Sözcü Plus Giriş
ÜMİT ZİLELİ

Koca anayasa profesörüne cehalet hiç yakışmıyor!..

26 Temmuz 2019

Burhan Kuzu'yu bilirsiniz…
Bu ülkenin tanınırlık oranı epey yüksek şahsiyetlerinden biridir… Anayasa profesörüdür, siyasetçidir… Yakın zaman öncesine kadar TV'lerin vazgeçilmez konuklarından biriydi; her konuda kendine özgü fikirleri olan, sevimlilik katsayısı yüksek profil çizen aydınlardan biriydi kısacası…
Epey programa birlikte katıldık, sıkı tartışmalarımız oldu, ancak kendisiyle katıldığım her programdan gülümseyerek ayrıldığımı anımsıyorum… Mesela 2007 yılında, Cumhurbaşkanlığı seçimleri epey yaklaşmış ancak AKP'nin adayı hala belli değilken, Mehmet Ali Birand'ın programına katılmıştık. Tayyip Bey aday olur mu sorusuna ben “Hiç mümkün görmüyorum. Öncelikle gerginlik yaratmak istemez. Ayrıca partisinin başından ayrılmayı da bu şartlarda düşünmez” deyince Burhan Bey sinirlenmiş,  “Ne demek efendim, olamaz ne demek, Tayyip Bey isterse olur” diye yüksek sesle protestoda bulunarak önündeki masayı yumruklamıştı!.. Ben hayretle bu manzarayı izledikten sonra şöyle demiştim:
Aman Burhan Hocam koskoca profesöre çocuklar gibi masa yumruklamak yakışıyor mu hiç?!.
Bu sözlerin üzerine önce bir sessizlik olmuş, ardından Burhan Kuzu başta olmak üzere hep birlikte kahkahayı patlatmıştık!..
Kızılması pek kolay bir siyasetçi değildi… Siyasete AKP kurucu üyesi olarak 2001'de başlamış, 4 dönem milletvekili olarak Meclis'te yer almıştı.. 24 Haziran seçimlerinde aday gösterilmeyince çok kırıldı… Aslında Burhan Hoca'nın siyasi hayatı hep kırgınlıklarla geçti; bu kırgınlıklarını da çoğu kez belli etti; ne istediyse olmadı, olamadı!.. Bakan olmayı çok istedi örneğin, olmadı… Meclis Başkanı olmak istedi yine olmadı. Yalnızca Anayasa Komisyonu Başkanı olabildi!..
Şimdilerde AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyesi…

Sütçünün şahidi bozacı olunca…

Burhan Hoca geçen gün sosyal medya hesabından Lozan Antlaşması ile ilgili bir mesaj paylaştı…
Evlere şenlik bir mesajdı doğrusu! Hem acıklı hem gülünç, üstelik gerçeklerle hiç mi hiç uyuşmayan bir mesaj… Bakın ne diyordu mesajında:
-2.5 milyon kilometre kare olan vatan toprağı, 780 bin kilometre kareye düşmüştür. Sevr Antlaşması diye aaadlandırılan metni Osmanlı Devleti onaylamadığı için geçerliliği yoktur. Üstad Kadir Mısıroğlu'nun “Lozan zafer mi, hezimet mi” adlı eserini mutlaka okuyun.
Bununla da yetinmedi Burhan Hoca, Misak-ı Milli sınırları içindeki Musul, Kerkük ve Süleymaniye'nin İngilizlere, Hatay'ın Fransızlara bırakıldığını, bunun yanında 12 Adanin İtalyanlara, İmroz, Bozcaada ve Tavşanlı dışındaki bütün Ege adalarının Yunanistan'a, Kıbrıs'ın ise İngilizlere bırakıldığını yazdı!..
Fesli Kadir'in kitabından yararlandığı anlaşılan Burhan Hoca'nın bu sözlerinin neresini düzelteyim bilemedim vallahi!..
Öncelikle, daha Cumhuriyetin ilanından yaklaşık 3 ay önce Türkiye, yeni kurulacak devletin uluslararası ortamda bağımsızlığını ve egemenliğini kabul ettirmişti!..
Diğer bir deyişle Lozan, Türkiye Cumhuriyeti'nin tapusudur!..
Gelelim şu toprak kaybı meselesine; ilahi Burhan Hocam, daha Balkan Savaşı öncesi, Abdülhamit politikaları sonucu osmanlı Ooprakları zaten 3 milyon kilometrekareye düşmüştü!.. Osmanlı 1. Dünya Savaşı'na ise 1.5 milyon kilometre kare ile başladı. Savaştan sonra, 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması ile Anadolu'da Türklere bırakılan İç Anadolu ve Karadeniz'in bir bölümünü oluşturan toprakların yüzölçümü ise 200 bin küsur kilometreydi!.. Sevr'i padişahın imzalamamış olması ise hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Giden görevliler imzalamış Ayan'da kabul edilmişti. Ayrıca Anadolu fiilen düşman işgali altındaydı; düşman gemilerinin topları Padişahın sarayına çevriliydi!..
Lozan'da bırakın toprak kaybetmeyi, Sevr'de bahşedilen (!) toprakların tam 3 misli olan 780 bin kilometrekareye çıkarıldı!..

Musul, Kerkük, Hatay ve adalar yalanı!..

Burhan Hoca, Fesli Kadir'e dayandıkça batmış ne yazık ki!..
Öncelikle, Musul-Kerkük meselesi Lozan'da bir türlü çözülememiş, Türkiye-İngiltere arasında büyük gerginliklere neden olmuş, sonunda konu zamanın “Birleşmiş Milletleri” sayılan Cemiyet-i Akvam'a devredilmişti. Musul-Kerkük meselesi uzun bir hikayedir ve Atatürk'ün yüreğinde ve aklında bir gün oralara kavuşmak olduğu doğrudur…
Hatay zaten Büyük Devrimci'nin incelikli politikaları sayesinde 1939'da vatan toprağına dahil edilmiştir!.. Kıbrıs, 1878'de Osmanlı tarafından zaten İngilizlere sunulmuştu. Lozan'da üzerinde tartışılmış, ancak İngiltere'de kalmıştır…
12 Adalar meselesi ise hiç de Burhan Hoca'nın söylediği gibi değildir. Adalar Lozan'dan 10 yıl önce kaybedilmişti zaten!.. Osmanlı Yunanistan'ın adaları işgalini engellemek için İtalya ile Uşi Antlaşmasını imzalayarak Balkan Savaşı sonuna kadar İtalya'ya bırakmıştı. Ancak 1. Dünya Savaşı'nda İtalya ile Osmanlı ayrı cephelerde karşı karşıya gelince 12 ada 1912 ve 1914 yıllarında fiilen İtalya'da kalmış oldu. Lozan'da tek kayıp Meis Adası olmuştur!..
Lozan'da bu konuda da çok şiddetli tartışmalar olmuş, Lozan görüşmeleri bu ve diğer tartışma ve anlaşmazlıklar nedeniyle yarım kalmıştı…
Yıllar süren savaşlardan henüz çıkmış, doğru dürüst bir donanması olmayan, üstelik İstanbul ve İzmir'de henüz İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin bulunduğu bir ortamda Lozan'da elde edilen başarı çok büyük değerdedir!..
Her şeyden önce Türk Milleti Lozan'da onuruyla birlikte siyasi, hukuki ve ekonomik bağımsızlığını kazandı… Yüzyıllarca kanımızı, iliğimizi sömüren kapitülasyonlar belasından kurtuldu!..
İşte böyle Burhan Hocam, şahit “bozacı” olunca geldiğiniz nokta ancak burası olabiliyor!..

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more