Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Enflasyona göre zam neden sadece çalışanlar için geçerli?

14 Ekim 2019

ANALİZ

Enflasyona göre zam neden sadece çalışanlar için geçerli?

Askerlerimiz Suriye'de operasyon yapıyor.

Amaç terörle mücadele.

Bölgede bir terör devletinin kurulmasını önlemek için binlerce askerimiz “gerekirse şehit olmayı göze alarak” Suriye topraklarında ilerliyor.

İktidar ise ellerini ovuşturarak durumu parti lehine çevirmek için bekliyor.

AKP Genel Başkanı, düne kadar “İllet, zillet, hainler ittifakı, darbeci, teröristlerle iş birliği içindeler” diyerek suçladığı herkese “Gelin partimizin kadroları içinde yerinizi alın” çağrısı yapıyor.

Partisinin ne kadar büyük ve etkili olduğunu göstermek için milli güvenlikle ilgili toplantılara partisinin yöneticilerini de alıyor.

Muhalefete ise adeta terör uygulanıyor.

Yandaş tetikçi medya aracılığı ile hemen herkes “Suriye'deki operasyona destek verilecek, karşı çıkan hain daması yer ve susturulur” tehdidiyle terörize ediliyor.

Tabii en önemlisi operasyon arkasına sığınılıp kaba bir milliyetçilik körüklenirken ülkenin pek çok sorunu da arka plana atılıyor.

Örneğin ekonomideki sıkıntıları kimse konuşmuyor.

Operasyonla birlikte birçok şeye yine zam yapıldı ama bunlar haber bile olmuyor.

Zam hep olur belki ama nedense devletin mal ve hizmetlerine yaptığı bütün zamlar milletin gözünün içine baka baka açıkladığı enflasyon oranından hep çok yüksek tutuluyor.

Ancak sıra çalışana, kamudaki işçiye, memura gelince iktidarın enflasyon hesabı şaşıyor.

Hesapta çalışana zam, enflasyon oranında yapılıyor ama bir kurnazlıkla herkes kandırılıyor.

Kurnazlık genellikle şöyle yapılır;

Bir süre fiyatı sabit tutulan kimi kamu hizmetlerine enflasyonun pek hareketli olmadığı temmuz ayının sonuna doğru ağır zamlar yapılır. Ancak bu zamlar temmuz ayı rakamlarını etkilemeyeceği için memur zamları nispeten daha düşük olan enflasyona göre düzenlenir.

Zamlar yapıldıktan sonra enflasyon daha önce yapılmış zamların etkisiyle yükselir.

Sonbahar ve kış aylarında ısınma, giyinme aydınlatma giderleri doğal olarak artar, enflasyona da olumsuz etki yapar.

İlkbaharla birlikte iktidar yine bazı kamu hizmetlerine zam yapmayıp bekler.

Yaz başından itibaren bazı fiyatlarda yine doğal gerilemeler olduğu için temmuz yaklaşırken enflasyonda sanki düşüş oluyor gibi görünür.

Aynı oyun tekrarlanır.

İktidara ve yandaşlarına göre yüzde 20'leri geçen enflasyon, damat beyin üstün becerisi sayesinde yüzde 14'e kadar indi.

Ama otoyollara yüzde 30 zam yapıldı.

Otoyollar, köprüler zaten çok para kazanmıyor mu?

Ayrıca eğer masrafı varsa ve artıyorsa onun da enflasyon oranında olması gerekmiyor mu?

Eğer enflasyon yüzde 14'ler seviyesindeyse, doğalgaza yüzde 60, akaryakıta yüzde 50, elektriğe yüzde 65 yapmak neyin nesidir?

Yok bu hizmetlere zam yapılırken “enflasyon oranına uyma şartı” yoksa sıra işçinin, emekçinin zammına gelince neden yüzde 20'ler, yüzde 30'lar asla düşünülmez.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Birtakım kendini bilmezlere bir kere daha hatırlatma

Birkaç gündür özellikle AKP'nin yeni fedaisi bir siyasi hareketin hedefi haline getirildim.

Bütün güçleri ile Tayyip Erdoğan'ı ve AKP iktidarını destekleyen bu grup benim bir yazımı canları istediği gibi kırparak benim üzerimden kaba bir milliyetçilik yaparken bana da hakaretler yağdırıyorlar.

Oysa son üç gündür defalarca yapılan bu hayasızlığı anlattığım halde hiç utanmadan sıkılmadan bunu sürdürüyorlar.

Yaptıkları şu: Bir yazımı bahane ederek “Can Ataklı'ya göre Amerika Suriye'de meşru, Türkiye ise işgalci” yalanını yayıyorlar. Sadece başlık okumaktan öte hiçbir bilgisi olmayan bu kesimin cahil avaneleri de bunu alıp daha da beter hale getiriyorlar. Örneğin, “Mandacılar ortaya çıktı, Masonların sözcüsü, İsrail ajanı” gibi yeni tanımlamalar ekliyorlar.

Oysa defalarca anlattım. Amerika, içinde Türkiye'nin de bulunduğu bir koalisyon gücü ile bölgedeki IŞİD terörüne karşı bir savaş veriyor. Bunun için İncirlik Üssü kullanılıyor. Koalisyonda Amerika ve Türkiye dışında, İngiltere, Fransa, Avustralya, Kanada gibi ülkeler de var. Bu nedenle Amerika'nın Suriye'de bulunması meşru sayılıyor. Bunu beğenerek söylemiyorum, durumu ortaya koyuyorum.

Buna karşı Suriye'ye operasyon başlatan Türkiye, eğer bu işi anlatamazsa ne yazık ki işgalci olarak suçlanabilir. O halde adımların çok dikkatli atılması gerekir.

Durum bu kadar net ve açık.

Peki bu dediğim oldu mu?

Aynen oldu. Önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Türkiye'yi işgalci olarak niteledi ve kınadı. Ardından Avrupa Birliği ülkeleri aynı suçlamayı yöneltti.

Bunları kaba milliyetçiler, “Dış güçler” diyerek ciddiye almayabilir.

Ama en son tamamı Müslüman olan Arap Birliği ülkeleri de aynı suçlamayı yöneltti.

Arap Birliği Genel Sekreteri Abdül Geyt, Suriye operasyonunu Arap ülkesinin işgali ve egemenliğine saldırı olarak niteledi.

Merak edenler için bu Müslüman ülkeleri sizlere sayayım; Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen, Kuveyt, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Fas, Moritanya, Sudan, Somali, Cibuti, Komorlar ve Filistin.

Hakkımda hayasız kampanyayı sürdüren hadsiz ve vicdansızlara duyurayım istedim.

Gerçi akıllarını ve mantıklarını saçma sapan bir sözde ülküye adamış oldukları ve yapıkları sadece saray tetikçiliği olduğu için anlayabileceklerini pek zannetmiyorum.

ŞAŞIRDIM

10 bin IŞİD'li serbest kalırsa arkasını düşünmek bile istemem

Suriye operasyonu bütün hızıyla devam ederken, aslına bakarsanız neler olup bittiğini tam da öğrenemiyoruz.

Elimizdeki tek bilgi kaynağı Milli Savunma Bakanlığı'nın açıklamaları. Bölgede gazeteci yok örneğin.

Hepsi birer savaş şahini kesilen sözde gazeteciler ancak sınıra kadar gidiyorlar. Bunlar da çelik yelekleri giyip manken gibi poz vermenin ötesinde bir şey yapmıyorlar.

Haber diye yaptıkları arkalarına bakıp gördüklerini anlatmak, hepsi bu. Medya bir taraftan iktidar borazanlığı yaparken, dış basından gelen bilgileri de karartıyor ya da zaten hiç yayınlamıyor.

Örneğin askerimiz destan yazarak ilerlerken, IŞİD terörünün yeniden hortlaması ihtimalini Türk medyası tamamen gözlerden uzak tutmaya çabalıyor.

Oysa dış kaynaklardan gelen bilgilere göre, Amerika'nın çekilmesinden sonra kendi canlarının derdine düşen PYD'nin kontrol ettiği hapishaneleri terk ettiği ve on binin üzerindeki IŞİD militanının da serbest kaldığı ileri sürülüyor.

Her gün Amerika'dan konuştuğum bir dostum, Amerikan medyasında neler olup bittiğini anlatıyor sürekli.

Dün sabah yine konuştuğumuzda beni çok şaşırtan şu bilgiyi verdi; “Amerika sürekli Türkiye'yi yaptırımda bulunmakla tehdit ediyor. Ancak IŞİD'lilerin yeniden hortlaması sonucu Amerika bölgeye çok daha büyük bir askeri güç gönderebilir. Pentagon'da en konuşulan konu bu. Trump'ın hiçbir önlem almadan çekilme kararı almasını yanlış bulan şahinler, IŞİD'in serbest kalmasını bahane ederek Trump'ın elini kolunu bağlayabilir.”

AÇIKLAMA

Çin Büyükelçisi aradı ve şirketi olmadığını söyledi

Çin Büyükelçisi Abdülkadir Emin Önen aradı dün. Bir gün önceki yazım için “çok üzüldüğünü” söyledi.

Bir gün önceki yazımda Pekin Büyükelçisi'nin Türkiye-Çin ticari ilişkilerinde kendi şirketi aracılığı ile etkili olduğunu, bu durumun rahatsızlık yarattığını duyduğumu yazmıştım.

Pekin'deki Çin Büyükelçimiz Önen, telefonda “Benim şirketim yok” dedi.

Sonra da ekledi; “Şu sıralar Çin'de, bir başka ülkede ev sahibi olmak moda oldu. Türkiye de pek çok Çinliye cazip geliyor. Bu nedenle kurulan ev pazarlama şirketleri büyükelçiliğimize başvurarak bu konuda ayrıntılı bilgi istiyor. Ben de yardım isteyenlere elimden gelen desteği veriyorum.”

Pekin Büyükelçimiz Emin Önen, “İnanın gece gündüz demeden çalışıyoruz. Çin-Türkiye ilişkilerinde çok önemli hamleler yapıldı, ilişkimiz her geçen gün daha da güçlü hale geliyor” diye konuştu. Ben de kendisine söylediklerine şaşırdığımı söyledim. “Çünkü” dedim, “Bu bilgiler bana geldikten sonra Çin'le iş yapan bazı tanıdıklarıma da sordum, onlar da bu konuda kuşkuları olduğunu belirtmişlerdi ama siz şirketiniz olmadığını söylüyor ve bu konuda da referanslar veriyorsunuz, o halde bu konuşmamızı bir düzeltme amacıyla ilk fırsatta yayımlayacağım.”

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Kore Savaşı'nda kaç Kürt askeri savaştı?

Amerika Başkanı Trump, ikide bir “Türklerle Kürtler 100 yıldır düşmanlar, savaşıyorlar, ben bu savaşı bitirmek istiyorum” diyor. Cehalet tabii. Türklerle Kürtler hiç düşman olmadılar, hiç savaşmadılar. Bundan sonra da savaşmayacaklar.

Ama ne yazık ki dünyada sadece Trump böyle düşünmüyor. Neredeyse dünyanın her ülkesinde kamuoylarında bu algı hakim durumda.

Bunu yaratan da ne yazık ki Türkiye oldu. AKP iktidarının yanlış ve beceriksiz dış politikası sonucu, Türkiye hiç hak etmediği çok kötü bir duruma düşürüldü.

Amerikalılara, Türklerle Kürtlerin düşman olmadığını, savaşmadıklarını anlatmak için belki de Kore Savaşı'nı hatırlamak gerek.

Amerikalılar, Türkleri en çok Kore Savaşı'ndan tanıyor. Bu savaşta Türklerle birlikte Kürtlerin de savaşmamış olması mümkün değil. Bu konuda bilgi aradığımda karşıma 2013 yılında yayınlanmış bir haber çıktı. Şöyle diyor haberde: Vatan için Türk ve Kürt demeden, omuz omuza savaşan Kore gazileri, 55 yıl aradan sonra Diyarbakır'da buluşarak kardeşlik mesajı verdi. 1957 yılında vatani görevlerini yapmak üzere Kore'ye giden ve 1958 yılında da terhis olan Çankırılı Halil Cebesoy ve Mardinli Münir Demir, o günden sonra bir daha yüz yüze görüşemedi. Sürekli mektup ve telefonla görüşen Kore gazileri, 55 yıl aradan sonra buluştukları Diyarbakır'da hasret giderdi. 30 yıl boyunca bu topraklarda bir savaşın olduğunu ve bu savaş ile Kürt ve Türkleri birbirinden ayırmaya çalıştıklarını dile getiren gaziler, kimsenin bunu başaramayacağını söyledi.

Bu da Kore'de, Türk ve Kürt askerlerin birlikte çarpıştıklarının bir kanıtı. Bana göre Genelkurmay, Kore Savaşı'na katılan askerlerin dökümünü çıkarmalı ve ibret olması için başta Amerika olmak üzere “Türk-Kürt düşmanlığı” algısı oluşturan tüm ülkelere göndermeli. Bir askeri operasyonu yaparken sadece “haklı olduğumuza” güvenmek her zaman sonuç almayabilir. Bu tür çalışmaların da aralıksız yapılması gerek.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more