Sözcü Plus Giriş
İSMAİL SAYMAZ

İstanbul’da uyuşturucuya erişmek çok kolay

20 Temmuz 2021 Yazarlar

“Ben hacıyım, örtülüyüm. Dinime çok bağlı bir insanım. Sarhoş oğlumu koluma takıp hastaneye gitmeye, sokaklarda dolaşmaya o kadar utanırdım ki… Hâlâ utanıyorum ama şunu diyebiliyorum: Annesin ve evladına yardım etmeye çalışıyorsun. Utanılacak bir şey yok.”

Bu sözler İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı'nca yürütülen “İstanbul'da Madde Bağımlılığı: Algılar, Deneyimler, Çözüm Önerileri” araştırmasına katılan bir bağımlı annesine ait.

Araştırma kapsamında 14-25 Haziran 2021 tarihlerinde 12-25 yaşları arasında çocuğu olanların madde bağımlılığı ve bağımlılara bakış açısını ölçmek için bilgisayar destekli telefon anketi yoluyla 411 haneyle görüşüldü.

18-25 Haziran'da bağımlı eşleri, ebeveynler ve kardeşlerden oluşan 56 kişiyle gruplar halinde toplanıldı.

Uyuşturucu ülkenin sorunu

– Yüzde 68.2'si arkadaşların, yüzde 48.3'ü ailede huzursuzluk ve şiddetin, yüzde 45'i ebeveyn davranışlarının maddeye başlamada üç önemli neden olduğunu söylüyor.

 Yüzde 64.5'i yaşadığı çevrede uyuşturucu bağımlılığının problem oluşturduğunu, yüzde 28.2'si oluşturmadığını ifade ediyor.

– Yüzde 94.6'sı İstanbul'da, yüzde 92'si Türkiye'de uyuşturucu bağımlılığının problem olduğunu düşünüyor.

 Yüzde 95'i uyuşturucunun, toplumun huzur ve güvenliğini tehdit ettiğine inanıyor.

– Yüzde 84.2'si İstanbul'da maddeye kolayca erişilebildiğini kaydediyor.

 Yüzde 61'i kişilerin maddeyi bırakabileceğini, yüzde 23.9'u bırakamayacağını savunuyor.

– Yüzde 72.3'ü bağımlılığın tedavi edilebileceğini, yüzde 13.1'i edilse de kurtulmanın mümkün olmadığını anlatıyor.

 Yüzde 29.2'si madde bağımlısını sağlık kurumlarına, yüzde 26.2'si AMATEM'e yönlendirebileceğini söylüyor. Yüzde 26.7'si nereye yönlendireceğini bilmiyor.

– Yüzde 85.4'ü bağımlıların psikolojik sorunlarının olduğunu belirtiyor.

Bağımlıyı sevgi ile iyileştirmek

Farklı semt, kültür ve yaş gruplarından gelseler da ailelerin bağımlılıkla tanışması ve mücadele süreci birbirine benziyor.

Maddeyle okulda, mahallede, arkadaş ve akraba arasında tanışılıyor.

İlk etkisi, çocuğun okul başarısının düşmesiyle görülüyor.

Göz kızarıklıkları, zayıflama, zamansız uyuklamalar, kapıyı kilitleme, yalan söyleme ve para talebi başlıyor.

Aileler şüphelendiği yakınlarını takibe koyuluyor.

İnternette araştırma yaparak, maddeler ve bağımlılık hakkında bilgi ediniyor, zamanla uzmana dönüşüyor.

Çocukların bağımlılığını yetersizliklerine bağlıyor.

Raporda şöyle deniyor:

“Bu durum hayatta kalma ve geçim derdine dayanıyor. Uzun saatler çalışmak zorunda kalan anne babaların boşluğunu mahalle ilişkileri dolduruyor. Mahalle bir sosyal dayanışma mekanı olduğu kadar suç ve bağımlılığı yayma riski de taşıyor.”

Şiddetli kavgalar nedeniyle aileler apartmandan kovuluyor.

Bağımlı eşleri yanlış evlilik sebebiyle suçluluk hissediyor. Psikolojik, fiziksel, cinsel ve ekonomik şiddeti defalarca affettikleri için kendilerine kızıyor. Boşanmanın kıyısından döndüklerini, çocukları için veya eşlerini yalnız bırakmamak adına boşanmadıklarını anlatıyor.

Ölümün kıyısına gelen kadınlar isteseler de boşanamıyor.

Nafakadan feragat ederek, boşanabilmek için yıllarca mücadele ediyor, sığınma evinde kalıyor, şehirden şehre taşınarak gizleniyorlar.

Bağımlılıkla mücadele başlı başına bir mesai… Aileler maddeye ulaşmak üzere yakını tarafından yapılan borçları ödemek için kredi çekiyor. Çocuklarıyla ilgilenirken sık sık iş yerlerini terk ettiklerinden ya kovuluyor ya da dükkanı kapatıyorlar.

Ebeveynler yüklü borca girerken, eşler sosyal yardımla çocukların ihtiyaçlarını karşılıyor.

Kardeşler sık sık evden kaçıyorlar. Bazıları ise mücadele sürecine özveriyle katılıyor. Kız kardeşler şiddete, tacize, baskıya ve kısıtlamaya uğruyor. Kimileri kazandığı halde üniversiteye gidemiyor, kimileri erkenden evleniyor.

Ebeveynler ve eşler uykusuzluk ve depresyondan ötürü ilaç kullanıyor.

Bir eş şöyle konuşuyor:

“Eşimi parkta gördüm. ‘Senin kız çocukların var, utanmıyor musun?' dedim. Üstüme yürüdü. ‘Kadına hesap mı vereceğim' dedi. Bebeğimi aldım, çıktım evden. O gün Beylikdüzü'nde bütün sokakları gezmişimdir. Kalp sancıları, göz kararmalarım oldu. 4-5 ay sonra kanser olduğumu öğrendim. Bu dert insanı kanser yapar derler ya…”

Aileler ilk etapta mekan değişikliğinde çözüm arıyor. Bağımlı kişiyi memlekete veya çalışması için başka şehirlerdeki akrabaların yanına gönderiyor. Ya da bilmedikleri şehre göçüyor. Bu iyileştirici olsa da kalıcı çözüm sağlamıyor. Bazı aileler bağımlıyı evden uzaklaştırarak, tedaviye ikna olacağını düşünüyor. Askere yollamak, evlendirmek ve dini gruplara yönlendirmek de diğer yollar arasında.

İki çocuğunun uyuşuturucudan temizlendiğini anlatan bir anne, “Onları ne iyileştirdi, biliyor musun? Çocuklarım ne hata yaparlarsa yapsınlar döndüklerinde beni bulabildiler. Bunu bazen onlara rağmen yaptım” diyor.

Mahalle Evi Modeli

Raporda, İBB'nin Mahalle Evi modelinin riskli bölgelerde yaygınlaştırılması tavsiye ediliyor.

Diğer öneriler ise şöyle:

 Sosyal hizmet temelli bağımlılıkla mücadele merkezleri açılmalı.

– Bağımlılar ve aileleriyle doğrudan iletişim kuracak mobil ekipler oluşturulmalı.

 Ücretsiz psikolojik destek hizmeti yaygınlaştırılmalı.

– Tedavisi tamamlanmış ama risk grubunda olanlara istihdam yaratılmalı.

 Ailelere eğitim ve ekonomik destek verilmeli.

– Okullarda bağımlılığı önleyici rehberlik sunulmalı.

 Dini kurumlarda farkındalık yaratacak çalışmalar yürütülmeli.

– Komşuluk dayanışması odaklı etkinlikler arttırılmalı, esnaf çözüm ortağı yapılmalı.

YAZARIN TÜM YAZILARI