Sözcü Plus Giriş

İntegratif tıp nedir? İntegratif tıp yöntemleri nelerdir?

Başınız ağrıdığında ya da vücudunuzda tanımlayamadığınız bir ağrı olduğunda, yediklerinizden uykunuzun kalitesine kadar birçok etkenin bu ağrıları tetiklediğini biliyor musunuz? Örneğin migreninizin sebebi belki bağırsaklarınızdaki bir sorun belki de dişlerinizdeki bir amalgam dolgu ve hatta vücudunuzdaki bir yara izi... Peki sorunun kaynağını nasıl tespit edeceksiniz?

Eser AKGÜL
17:55 -
İntegratif tıp nedir? İntegratif tıp yöntemleri nelerdir?

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp (integratif tıp) uygulamaları modern tıbba bir alternatif mi? Bu yöntemler, bilim dışı uygulamaları mı içeriyor? Konu ile ilgili merak edilenleri sorduğumuz Dr. Ülkü Sarpkaya, öncelikle yaygın olan bir algının değişmesi gerektiğini söylüyor: İntegratif tıp, modern tıbba bir alternatif değildir hatta bu uygulamaları sadece tıp doktorlarının ve diş hekimlerinin uygulamasına izin vardır.

İntegratif tıb (geleneksel ve tamamlayıcı tıp) anlayışı hakkında önemli bilgiler veren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Ülkü Sarpkaya, bir tedavide kişinin yaşam tarzına ve yaşadığı sağlık sorunlarına bütün olarak bakılması gerektiğini söylüyor. İşte sozcu.com.tr‘ye özel bilgiler veren Sarpkaya’dan sağlık sorunlarınıza farklı bakmanızı sağlayacak bilgiler ve integratif tıp yöntemlerinin kullanıldığı alanlar…

İNTEGRATİF TIP NEDİR?

Dr. Ülkü Sarpkaya: İntegratif tıp, modern tıbba karşı bir alternatif değildir.

Dr. Ülkü Sarpkaya: İntegratif tıp, modern tıbba karşı bir alternatif değildir.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp ya da integratif tıp… Nasıl tanımlıyoruz bu yöntemi?
Artık ‘alternatif tıp’ tabirini kullanmıyoruz. Çünkü bu yöntemler, tıbbın bir alternatifi değil. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp ya da integratif tıp tabirini kullanıyoruz. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp dediğimiz tedavi metotları, vücudun kendini tamir mekanizmalarını destekleyen ve kendi iyileşme mekanizmalarını, sistemlerini kullanan yöntemlerdir. Ayrıca bu bilgiler yıllar boyu süzülerek günümüze gelmiş bilgilerdir. Örneğin akupunktur, günümüzden 5 bin yıl öncesine dayanan bir geçmişi var. Yani bu bilgiler işe yarıyor ki yıllar boyunca süzüle süzüle, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar geldi. Dolayısıyla 5 bin yıl öncesine dayanan ve hala kullanılan bu tedavi metotlarını görmezden gelemeyiz. Biz doktorların yapması gereken şey, modern tıbbın verilerini ve bize getirdiği teknolojik olanakları, bilgileri kullanıp bu geleneksel yapıdaki bilgileri de değerlendirip, ikisini beraber hastanın iyiliği için sunmak. Bu yüzden aslında bu yöntemler tıbbın alternatifi olan bir durum değil; yıllarca gelen bu geleneksel bilgilerin anlaşılıp modern tıp verileriyle yorumlayıp hasta için değerlendirmektir kısaca.

Örneğin nöral tedavi bu yöntemlerden biridir; akupunktur noktalarına uygulanır. Temelinde bir lokal anestezi kullanılıyor ve o bölgede kanlanmayı artırıyor. Hipoksiyi (oksijen azalması) çözüyor ve kullandığımız akupunktur noktalarının etkinliğini artırıyor. Nöral tedavi, akupunktur noktalarına, organlarla ilgili özel segment noktalarına, sinir iletisi boyunca özel noktalara ve bozucu alanlara yapılan bir tedavi. Dokularda kanlanma sağlanıyor ve immün sistem devereye sokularak vücuda iyileşme uyarısı veriliyor.

Hangi rahatsızlıklar tedavi ediliyor bu yöntemle?
Aslında nöral tedavi akupunkturun uygulandığı bütün rahatsızlıklarda kullanılabilen bir tedavi. Fibromiyaljide, migrende, kronik ağrılarda, gastrointestinal sistem problemlerinde, kabızlık, gaz, şişkinlik gibi sindirim sistemi problemlerinde, kronik yorgunluk sendromunda, alerjilerde, romatizmal ağrılarda kullanılabiliyor.

Nöral tedavide bir de bozucu alan kavramı çok önemli; vücudun sağlığını bozan, bilgi akışını bozan, aslında kronik inflamasyon yaratan odaklara bozucu alan diyoruz ve bu yöntemleri bozucu alanların tedavi edilmesinde kullanıyoruz. Vücudun düzenini bozan şeyleri ortadan kaldırarak, vücutta kronik stres yaratan sebepleri ortadan kaldırmış oluyoruz. Yani o kronik stresin inflamasyon odağını kaldırdığımız zaman, kronik kortizon deşarjını da ortadan kaldırmış oluyoruz. Nöral tedavide bütüncül yaklaşımla beraber, hastayı hikayesi, fizik muayenesi, beslenme şekli, bağırsak geçirgenliği gibi birçok parametreyi değerlendirerek tedavi etmek hedefleniyor.

OBEZİTE VE SİGARA BAĞIMLILIĞINDA DA KULLANILIYOR

Bu yöntem obezite tedavisinde de kullanılabiliyor mu?
Evet. Akupunkturun kullanıldığı her şeyde nöral tedavi de işe yarıyor. Obezite, her hastalık gibi aslında tek bir sebepten dolayı ortaya çıkmıyor. Hastanın hikayesi burada da çok değerli bir veri. Ne zaman ve nasıl kilo almış, neler buna sebep olmuş? Bunun gibi sorular ışığında kişiye özgü sağlıklı beslenme programı düzenlemek gerekiyor. Yani hastanın alışkanlıklarına, yaşantısına göre ve hipoglisemi atakları geçirmeden, kendisini iyi hissedeceği bir beslenme programı düzenlemek gerekiyor. Hipoglisemi atakları kronik stres yaratır ve kortizol deşarjına neden olur ve bu da kişiye yine kilo aldırır. Bu kısır döngüden kurtarmak gerekir hastayı. Örneğin hastada kronik kabızlık varsa, bağırsaklarıyla ilgili problemler varsa, dolaşım problemleri varsa nöral tedavi buralarda yardımcı olabilir. Ayrıca bağırsak florası sağlıklı mı değil mi, bunu da değerlendirmek gerekir. Geçirgen bağırsak sendromu varsa yine ona yönelik tedavilerle beslenmesine probiyotik takviyeleri, besin takviyeleri ilave etmek gerekebilir.

Yine sigara bırakma tedavisinde de akapunktur ve nöral tedavi kullanılabiliyor. Sigara bağımlılığını da obezite gibi değerlendirmek gerekiyor aslında; ne zaman başlamış, hangi sebeple içiyor? gibi sorular sormak gerekiyor hastaya. Mesela kronik stres sigarada çok önemli bir nokta. Kronik stresi çözmediğiniz sürece sigarayı bırakmada etkin bir başarı yakalamak zor oluyor. Yani bu noktada, beraberinde hastanın kronik stresine yönelik bir nöral tedavi uygulaması yapılabilir.

İNTEGRATİF TIBBA NEDEN ŞÜPHEYLE YAKLAŞILIYOR?

İnsanların integratif tıpla ilgili genel yaklaşımı nedir sizce? Neden insanlar çekiniyor bu tedavi yöntemlerinden?
Bence yavaş yavaş bilinçlenme başladı. Burada temel olan şey aslında tedavinin kişiye özel olması. “Hastalık yoktur, hasta vardır” bakışını temel alıyor yani. Dolayısıyla bu yöntemleri çok fazla standartize edemiyorsun. Her hastanın tedavisi ona özgü oluyor. Ben fizik tedavi uzmanıyım. Fizik tedavide hastanın dizi kireçlenmiştir ve uygulanacak metot bellidir. O metot her hastaya aynı şekilde uygulanır. Ama integratif tıpta her hastaya özgü bir durum ve tedavi yöntemi ortaya konur. Yani işin bu kısmı tam anlaşılmıyor olabilir ve standartize edilemediği için de çok doğru anlaşılamıyor diye düşünüyorum. Ama artık hem hastalar tarafından talep edilir hale geldi hem de doktor arkadaşlarım da bu yöntemleri fark etti ve eğitimlerini almaya başladılar.

“NERENİZ AĞRIYOR?” DEĞİL “NASIL YARDIMCI OLABİLİRİM?”

İntegratif tıptaki bütüncül yaklaşım, tıbbın her alanında olması gerekmiyor mu zaten?
Normalde doktor, hasta karşısına oturduğunda “Nereniz ağrıyor?” gibi sorular soruyor değil mi? Ama integratif tıp “Size nasıl yardımcı olabilirim?” sorusunu soruyor. Çünkü o kişiyi “sen hastasın” diye etiketlediğiniz zaman, o hastalık durumundan çıkması zorlaşıyor. “Nasıl yardımcı olabilirim?” dediğiniz zaman, ucu daha açık bir soru soruyorsunuz ve hiç beklemediğiniz cevaplar alabiliyorsunuz. Bu durum aslında soruyu daha güzel değerlendirmemize sebep oluyor. Aynı zamanda da gelen kişiyi bir hasta kalıbına sokmamış oluyorsunuz.

Bu yaklaşımda hastanın hikayesi çok önemli. Ayrıntılı hikaye, fizik muayene ile birlikte tabi ki modern tıbbın verdiği laboratuvar ve teknolojik görüntüleme sistemlerini de kullanıyoruz. Ama bence bu teknolojiler, bir hekimin parmaklarından, ellerinden, hastaya dokunmasından, hastanın gözünün içine bakmasından, hissetmesinden, onu dinleyerek hikaye almasından ve fiziki muayene yapmasından daha değerli değil. İşte bu integratif tıp yaklaşımıdır.

HASTA PASİF DEĞİL AKTİF!

İntegratif tıbbın bir özelliği de, bu yaklaşımda kişide bir hastalık tanımlayıp, ilacını verip göndermiyorsunuz. Ona tedavi süresince bir sorumluluk da veriyorsunuz. Çünkü burada ilaç yok; gerçekten iyileşmek için doğru bir adım atmış olan kişi, sağlıklı yiyecek seçimi yapmak durumunda, gerekiyorsa takviyelerini almak durumunda, belki bir egzersiz programına uymak zorunda… Aslında hasta hekim ilişkisi çok iç içe. Yani integratif tıbba, hastaları pasif konumdan aktif konuma doğru getiren bir tedavi yaklaşımı diyebiliriz. Çünkü burada “ilaç kullanıyorum, o beni iyileştirsin” diyemezsiniz. Yediklerinize ve içtiklerinize çok dikkat etmeniz gerekiyor. İnsanlar yakınıyor “çok çalışıyorum, evde yemek yapmaya vakit bulamıyorum” diyorlar ve paketli hazır gıdaya yöneliyorlar. Olmaz… Sağlık bir bütündür ve tedavide hastaya çok büyük görevler düşüyor. Bedenimizi bir bilgisayar gibi düşünün, sağlıklı veriler girerseniz, sağlıklı sonuçlar elde edersiniz. Gıdalar da bizim verilerimizdir, onlar sağlıklı olursa sağlıklı oluruz.

Peki bu yöntemler aynı süreçte birlikte kullanılabiliyor mu?
Tabii… Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının birçoğu birbirleriyle birlikte kullanılan metotlar; örneğin nöral tedaviyi ozon tedavisiyle ya da akapunktur ile birlikte uygulayabilirsiniz. Yani nöral tedavi ile bozucu alanları tedavi edip, organlarıyla ilgili uyarılar yapıp, kanlanmayı artırıp, dolaşımı düzenleyebilirsiniz ama örneğin aynı zamanda hastanın dizinde de problemi vardır, eklem yapısı çok bozulmuştur, kireçlenme vardır, o zaman dizine de PRP uygulaması yapabilirsiniz.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın bütün metodlarında, vücudun kendini iyileştirme potansiyellerini kullanmak vardır. Bu potansiyel de aslında dışarıdan verilebilecek bütün ilaçlardan daha güçlü bir etkiye sahiptir.

Bu tedavilerde ilaç faktörü tamamen ortadan kalkmmış oluyor tabi…
Evet. Dışarıdan alınan, kimyasal hiçbir ilaç kullanılmıyor.

DİKKAT! KİMLER İNTEGRATİF TIP YÖNTEMLERİNİ UYGULAYABİLİR?

Peki insanlar bu yöntemlerin uygulandığı merkezlere gittiğinde, nelere dikkat etmeleri gerekiyor?
Öncelikle uygulayıcıların hekim ya da diş hekimi olması gerekiyor ve mutlaka bu yöntemlerin eğitimini almış olmaları gerekiyor. Sağık Bakanlığı’nda geleneksel ve tamamlayıcı tıp metodları ile ilgili eğitim programları var. Bu eğitim programlarını tamamlandıktan sonra sertifika veriyorlar. Bunların dışında bu yöntemler üniversite eğitimlerine de dahil edilmeye başlandı. Belki de bu yöntemlere güvenmeyen insanlar, daha önce ehil ellerde yapılmayan, suistimal edilen durumlar yaşamış ya da umut tacirliği yapan kişilerle karşılaşmış olabilirler. Ama ben bu konuda umutluyum. İnsanların daha da çok talep edeceklerini düşünüyorum.

Ama gidilen merkezin niteliği çok önemli. Sağlık şakaya gelmez. Uygulayan kimse o bilgileri doğru uygulamıyorsa faydadan çok zarar verir. Bu metotlar da her işte olduğu gibi doğru şekilde yapıldığında ancak faydalı olur.

MİGREN TEK BAŞINA BİR AĞRI DEĞİL

Migren hastalarında da bu yöntemi kullanılıyor sanırım…
Evet kullanılıyor. Migrenin ortaya çıkış sebebi, bu yöntemlerin kullanılması için çok önemli bir noktada. Mesela servikal kaynaklı, boyun kaynaklı sorunlar migreni tetikleyebilir. Boyun bölgesinde, sırt bölgesinde ağrılı tetik noktalardan başa doğru ağrı yansıyor olabilir, boyun bölgesindeki eklemlerde problemler olabilir. Yine boyun fıtığı, boyun düzleşmesi, kireçlenme… Bunlar da migrenin olası sebeplerinden.

Ayrıca kişide geçirgen bağırsak sorunu, bağırsak florası bozukluğu olabilir. Geçirgen bağırsak sorununda hem besinler sağlıklı sindirilemez hem de sağlıklı sindirim olmadığı için makro moleküller, yani sindirimi daha tamamlanmamış moleküller, kana geçer ve antijenik reaksiyon gelişir. Bu gıda intoleransı demektir. Böylece toksinler vücutta emilir. Bugün çok fazla çevresel toksine maruz kalıyoruz ve bunları atamazsak vücudumuza yayılıyor. Buna bağlı olarak da sindirim kaynaklı, karaciğer ve safra kesesi kaynaklı migren ortaya çıkabiliyor. Bu hastalar gece uyur ama sabaha karşı yarı baş ağrısıyla uyanır. Bu geçirgen bağırsak yapısının yarattığı, toksinlerin vücuda yayıldığı, karaciğerin yeterince detoks yapamadığı ve vücudu arındıramadığı durumda ortaya çıkan migrendir.

Migrenin diğer bir sebebi de kadınlarda adet dönemi ile ilgili, hormonal kaynaklı olabilir. Burada adetin önünde veya sonuna doğru ataklar şeklinde ağrılar ortaya çıkabilir.

Hava koşulları kaynaklı migren olabilir; lodosta baş ağrısı yaşamak gibi…

AMELİYAT İZİ BİLE AĞRI SEBEBİ

Migren için geçirilmiş ameliyat izleri de bozucu alandır. Mesela kadınlarda sezaryenden sonra baş ağrıları artabiliyor. Çünkü oradaki ameliyat izi bozucu alan yaratabiliyor. Ameliyat izinde hem dokunun yapısı bozulmuş oluyor ama en önemlisi de orada akupunktur enerji yolları ile ilgili de bir sorun çıkıyor. Akupunkturda ‘Çİ’ enerjisi dediğimiz bir enerji vardır ve özel meridyenler yoluyla bu enerji akışını devam ettirir. Özellikle sezaryende orada çok ciddi bir enerji blokajı olmuş oluyor.

Ayrıca migren kronik stres kaynaklı da olabilir. Bütün bunların yanında bozucu alan kaynaklı migren de olabilir. Kronik inflamasyon dediğimiz vücudun düzenini bozan herhangi bir odak migren kaynağı olabiliyor. Bu kaynaklardan birisi de dişlerdir. O yüzden zaten diş hekimleri de bu uygulamalara dahil olmalıdır.

AMALGAM DOLGUDAKİ TEHLİKE: CIVA ZEHİRLENMESİ

Dişler ve migren arasında nasıl bir bağlantı var?
Dişlerdeki sorunlar, migrende çok önemli bir bozucu alan kaynağı olabiliyor. Çünkü diş köklerindeki sinirsel innervasyonla, başın duyusunu veren aynı sinirdir. Dolayısıyla diş kökündeki iltihaplar, kistler, çürükler, gömülü 20’lik diş, çene eklemi problemleri migreni tetikleyebiliyor.

Dişlerle ilgili önemli bir durum daha var ki, amalgam dolgunun yarattığı cıva zehirlenmesi. Cıva zaten vücut için atılması çok zor olan bir ağır metal. Bunların yarattığı toksik zehirlenme karaciğer ve safra kesesine yük bindiriyor; hem bunlardan kaynaklı migren oluyor hem sindirim sistemi bozuluyor. Ayrıca geçirgen bağırsak durumu ortaya çıkarak, makro moleküller antijenik etki yaratıyor. O zaman da mukozaları koruyan immüglobin A eksildiği için, tabloya bu kez alerjiler de ekleniyor. Yani bunların hepsi kötü bir kısır döngü yaratıyor.

AMALGAM DOLGU, PİL ETKİSİ YAPIYOR!

Amalgam dolgu eskiden yapılan gümüş rengi dolgulardır. Bu dolgular yapılırken de cıva zehirlenmesi yaratıyor ama ağzımızda durduğu müddetçe, mesela çok sağlıklı bir papatya çayı içtiğinizde de eser miktarda zehirlenme yaratıyor. Çünkü o zaman da cıva yayılımı oluyor. Eğer ağzınızda birkaç tane amalgam dolgu varsa, bunlar pil etkisi yaratıyor; tükürük ve ağız florasını bozuyor.

Bu dolguların çıkartılması da ciddi bir operasyon gerektiriyor. Örneğin operasyondan önce de sonra da detoks yapmak, bağırsak florasını probiyotiklerle desteklemek gerekiyor. Bu dolguların hepsinin aynı anda çıkarılmaması, bir iki haftalık arayla çıkarılması gerekiyor. Bu operasyonun ehil ellerde iyi cihazlarla yapılması çok önemli.

Amalgam dolgu hala yapılıyor mu?
Mutlaka yapılıyordur. Avrupa’da yasaklanan ülkeler var. Yasaklanmasa da artık talep gelmediği için yapılmayan ülkeler de var. Bizde de farkındalık sağlandıkça yapılma oranı azalacaktır diye düşünüyorum. Belki dolgu olarak baktığınızda ucuz bir yöntem olabilir ama sizde yarattığı sağlık problemleri açısından baktığınızda çok pahalı bir yöntem.

Mesela erken yaşlarda amalgam dolu yaptırdınız, bağırsak florası, sindirim sistemi bozuldu, kabızlık yaptı, antijenik ortam oluştu ve alerjiler ortaya çıktı, otoimmün hastalıklar tetiklendi… İşte bunları ve tedavilerini düşündüğünüzde amalgam dolgu hiç de ucuz bir yöntem değil.

YAN ETKİLERİ VAR MI?

İntegratif tıpta kullanılan yöntemler çocuklar için de uygulanabiliyor mu?
Evet integratif tıpta beli bir yaş grubu yoktur. Özellikle son zamanlarda çocuklarda alerjik reaksiyonlar çok arttı ve bu yöntemler de onların tedavisinde uygulanabilir.

Bu uygulamaların bir yan etkisi var mı?
Ehil ellerde doğru şekilde yapıldığı zaman hiçbir sorun yaşanmıyor ve vücuda dışarıdan kimyasal bir uyarım olmadığı için de yan etkisi yok. Ama her yöntemin doğru ve tekniğine uygun yapılması lazım. Bu teknik yanlış uygulanırsa bir sorun çıkabilir ama bu yan etki değildir.

Peki hiçbir hastalığı olmayan biriyim ama sağlıksız bir şehirde yaşıyorum ya da bağışıklık sistemimi güçlendirmek istiyorum. Yine bu yöntemlerden faydalanabiliyor muyum?
Aslında ülkemizde genelde tedaviye yönelik yapılıyor bunlar çünkü talep bu şekilde. Ama koruyucu hekimlik olarak kullanırsanız, hastalanmamak anlamında çok daha iyi. Zaten Doğu tıbbında koruyucu hekimlik bakışı daha gelişmiş durumda. Bizler genelde hastalanınca doktora gideriz ama bugün herkes o kadar stresli ki, çevresel toksinler o kadar arttı ki, “Ben çok sağlamım” diyen insan yok, illa herkesin bir rahatsızlığı var.

FİBROMİYALJİ Mİ D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ Mİ?

İntegratif tıpta aslında devreye giren şey hekimin sanatı. Mesela fibromiyalji tetkik ve tahlillerle kendini göstermeyen kronik ağrılardır. Bu yöntemlerde hastayı dinlemek esas olduğu için, yedikleri içtikleri, psikolojik durumu, kaslarında ağrıyı tetikleyen odaklar gibi bütün parametreler incelendikten sonra ona özgü bir program yapıyoruz. Mesela fibromiyalji tanısı almış ama aslında D vitamini eksikliği olan çok insan var. D vitamini eksikliğinin yaygın vücut ve kemik ağrısı yapmaması mümkün değil. Bazen hastada postür bozuklukları çıkıyor ya da geçirgen bağırsak sorunları görülüyor. Uyku sorunları, mineral ve enzimlerdeki eksiklikler, gıda intoleransı… Bunların hepsi ağrıyı tetikliyor. Bütüncül yaklaşımla sorunun nerede olduğunu bulmak ve sebebe yönelik bir tedavi uygulamak amaçtır.

Bu uygulamalar kesin bir tedavi sünüyor mu?
Bunlar sebebe yönelik müdahaleler zaten. Nedenine yönelik hareket ettiğinizde doğru şekilde doğru metotlar yapıldığında yüz güldürücü sonuçlar olan tedaviler.

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Son güncelleme: android-time 15:38 20.02.2018
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more