Sözcü Plus Giriş
YILMAZ ÖZDİL

Termik

24 Kasım 2019

Robert Kolej'den mezun oldu.

Oxford'tan diploma aldı.

Gazeteciydi.

Hayatını daktilo tıkırdatarak, karikatür çizerek, dergi kapakları resimleyerek kazanıyordu.

Kurşuna dizilen asker kaçaklarının dramını yazdı, vay sen misin yazan, vatan haini muamelesi yaptılar, sürgün cezası verdiler.

Bodrum'a sürdüler.

Sayın devletimizin o günkü kafasına göre, yeryüzü cenneti Bodrum, sürgün yeriydi!

Cezası bitti.

Bodrum'dan ayrılmadı.

Bodrum'un antik çağlardaki adı olan Halikarnas'ı mahlas olarak benimsedi, Halikarnas Balıkçısı oldu.

Artık sadece yazar değildi, balıkçıydı, süngerciydi, bahçıvandı, rehberdi.

Çevresine fener gibi ışık saçan kalemiyle, adeta, Ege ve Akdeniz medeniyetlerinin Diyojeniydi.

Hayat ustasıydı.

Mavi Yolculuk'un babasıydı.

İnsanımızı, denizimizi, duyguyla, mitolojiyle, şiirsel dille harmanladı.

Mavi Sürgün

Yaşasın Deniz

Aganta Burina Burinata

Anadolu Efsaneleri

Gülen Ada

Çiçeklerin Düğünü

Arşipel

Gündüzünü Kaybeden Kuş

Deniz Gurbetçileri…

Hangisini saysam bilmem ki, birbirinden eşsiz romanlar, hikayeler, denemeler, hatta çocuk kitapları yazdı.

Aldı okurlarını, kelimelerin enginliğinde, oralara götürdü…

“Gök kadar beyaz denizin cam sessizliğinde, tepetakla dinelen çamların akisleri, gönül dinlendirici oluyordu. Yatağan o suların üzerinden geçerken, o ağaç akislerini yarım mil ötelere kadar halka halka titretirdi. Oralarda dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan buhur ağacı ormanları vardır. Hafif hafif amber kokarlar. Bir yaprak kalabalığı olan her ağaçtan, başka ağaca sarmaşıklar kurarlar. Çiçeğin biri koptu mu, yere kelebek konmak üzere olduğu sanılır. Buhur ağaçları ta kıyıda ayaklarını sedef yansımalı sularda yıkarlar. Gördüklerim hâlâ gözlerimde yaşıyor.”

İşte hep böyle yazdı.

Anlattı.

Öğretti.

Sevdirdi.

“Çevre bilinci” denilince, Türkiye'de hiç şüphesiz akla gelen ilk kişiydi.

Yukardaki örnekte de görüldüğü üzere, küçücük teknesiyle dolaşır, doğayı, denizi, deniz insanlarını küçücük teknesinde yazardı.

Tirhandildi.

Bodrum'a özgü, ahşap, yelken ve kürekle yol alan, alt tarafı sekiz metre boyunda, kayıktan halliceydi.

Adı, Yatağan'dı.

Mavi Sürgün'de bizzat şunları yazmıştı…

“Ahiköy o zamanlar nahiyeydi, şimdi kaymakamlık oldu.

Ben Bodrum'dayken Yatağan adında kayığım vardı.

Ahiköy'ün ilk kaymakamının karısı, Bodrumluymuş.

Yeni kurulan kaymakamlığa bir ad takmak gerekince, oraya ‘Yatağan' diye, benim kayığımın adını vermişler.”

Evet…

Muğla'nın ilçesi Yatağan'ın eski adı, Ahiköy'dü.

Bucaktı.

1944'te ilçe oldu.

Adı değiştirildi.

Yatağan yapıldı.

Mümbit topraklara sahip olan bu bereketli, şirin ilçe, Halikarnas Balıkçısı'nın yöre insanlarına mirasıydı.

Çevre bilinci demek, Yatağan'dı.

Yatağan demek, çevre bilinciydi.

Gel zaman git zaman, deniz kenarında olmamasına rağmen, Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Köyceğiz, Dalaman gibi, Muğla'nın şahane ilçelerinden biri olan Yatağan'a, termik santral diktiler!

İnsanlarımız çırpındı, etmeyin eylemeyin diye… Nafile.

Dinletemediler.

Filtresiz bacadan resmen kanser fışkırıyordu.

Bitkiler öldü.

Toprak öldü.

Tarım bitti.

Mesleğe Yeni Asır'da başladığım için, defalarca manşet yaptım, gözlerimle şahidim, kuşlar bile öldü, kuşlar.

İnsanlar ölmeye başladı.

Bebeler sakat doğmaya başladı.

(Yatağan 40 bin nüfuslu avuçiçi kadar bir yer.

1.5 milyon ev düşünün, hepsinin sobalı olduğunu düşünün.

Bu 1.5 milyon evin, yaz kış demeden, gece gündüz demeden, 365 gün 24 saat aralıksız soba yaktığını düşünün…

Yatağan termik santralı, işte bu kadar kömür yakıyor.

Üstelik en kalitesiz kömürü yakıyor.

O bacadan işte bu kadar duman püskürtüyor.

Gözle görülmeyen partiküller yüz kilometre çapında yayılıyor.

Zehirli atıksuların nereye deşarj edildiğini anlatmıyorum bile.)

Santral açıldığında Yatağan'da sadece iki eczane vardı.

Mantar gibi çoğaldı, 100'e yaklaştı.

Kişi başına düşen kanser ilaçlarının satışında rekor kırıldı.

Kişi başına düşen avukat sayısında da rekor kırıldı…

Çünkü, vatandaşların santrala karşı, devlete karşı açtığı davaların haddi hesabı bilinmiyordu.

Bazen havayı dağıtan rüzgar kesiliyor, zabıta araçları mahalleleri dolaşıyor, “camı çerçeveyi kapatın, sokağa çıkmayın” diye anonslar yapıyordu, sokakta nefes almak bile bu kadar kanserojendi.

Halikarnas Balıkçısı'nın yadigarı olan, çevre bilincinin sembolü olan Yatağan'ı işte böyle mahvetmişlerdi.

Mücadele mücadele mücadele, neticede güç bela filtre takıldı.

Ama süs gibi takmışlardı.

Kullanılmıyordu.

Devreye sokmuyorlardı.

Neden diye kurcalanınca, nedeni anlaşıldı.

Akp iktidara gelmişti.

Termik santrallar özelleştirme adı altında, satılacaktı.

E boşuna masraf yapmak istemiyorlardı!

İnsanlar bunca zamandır nasıl olsa ölüyordu, biraz daha ölmesinde sakınca yoktu!

2014 yılında, yandaş işadamına verildi.

O yıl, elektrik piyasası kanunu'na bir maddecik ekleyiverdiler…

Baca filtreleri için 2018'e kadar süre tanıdılar.

2018'e kadar insanları kanser etmeye devam edebilirsiniz dediler.

İki yıl böyle devam etti.

İki yıl sonra Anayasa Mahkemesi bu maddeyi iptal etti.

Sayın Akp hükümetimiz tekrar devreye girdi, yeni kanun çıkardı.

Baca filtreleri için 2019 sonuna kadar süre tanıdı!

Yani, hukuken düzeltmedikleri gibi, süreyi bile uzattılar.

Anayasa Mahkemesi artık uysal bir mahkemeydi, ses çıkarmadı.

2019'a geldik.

Bir ay sonra bu süre dolacaktı.

Şak…

Sayın Akp hükümetimiz tekrar devreye girdi.

Önceki gece Tbmm'de kabul edilen torba kanun'un içine bir kanuncuk ilave ediverdi.

Baca filtreleri için verdiği süreyi Aralık 2022'ye kadar uzattı!

2022'nin sonuna kadar kanser etmeye devam edebilirsiniz, 2022 gelince hatırlatın, 2030'a kadar uzatayım demek istedi!

Halikarnas Balıkçısı'nın Yatağan'ı başta olmak üzere… Afşin Elbistan, Kardemir, Tunçbilek, Seyitömer, Çan, Silopi, Soma, Kangal, Çatalağzı, Çayırhan, Yeniköy, Kemerköy, Orhaneli termik santralları.

Bu arada, aman diyeyim, özel otomobilinizde sigara içmeyin ha.

Sağlığınıza zararlı!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more