Selamun aleyküm

Babam Dr. Nusret Cansen 1900 doğumluydu. Büyükbabam Dr. Ahmet Besim, uzunca bir süre Halep'te “Sıhhiye Müfettişi” (İl Sağlık Müdürü) olarak görev yaptığı için, babamın çocukluğunun bir kısmı da Halep'te geçmişti. İlkokula orada başlamış, hem sokakta hem de müfredat icabı mektepte Arapça öğrenmişti.

ODTÜ'lü Arap arkadaşlarım, bize gediklerinde babamla Arapça konuşurlardı. Onlara göre babam “kitap okur” gibi konuştuğu için onun Arapça telaffuzu kulağa tuhaf geliyormuş. Bizim ailemiz tam anlamıyla laikti. Nenem hariç (o da pek muntazam değil) evde kimse namaz kılmazdı. Ancak babam yeri geldikçe Arapça dini deyimleri Türkçe'ye çevirirdi. Bir sohbet sırasında “selamun aleyküm”ün motamo tercümesi “ben size selimim”dir; anlamı da “benden size zarar gelmez”dir, karşılığında söylenen “aleyküm selam”ın da anlamı “benden de size zarar gelmez”dir dedi.

Bunu hafızama nakşettim. İktisada ilgi duyup bu alanda kendimi geliştirmeye karar verdikten sonra, genelde dinler, özelde İslam hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Çünkü son tahlilde iktisat (parasal iktisadın mekanik kısmı hariç) bir beşeri bilimdi. Hayek'in ünlü deyişiyle “İktisat, insan yapması değildi, ama içinde insan vardı.” (Economics is not man-made, but there is men in it.) İnsanlar sosyo-ekonomik canlılardı, toplum halinde yaşıyordu. Her yerde ve her toplumda bir tür “din” mutlaka oluşuyordu.

OYUNUN KURALLARI

Dindar olmadığım için, dine içinden değil, dışından bakıyorum. Din, çok kompleks (karmaşık, karışık değil) bir içtimai müessesedir. Dinin, en az sosyo-ekonomik işlevi kadar önemli bir de “psişik/ruhsal boyutu” vardır. Dinleri çözümleme yöntemim (babamdan geçmiş olsa gerek) kullanılan kelimelerin anlamlarını irdelemektir. Dolayısıyla işe “din” ve İngilizce “religion” sözcüklerinin kökenini aramakla başladım. Her ikisi de “yasaklar” veya “kurallar” anlamına geliyordu. Nitekim 3.600 yıl önce Musa'nın insanlığa tebliğ ettiği “10 emir” aslında “10 yasak”tı.

İSLAM VE HAMD

Daha sonra İslam'da ve Hıristiyanlık'ta kullanılan İngilizce deyimleri karşılaştırdım. Pek çoğu birbirinin aynı çıktı. Bir örnek vereyim. İslam'da “hamdolsun” veya “Allaha hamdolsun”  “överim” veya “tanrıyı överim” demektir. İngilizcesi de “praise the god”dır. Yazar Suphi Bey, “hamdullah”ı Türkçeye “tanrıöver” olarak tercüme etmiştir. Kişi, pek de memnun olmadığı bir durumda, inancı zayıflayınca, tanrıya bağlılığını pekiştirmek için bunu söyler. Herkesin bildiği gibi “İslam”, “selim”, “salim” sözcükleri (s,l,m)'den yani 3 sesiz harften oluşur.

Esas olarak aynı anlama gelir. Güvenilir, zarar vermez demektir. Teslim de buradan türemiştir. Mesela tıp dilinde vücuttaki urlar “selim” (iyi huylu) ve “habis” (kötü huylu) olmak üzere ikiye ayrılır. İnsanlar da böyledir. Toplum içinde “elhamdülillah Müslümanım” diye kendini tanıtan kişi, aslında “Tanrıyı överim ki; benden kimseye zarar gelmez” sözü vermektedir. “H,m,d” üç sessiz dizininin kök anlamı Türkçeye “övmek” olarak çevrilse de ben bunun “bağlanmak” olarak tercüme edilmesinden yanayım. Bir başka yazımda “Kelime-i şahadet” yani “Tanıklık andını” ele alacağım.

Son söz: Din anlaşılmadan, laik olunamaz.