Sözcü Plus Giriş
ÇİĞDEM TOKER

Suskunluğun gürültüsü

20 Şubat 2019

O fotoğrafları gören kimseden “Ya siz de abartıyorsunuz kardeşim. Yanlış yoruma müsait bir dokunma” sözünü duymadım.
Dahası protesto eylemi sırasında polis aracına bildirilirken, polisin elle tacizine uğrayan üniversite öğrencisi Merve Demirel ne yüzünü  gizliyor ne de kimliğini.
Bilakis gazetecilere “Bu utanç benim değildir” diyor. Cesaretle.
Ertesi sabah da CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ile birlikte suç duyurusunda bulunuyor. Açık görüntüler ile tacize uğrayanın açık beyanlarına rağmen güvenlik bürokrasisinden idari soruşturma başlatmasını bekleyenler yanılıyor.
Emniyet açıklamasında,  bu görüntülerin “bahse konu bayanın direnmesi” sonucu ortaya çıktığı, görüntüleri gündeme getirenlerin polisin “moral ve motivasyonunu bozmayı”, teşkilatı yıpratmayı amaçladığından söz ediliyor.
Merve Demirel'in babasının FETÖ'cü olduğu belirtiliyor. (Müstehak demek istenmemiştir şüphesiz…)
Görüntüler karşısında morali bozulan biz kadınlarken, polisin moralini bozmaktan söz edilmesi karşısında ne tuhaf ki hâlâ şaşırıyoruz.
Ne tuhaf değil mi? İnsanız çünkü. Adalete değilse bile insanlığa dair umudumuzu büsbütün yitirmek istemiyoruz. Gezi eylemleri sırasında, ortada hiçbir belge ve kanıt yokken Kabataş'ta bir kadının taciz edildiği iddiasının yalan olduğu ortaya çıkmasına karşın susanların suskunluğu daha gürültülü bir hal alıyor.
İnsanı bazen kendi suskunluğu sağırlaştırır; biliyorsunuz değil mi?

AĞIR HUKUKSUZLUK

Farklı ses çıkarana yönelik ağır hukuksuzluk bitmiyor.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 3. Ceza Dairesi, Cumhuriyet davasında verilen cezaları onadı. Musa Kart, Emre İper, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Önder Çelik, Kadri Gürsel ve (avukatım) Bülent Utku hakkındaki hapis cezaları kesinleşti.
Yani meslek yaşamlarını cemaat ve benzeri yapılanmalara karşı mücadeleyle geçirmiş insanlar, “FETÖ”ye yardım etme suçunu işlemişler.
Bozma bekleniyor muydu?  Haklarındaki iddialar yargılama sürecinde çökmesine rağmen bu “iklimde” zordu. Belki bu kadar hızlı beklenmiyordu.
Karikatürlerine bakınca hep çizgilerin benimle konuştuğu duygusunu hissettiğim Musa Kart'ı aradım geçmiş olsun demeye.
Demek ki  seçim öncesi böyle bir karara ihtiyacı varmış” dedi. Sonra gülerek ekledi:
“Bizim cezaevine yeniden girmemiz çarşı pazarı düzeltecekse, ne ala.”
Avukat Mustafa Kemal Güngör, iktidardan bir zamanlar sıkça yükselen “üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü” sloganını hatırlattı. “Üstünlerin hukukuna göre giriyoruz cezaevine” dedi.
Cumhuriyet'in eski “ombudsmanı” Güray Öz, “Başka türlü bir karar çıkamazdı” dedi.  Ki, FETÖ'den soruşturma geçiren biriyle iletişim kurmakla suçlanan Güray Öz'ün telefon ettiği bu kişinin pideci olduğu ortaya çıkmıştı.

★★★

Sonuçta tüm bir yargılama boyunca mahkeme kararının hukuka aykırılığını kanıtlayan sayısız bilgi ve belge sunulmuş olması, istinaf aşamasında anlam ifade etmedi.
Sözü, cezası 5 yılın üzerinde olduğu için Yargıtay kararını bekleyen Murat Sabuncu'nun t24'te yayımlanan yazısıyla bitirelim:
“Bugünler geçip memlekette yeniden demokrasi ve hukuk inşa edildiğinde (ki şüphem yok) mesleğinin/insanlığın hakkını verenlerin başı dik olacak. Yapılan zulümlere sessiz kalanlar, ortak olanlar, kafasını çevirenler en az bu hukuksuzluğu yaratanlar kadar bu utancı yaşayacaklar.”

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more