Sözcü Plus Giriş
ÇİĞDEM TOKER

IŞİD’i yeniden konuşmak

11 Ekim 2019

Dört yıl sonra yeniden IŞİD'i konuşmak zorunda kalmak sandığımızdan daha önemli. İki gün önceki yazımda ABD, Fırat'ın doğusuna Türkiye'nin askeri operasyonuna dolaylı onay verirken gelen “Türkiye bundan böyle ABD'nin son iki yıldır bölgede yakaladığı IŞİD'cilerden sorumlu olacak” açıklaması üzerinde durdum. Beyaz Saray'ın bu vurgusunun ne anlama geldiğini, nasıl bir yol izleneceğinin halka açıklanması gerektiğine yer verdim. Kuşkusuz bu sorunun cevabını merak eden pek çok kesim ve insan vardı.

Açıklama en yetkili makamdan geldi. Ziyadesiyle ürkütücü. Türkiye'nin kamplardaki IŞİD “ihalesini” üstlendiğinin teyidi anlamına geldiği için.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, partisinin Genişletilmiş İl Başkanları toplantısındaki hitabında şöyle dedi çünkü:

DEAŞ'ın başımıza bela olmasını istemediğimiz gibi, dünyanın da duçar olmasını arzu etmeyiz. DEAŞ'lılara ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. Cezaevinde tutulması gerekenleri cezaevinde tutacağız, uyruğu belli olanları geri göndereceğiz. Kadın ve çocukları da kendi toplumlarına kazandırma gayretinde olacağız.”

“ÖLÜM NE YANA DÜŞER USTA”

IŞİD,  Haziran 2015'teki Diyarbakır Katliamı, Temmuz 2015'teki  Suruç Katliamı'nın ardından Ankara'nın orta yerinde Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamını gerçekleştirmiş bir terör örgütü.

9 Ekim akşamı Çağdaş Sanatlar Merkezi'ndeki anma töreninde yönetmen Gül Büyükbeşe ile yapımcı Sibel Tekin'in imzalarını taşıyan “Ölüm Ne Yana Düşer Usta” belgeselinin ilk gösterimini izledik. Katliam sonrası görüntüler eşliğinde değişen hayatlar, değişen sesler, bakışlar, bedenler, ama capcanlı duran umut hepimizi çarptı. Avukat Kazım Bayraktar'ın belgeselde söyledikleri sarsıcıydı. Üç katliamın ortak özelliklerini sıraladı:

– Hedef tümünde Türkiye'nin muhalif kesimleriydi.

– Fail olarak yakalananlar tetikçilerin yakın çevresiydi. Daha ileriye gidilmedi.

– 2012'den beri adı El Kaide'yken başlayan bir hazırlık soruşturması dosyası var. Yapılanmaların adları değiştikçe değişen bir dosya. Üç katliamın failleri ve planlayıcıları 2012'den beri bu dosyanın şüphelileriydi. O dosyada çok sayıda bilgi belge ve kayıt vardı.

DERHAL GİZLİLİK

Bayraktar, her üç soruşturmada derhal gizlilik kararı alındığını, avukatların dosyaya erişiminin engellendiğini hatırlattı:

“Eğer o aşamada dosyaya ulaşabilseydik, şunlar şunlar da araştırılması gerekir diyecektik, soruşturmanın genişletilmesini ve derinleştirilmesini o aşamada sağlayacaktık. Diyarbakır ve Suruç katliamında hazırlık aşamasında o bilgilere ulaşabilseydik, 10 Ekim katliamının faillerini işaret edecektik. Bunlar yine yapacaklar, bakın bunlar Antep'te diyecektik. Diyemedik, dosyalar bizden gizlendi.”

★★★

Adeta bir el ya da eller katliamın aydınlatılmaması, adil bir yargılamanın yapılmaması için devreye girmiş. Canlı bombaların güvenlik engeline takılmadan miting alanına girdiği, somut delillere ve ihbarlara rağmen önlemlerin alınmadığı, dört demokratik kitle örgütünün geniş katılımıyla bir miting yapılacağı planı belliyken kente girişlerde arama yapılmadı. Mülkiye müfettişlerinin, güvenlik bürokrasisinin ihmallerini sergilediği rapor yargılamada dikkate alınmadı.

IŞİD bombacıları 2015'teki iki genel seçim arasındaki dönemde üst üste üç katliam gerçekleştirdi. 141 kişinin hayattan koparıldığı üç katliamda adalet sağlanmadı. Barbar katil sürülerini yeniden konuşmak zorunda kaldığımız bu günlerde adalet terazisinin IŞİD karanlığını aydınlatma yönünde çalışması hava, su, ekmek kadar hayati.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more