Sözcü Plus Giriş
ÜMİT ZİLELİ

“Biz aslında yaşayan ölüleriz!..”

10 Eylül 2019

Dün Diyarbakır'da idim…
HDP İl Başkanlığı binası önündeki taş merdivenlerin üstünde 7 gündür eylem yapan, “Çocuğumu geri verin” diye gözyaşı döken anneleri, babaları kendi gözlerimle görmek, konuşmak, anlamak,  acılarına bir nebze olsun ortak olmak için oradaydım…
Dün o ailelerle, “Biz aslında yaşayan ölüleriz” diye çaresizliğini haykıran annelerle, “Oğlumu geri almak için ölmeye de razıyım” diyen babalarla konuştum; daha doğrusu onlar feryat etti, ben vicdanım kanayarak dinledim!…
Aslında her şey, Hacire Akar'ın 15 gün önce, 21 Ağustos'ta kaybolan oğlu 21 yaşındaki Mehmet'in HDP'liler tarafından dağa kaçırıldığını iddia edip, bir gün sonra da parti il binası önünde oturma eylemi yapmasıyla başladı… Eylemin üçüncü gününde ortaya çıkan Mehmet Akar, mahkeme tarafından ev hapsiyle cezalandırıldı…
Oğluna kavuşup, eylemine son veren Hacire Akar'ın, çocukları kaybolan ailelere çağrıda bulunmasıyla bu kez o aileler aynı il binası önünde eylem başlattılar… Öyle ki, aile sayısı eylemin yedinci gününde 17'ye ulaştı!..
Daha da ilginci, polis, asker olan oğulları PKK tarafından kaçırılan anne babalar da bu eyleme destek olmak için Diyarbakır'a geldiler!.. Almanya'dan, Fransa'dan hatta Güney Kore'den destek için gelen gurbetçiler vardı!..
Şimdi el ele, omuz omuza çocuklarını kurtarmak için mücadele veriyorlar!..
Hem de çocukları kurtulana kadar bu eylemi sürdürme kararlılığı ile…

Korkuyu paramparça eden anneler!..

Aslına bakarsanız, çocuğu elinden koparılıp alınan, dağa götürülen anne sayısı yüzlerle ifade ediliyor!..
Peki, o zaman niçin gelmiyorlar, destek vermiyorlar” diye sorduğumda yüzlerinde aynı acı gülümseyişi gördüm; hepsi aynı şeyi söyledi:
Korkuyorlar!..
Evet, hem de çok korkuyorlardı; yaşamlarından, diğer çocuklarının kaçırılmasından, sürekli tehditlerden korkuyorlardı!..
HDP İl binası önünde eylem yapan aileleri ciddi sayıda polis koruyordu… Ancak “Sonra ne olacak?” sorusu kaygı ve korkuya yol açan asıl soruydu… Korkup gelmeyen, gelemeyenlerin aklındaki soru da aynıydı doğal olarak!..
Eylemci ailelere göre, Mardin'de, Lice'de, Diyarbakır'da oturan, çocuklarına hasret yüzlerce belki de daha fazla anne işte bu korku nedeniyle katılamıyordu bu oturma eylemine…
Bu noktada en büyük görev, devlete, devletin güvenlik güçlerine düşüyordu haliyle… Üstündeki korku yükünü atmanın eşiğine gelmiş annelerin, ailelerin o korku eşiğini atlamaları için birazcık güven duygusuna, korunduğunu bilme duygusuna ihtiyaçları vardı…
Birlik duygusunun oluşması, yükselmesi, Türk-Kürt demeden insanların kucaklaşması, baskıya, tehdide karşı koyabilmesinin kapısını açabilecek olan tam da buydu işte…
Terörün, bölücülüğün en müthiş ilacı da buydu zaten: Birlik olmak!..
HDP binası ise dışarının aksine sessizdi, adeta çıt çıkmıyordu! Annelerin feryadına, suçlamalarına karşı bir ufacık açıklama bile yoktu doğru dürüst… HDP il yönetiminin “Meclis'teki siyasi partiler sorumluluk alsın acıları birlikte sonlandıralım” türünden suya tirit açıklaması ve ailelerin emniyet zoru ve baskısıyla il binasının önüne gönderildi iddiasının dışında elle tutulur bir girişimi de yoktu!..
2014 yılında da 136 aile bu tür bir eylem başlatmış ve sonuçta birçok çocuk, ailesine kavuşmuştu… Bu ailelerin de umudu bu yönde… Umarım acıları tez zamanda sevince, şenliğe dönüşür…
-Çünkü demokrasinin de, barışın da, huzurun da başlıca savaşçısı ve teminatı kadınlardır!..

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more