üstesinden gelmesi, kendi kendini oyalayabilmesi, mutsuzluğu atlatabilmesinin yollarını öğrenmesi gerekiyor.

ERGENLİĞİN SONLANMA YAŞI 24’E ÇEKİLDİ

Şu anda son günlerde üzerinde en çok konuştuğumuz konu şiddet, yani öfke kontrolü. Öfke kontrolü de az önce saydığımız gibi aslında kişinin kendi duygularını düzenleme becerilerinden bir tanesidir. Hiç öfke kontrolü ile ilgili bir eğitimin yapılmadığı bir toplumda bunun kendiliğinden sağlanmasını bekleyemeyiz. Ki gençlerde ve ergenlerde şiddete yatkınlık zaten vardır. Çünkü riskli ve tehlikeli hareketlere meyillidirler. Mesela başkalarına sataşma ve kavgaya karışmak gibi… Bütün bunlar duygu düzenleme becerisi ile ilgili bir durumdur. Ergenlerin dediğim gibi hızla büyüyen ve olgunlaşan bir bedene karşı karmaşık bir ruhsal yapıları var ve bu ruhsal yapıları ancak 24 yaşının sonunda olgunlaşıyor. Şu an biz ergenliğin bitişi eskisi gibi 18 değil, biz bu yaşı 24 yaşa çektik. 24 yaşına kadar beyinde biyolojik değişiklikler oluyor ve bu yaşa kadar ruhsal gelişim henüz tam olarak olgunlaşmış olmuyor.

AİLELER NE YAPMALI?

Öncelikle ergenliğin sıra dışı bir dönem olduğunu ve bunun doğal özelliklerini bilmeleri gerekiyor. Bu özellikler nedir; mesela ergenler daha dürtüsel kararlar verir, frenleri zor tutar ama çok çabuk gaza gelirler, duygularını çok şiddetli yaşarlar, üzüntüler çok acılı sevinçler çok coşkulu olabilir, pek çok duygu ilk bu yaşlarda yaşanır, deneyimlenir, bir gruba ait hissetme hissi gelişir, ki bu çok önemlidir.

İkincisi ergenlerin erişkinlerle çatışma yaşaması çok doğal ve beklenen bir şeydir. Ergenlerden itaat etmesini beklemek onların gelişmesi için çok iyi bir şey değildir. Ama bu çatışmanın elbette sınırları vardır. Çatışma yaşaması da ergenliğin alameti farikalarından biri olan baş kaldırı ve isyandır. Onlar hemen her şeye isyan ederler. Ergenler ne olmak istediklerine tam tanımlayamaz ama ne olmak istemediklerini çok iyi söylerler. Dolayısıyla beğenmedikleri ve karşı çıktıkları şeyleri tanımlayarak aslında kendisinin ne olduğunu ve değer yargılarını oluşturur. Dolayısıyla karşı çıkma ve çatışma beklenen bir durumdur. Kabul edilmeyen davranışlar da olabilir tabi; şiddet ve saldırganlık gibi.

Üçüncüsü depresyon ergenlik döneminde daha çok ajitasyonla ortaya çıkar. Ailelerin bu farkı bilmeleri gerekiyor. Yani biz depresyon dediğimiz zaman içe kapanma, hüzünlenme, sürekli ağlama gibi bir tablo düşünürüz ama ergenlikte depresyon öfke, ajitasyon, tahammülsüzlük, hırçınlık belirtileriyle ortaya çıkar. Bu hırçınlık, öfke ve ajitasyon gerçekten ergenlik döneminin doğal bir özelliği mi yoksa bir ruhsal hastalığın bu dönemki belirtisi mi bunu mutlaka anlamak, ayırt etmek gerekiyor. Bunu kim anlayacak? Biz psikiyatristlerin, aile hekimlerinin, öğretmenlerin ve tabi ki ailelerin bilmesi gerekiyor.

Dördüncüsü yeme bozuklukları da çok önemli bir sorundur ve genellikle bu yaşlarda ortaya çıkar. Yani bir kişinin beden algısındaki değişiklik yeme alışkanlığı, banyoda uzun süre vakit geçirmesi, tıkınırcasına yemek yemesi gibi durumlara dikkat etmeli.

Ayrıca uyuşturucu kullanımı da bu yaşlarda başlıyor genellikle. Çocuğun fazla para harcaması, evde az zaman geçirmeye başlaması, arkadaş çevresinin bir anda değişmesi, ebeveynlerden gizlenme çabası gibi davranışlar bu sorunun belirtileri arasında görülüyor.

Son olarak kronik ruhsal hastalıklar yine bu yaşlarda başlıyor. Şizofreni gibi hastalıkların ilk belirtileri 15-20 yaş arasında ortaya çıkar. Okul başarısında ani düşüş, arkadaşlarından uzaklaşma, sessiz kalma, içe dönme, uyku düzenindeki değişiklilkler bir ruhsal hastalığa işaret ediyor olabilir.

İLGİLİ HABERDünya Ruh Sağlığı Günü'nün bu yılki konusu gençlerDünya Ruh Sağlığı Günü'nün bu yılki konusu gençler

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more