Reklamsız Sözcü

Bipolar bozukluk tedavi edilebilir mi? Kimler risk altında?

Halk arasında manik depresif ya da iki uçlu mizaç bozukluğu olarak da bilinen Bipolar Bozukluk, farklı dönemlerinde farklı özelliklerle kendisini gösteriyor; kimi zaman intihar etme eğilimi kimi zaman ise aşırı özgüvenli olma durumu gibi uçlarda dolaşan duygu durumlarıyla yaşanıyor. Hasta yakınlarını da oldukça zorlayan bipolar bozukluk, psikolojik bir hastalık mı yoksa nörolojik mi? Kimler risk altında? Tedavisi var mı? 30 Mart Dünya Bipolar Günü nedeniyle uzmanlar önemli bilgiler verdi.

Eser AKGÜL
android-time 14:54 1 Nisan 2018
Bipolar bozukluk tedavi edilebilir mi? Kimler risk altında?
Halk arasında manik depresif ya da iki uçlu mizaç bozukluğu olarak da bilinen Bipolar Bozukluk, farklı dönemlerinde farklı özelliklerle kendisini gösteriyor; kimi zaman intihar etme eğilimi kimi zaman ise aşırı özgüvenli olma durumu gibi uçlarda dolaşan duygu durumlarıyla yaşanıyor. Hasta yakınlarını da oldukça zorlayan bipolar bozukluk, psikolojik bir hastalık mı yoksa nörolojik mi? Kimler risk altında? Tedavisi var mı? 30 Mart Dünya Bipolar Günü nedeniyle uzmanlar önemli bilgiler verdi.

Dünya Bipolar Günü, kendisinin de Bipolar Bozukluğu olduğu kabul edilen ünlü ressam Vincent Van Gogh'un doğum günü olan 30 Mart olarak belirlendi. Uzmanlar bipolar bozukluk konusunda toplumsal ve bireysel farkındalığın, hastaların yaşam kalitesi açısından çok önemli olduğunu vurguluyor. Aksi halde bu hastalar çevreleri tarafından etiketleniyor, dışlanıyorlar ve sonunda giderek yalnızlaşıyorlar.

Hastalığın temel özellikleri ile ilgili bilgi veren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Emre Tolun Arıcı, “İki uçlu mizaç bozukluğu, manik depresif hastalık olarak da bilinen bipolar bozukluk, özellikle bahar aylarında atak dönemine geçiyor. ‘Mani/Hipomani’, ‘Depresyon’, ‘Karma’ gibi çeşitli dönemleri kapsayan duygudurum atakları ile karakterize olan hastalık, her dönemde farklı şekillerde kendini gösteriyor.” şeklinde konuştu.

Bipolar bozukluk ataklarının özellikle bahar ayları, askerlik gibi stresli dönemlerde, gebelik, lohusalık gibi özel durumlarda tetiklenebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Emre Tolun Arıcı, hastalığın 20'li yaşlarda başladığını, genel olarak görülme sıklığının %1-2 civarında olduğunu ifade etti ve bu atakların özelliklerini sıraladı.

Depresyon döneminde; çökkünlük, mutsuzluk, hayattan keyif alamama, değersizlik düşünceleri, karamsarlık, konsantrasyon güçlüğü, halsizlik, vücut ağrıları, uyku, iştah değişiklikleri, intihar düşünceleri gibi belirtilerin ortaya çıkıyor.

bipolar-bozukluk-shutter

Mani/Hipomani döneminde ise taşkınlık, özgüvende abartılı artış, sinirlilik, konuşmada artış, fikir uçuşmaları, dikkatin çabuk dağılması, aşırı hareketlilik, çok para harcama, uygunsuz davranışlarda bulunma, kolay risk alma, uyuyamama, yemek yeme ihtiyacında azalma, kavgacılık gibi işlevselliği bozan davranışlar görülüyor.

sozcu.com.tr‘nin sorularını yanıtlayan Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir ise hastalığın psikolojik, nörolojik ve biyolojik özellikler taşıdığını belirtti ve hasta yakınlarının çaresiz kaldığı durumlar için rehber olabilecek bilgiler verdi.

Bipolar bozukluk nedir ?

Bir duygudurum düzensizliğidir. Duygu, düşünce, bilişsel işlev, uyku döngüsü, yeme davranışı ve cinsel istekte, enerji ve aktivite düzeyinde değişiklikler ve dürtü kontrolünde bozulmalar eşlik eder. Yineleyici, ataklarla seyreden ve kronik bir hastalıktır.

Bipolar bozukluk psikolojik bir rahatsızlık mı yoksa nörolojik bir bozukluk mu?

Psikolojiktir çünkü çocukluk çağı travmaları ve stresör diye nitelendirdiğimiz yaşam olayları ile ilişkilidir. Nörolojiktir çünkü beyin işleyişi ve yapısı üzerinde de etkileri vardır. Aynı zamanda biyolojiktir, endokrin –hormonal etkenlerle ilişkilidir ve genetiktir, çünkü nesiller arasında aktarımı vardır.

Bipolar bozukluğu tetikleyen faktörler nelerdir? Bu hastalık doğuştan mı yoksa sonradan mı ortaya çıkıyor? Kimler risk altında?

Hiçbirimizin bağışıklığı yok. Stres etkeni sayılabilecek ölüm gibi kayıplar, deprem gibi doğal afetlerden kaynaklanan travmalar, ilişki sorunları, herhangi bir madde kullanımı tarafından tetiklenir. Ancak illaki bir genetik yatkınlık, bir biyolojik duyarlılık söz konusudur. Bu iki etkenin bir araya geldiği kişiler en yüksek risk grubudur.

Bipolar hastalığının tedavisi konusunda gelinen nokta nedir? Kesin bir tedavisi mümkün mü?

Tedaviyi üç basamağa ayırırız. Akut dönem tedavisi, hastalık belirtilerinin ortadan kaldırılmasını hedefler. Bunu hastalık belirtisinin olmadığı bir iyilik dönemini tutarlı olarak gözlemek izler. Bu dönemde tedavi akut dönemdeki gibidir, yan etki varsa ortadan kaldırılması ve tedavi uyumu hedeflenir. Üçüncü olarak koruyucu tedavi başlar ki yineleyici diye tanımladığımız bu hastalıkta, yeniden bir atağın geçirilmesini önlemeye yöneliktir. Kesin tedaviden kasıt bir daha hastalanmamak ise koruyucu tedavinin amacı budur ve istisnalar dışında ömür boyu sürdürülür.

Erken teşhisin önemli bir etkisi var mı? Erken teşhis, daha iyi bir sosyal ve özel yaşam için yardımcı olabilir mi?

Elbette. Hastalık kontrol edildiği ölçüde kişi ailesel, okul ya da işte mesleki ve toplumsal işlevselliğini sürdürebilir, kayıpları olmaz, ilişkileri bozulmaz. Ayrıca tedavisiz geçen süre beyindeki bozulmaları da öngörecektir.

depresyon

Bipolar bozukluk, fark edilmediğinde ve tedavi edilmediğinde sosyal yaşamı ve özel yaşantıyı nasıl etkiliyor? Bu hastalar çevrelerinden ve ailelerinden nasıl tepkiler alıyorlar?

Davranış bozuklukları, dürtüsellik ve bilişsel işlev bozukluğu hastalık fark edilip bilinmediği zaman, kişinin huyu suyu zannedilip yalnızlaşmasına, bulunduğu çevreden dışlanmasına; tedavi edilmediği zaman ise hasta diyerek damgalanmasına, sonuç olarak yine, dışlanıp yalnızlaşmasına neden oluyor.

Ailenin bilinçli olması hastalığın seyri açısından önemli bir etken mi?

Ailenin çocuğunu ya da aile üyesini iyi tanıması, “o böyle değildir” dedirterek, başlangıçta hastalığın fark edilmesine yarıyor. Tanı konulduktan sonra ailelere hastalıkla ilgili bir psiko-eğitimin verilmesi gerekiyor. Psiko-eğitim, hastalığın belirtilerinin, gidişinin, tedavisinin nasıl olduğu ve olması gerektiği üzerinedir. İlaç dışında gündelik hayatın, mesleki hayatın ve sosyal hayatın, kişiler arası ilişkilerin ve sosyal desteğin düzenlenmesi ile ilgilidir. İdeal yaşam koşulları ne ölçüde sağlanabilirse hastalığın seyri de o kadar iyi olacaktır.

Aileler, bipolar tanısı almış yakınlarına nasıl yaklaşmalı? Onları, kendilerine zarar verecek eylemler konusunda nasıl koruyabilirler? Bu eylemleri engellendiğinde sinirlenmemeleri için ya da onları ikna etmek için nasıl davranılmalı?

Bu kişiler ‘hasta’ diye damgalamamalı. Kendi arzuları ve kararları olan bir birey olarak görmeye devam etmeli. Nitekim hastalık dönemleri dışında bipolar bozukluk tanılı hastalar, bu bozukluğu olmayan bireyler gibi yaşamlarını sürdürebilirler. Bu noktada önem arz eden şey, iyilik hali ile hastalık dönemi arasındaki farkı ayırt etmektir. Hastalık belirtisi olduğu düşünülen bir eylemse karşı karşıya kalınan, bunun bir hastalık belirtisi olup olmadığı, kişinin kendisiyle konuşulmalı ve doktoruna danışılmalıdır. İkna edilemiyorsa, kendisi eşlik etmeksizin, aile durumu doktoruna danışmalıdır. Söz konusu eylem kendisi ya da çevresi için bir tehlike arz ediyorsa ve kişi bunun bir hastalık belirtisi olduğunu kabul etmeyip, müdahale ya da tedaviyi reddediyorsa, başka bir deyişle muhakeme yeteneği bozulmuşsa, kendisi ile bir tartışmaya girmeksizin, ambulans ve karakol ya da polis eşliğinde zorunlu tedavi gündeme gelmektedir.

BİR BİPOLAR HASTASININ YAKINI…

Bipolar bozukluk, hastanın yakınlarını da oldukça zorlayan bir hastalık. Prof. Dr. Sermin Kesebir, hasta yakınlarının genel olarak yaşadıkları sıkıntılara çözüm olacak nitelikte bilgiler verdi:

Çevremizdeki insanlara, bu hastalığı anlatmakta zorlanıyoruz. Yakınımızın böyle bir hastalığı olduğuna inandıramıyoruz. Onun bu durumunu kullanmak isteyen, dolandıran (maddi ve manevi) insanlara karşı onu nasıl koruyabiliriz ?

Kişi hastalık döneminde değilken, kredi kartı kullanmama konusunda uzlaşma sağlanabilir. Mali varlığına kayyum atanabilir. Ya da vasi tayini yoluyla tüm medeni hakları kısıtlanabilir.

Yapmak istediği pek çok şey oluyor. Hangilerine izin vermeliyiz, hangilerine vermemeliyiz bilemiyoruz. Onu eve hapsetmek de ne yazık ki çözüm olmuyor. Mesela yapmak istedikleri için bize duygusal bahaneler uyduruyor olabilir mi? Onun zarar görmeden mutlu olmasını nasıl sağlayabiliriz? Atak dönemlerinde çok zekice davrandığı ve planlar yaptığı için onu zapt etmekte çok zorlanıyoruz. Ama çok tehlikeli işlere bulaştığı için de korkuyoruz. Bu hastalar sürekli bakıcı eşliğinde ya da hastanede mi yaşamak zorunda?

Elbette hayır. Bugün sahip olduğumuz tedavi imkânları ile hiçbir hastamız böyle yaşamak zorunda değil. Etkin bir tedavi uygulanıyorsa ve tedavi uyumu sağlandığı sürece hastalarımız artık bu durumlara düşmüyorlar. Tedavi uyumundan kastım düzenli ilaç kullanımı ve düzenli doktor kontrollerinin sürdürülmesidir. Tedavi bırakıldığı için ya da herhangi bir sebeple etkisiz kaldığı için (genel tıbbi duruma bağlı bir neden ya da alkol ve madde kullanımı gibi) bir hastalık atağı tetiklenmişse, bunun bir hastalık belirtisi olup olmadığı, kişinin kendisiyle konuşulmalı ve doktoruna danışılmalıdır. İkna edilemiyorsa, kendisi eşlik etmeksizin, aile durumu doktoruna danışmalıdır. Söz konusu eylem kendisi ya da çevresi için bir tehlike arz ediyorsa ve kişi bunun bir hastalık belirtisi olduğunu kabul etmeyip, müdahale ya da tedaviyi reddediyorsa, başka bir deyişle muhakeme yeteneği bozulmuşsa, kendisi ile bir tartışmaya girmeksizin, yukarıda da belirttiğim zorunlu tedavi gündeme gelmektedir.

Bazen hastalık ikincil kazanç diye nitelendirdiğimiz, hastalığı kullanarak çıkar sağlama davranışı gösterebiliyorsa da hasta-aile-hekim işbirliği içerisinde bunun üstesinden gelinebiliyor.

Ağızdan alınan ilaçları vermek çok zor oluyor. Çünkü hasta olduğunu kabullenmiyor. Ne yapmalıyız? Ayrıca 15 günlük ve 1 aylık iğne tedavisi var. Hastanın lityum da alması gerekiyor fakat lityumun iğnesi ne yazık ki yok. Hastalar hap almak istemediği için lityum alımlarında düzensizlik oluyor.

İyilik döneminde iken, özellikle ilk hastalık döneminin ardından, hastalığı kabullenemeyip ilaç kullanımını reddeden hastalarımızla psikoeğitim yoluyla bunu aşabiliyoruz. Lityum, bipolar bozukluk tedavisinde halen altın standart olma özelliğini koruyor. Ancak tedavi uyumu bozuk olan hastalarda kullanımı sınırlı. Antikonvulzan ya da antiepileptik diye adlandırılan ilaçlar, antipsikotik grubundan duygudurum dengeleyiciler diğer tedavi seçeneklerimiz. Psikoeğitimi alamayacak düzeyde olan ya da kişilik özellikleri ve/veya alkol madde kullanımı gibi durumlarda depo iğne tabir ettiğimiz seçenekler sözkonusu ve doğru tanı ve tedavi eşleşmesinde etkinlikleri su götürmez.

İLGİLİ HABERDepresyona karşı 10 etkili reçeteDepresyona karşı 10 etkili reçete
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more