Loading ...

Serj Tankian, Lübnan doğumlu, Amerikan vatandaşı.

Daron Malakian, Kalifornia doğumlu, Amerikan vatandaşı.

Shavo Odadjian, Erivan doğumlu, Amerikan vatandaşı.

John Dolmayan, Lübnan doğumlu, Amerikan vatandaşı.

Bunların hepsi, Kalifornia'da aynı okulda, Ermeni kilisesi himayesindeki Pilibos Ermeni Okulu'nda okudular.

Aynı tornadan çıktılar.

“System of a Down” grubunu kurdular.

Metal müzik yapıyorlar.

Ülke ülke dolaşarak, dünya çapında “soykırım” turnesi düzenliyorlar.

Konserlerinde dev ekranlarda Atatürk'ün fotoğrafını gösterip “katilllll” diye bağırıyorlar, seyircilere bağırtıyorlar.

Grammy Ödülü kazandılar!

Halbuki…

Edgar Manas.

İstanbul'da doğdu.

İtalya'ya gitti, Venedik'te Murad Rafaelyan Koleji'nde okudu, Padova Konservatuarı'ndan mezun oldu, Türkiye'ye döndü.

1912-1933 yılları arasında İstanbul Konservatuarı'nda hocalık yaptı.

Yani, tehcir sırasında sonradan adı İstanbul Belediye Konservatuvarı olan Darü'l Elhan'da piyano dersi veriyordu.

1923'te Cumhuriyet kurulur kurulmaz, Türkiye'nin ilk Kadınlar Korosu'nu kurdu, yönetmenliğini yaptı.

1937'de Meryemana Kilisesi'ndeki Koğtan korosu şefliğine tayin edildi, 20 sene bu koroyu yönetti, Ermeni okullarında solfej dersi verdi.

Türkçe eserlerini yazmaya kalksam, buraya sığmaz.

En önemli ve en değerli imzasını İstiklal Marşımıza attı.

İstiklal Marşımızın orkestrasyonunu yaptı.

Müzik yoluyla Ermeni gençlerinin beynini yıkamaya çalışanların panzehiri, Ermeni yurttaşımızın imza attığı İstiklal Marşımızdır.

Diaspora iftiralarına karşı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Atatürk'ün etnik köken ayırmadığının kanıtı, İstiklal Marşımızdır.

Atatürk, ömrü boyunca iki defa imza değiştirdi.

Alfabe değişince ve soyadı kanunu çıkınca, imzasını yeniledi.

Osmanlı dönemindeki imzası, Arap ve Latin harflerinin uyarlamasıyla “M. Kemal” şeklindeydi, zeka ürünüydü, çünkü, Osmanlıca sağdan sola okuduğunuzda “M.Kemal” görüyordunuz, aynı imzaya Latin harfleriyle soldan sağa baktığınızda “M.K” rumuzunu görüyordunuz, üç çengeldi, yırtıcı bir kuşun pençesine benziyordu.

Harf Devrimi'yle birlikte “gazi m. kemal” imzasını attı.

Atatürk soyadını alınca “k. atatürk”ü kullanmaya başladı.

Bu son imzayı Hagop Vahram Çerçiyan tasarladı.

Robert Kolej'de öğretmendi, matematik ve coğrafya dersleri veriyordu, ABD'de kaligrafi eğitimi almıştı.

Mustafa Kemal'in isteğiyle beş farklı örnek hazırladı, tek tek sunum yaptı, Mustafa Kemal “k. atatürk” imzasını seçti.

Çerçiyan, 1907'yle1958 arasında 61 yıl boyunca aralıksız olarak İstanbul'da yaşadı, aralarında Bülent Ecevit'in de bulunduğu 25 binden fazla öğrenci yetiştirdi, İstanbul'da toprağa verildi.

Arman Pandikyan.

İstanbul'un işgali sırasında İngiliz istihbarat teşkilatında tercüman olarak çalışıyordu, ama aslında, yurtsever yeraltı örgütümüz Felah Grubu'nun elemanıydı. Hem bilgi sızdırıyor, hem de İngilizlerin evraklarında kalem oynatarak, Anadolu'ya silah kaçıran gemilerimizin sorunsuz şekilde Karadeniz'e açılmasını sağlıyordu.

Milli mücadelenin sonunda İstiklal Madalyası aldı.

Berç Keresteciyan Türker.

Milli mücadele kahramanıydı.

Mim Mim Grubu'ndaydı, İstanbul'un işgali sırasında Anadolu'ya takalarla ilaç gönderme operasyonlarını organize ediyordu.

İstiklal Madalyası aldı.

Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı yaptılırken, halktan bağış toplanmıştı, en büyük bağışı Berç Keresteciyan Türken yaptı.

1934'te Soyadı Kanunu çıkarıldığında, bizzat Atatürk tarafından kendisine Türker soyadı verildi.

1935'te Afyonkarahisar milletvekili oldu.

Hekim yüzbaşı Ohannes Kasparyan, Artin Gülükyan, Kiyork Gülsöken, Karabet Ayvat, Karabet Kargıcı, Agop Özel, Hrant Kiremitçi, Agop Ayık, Vahan Keleşoğlu, Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'in askerleriydi… İstiklal Madalyası aldılar.

Atatürk'ün İstanbul'da en sevdiği mekanlardan biri Tokatlıyan Oteli'ydi, otele uğradığında mutlaka şef garson Karabet efendi'yi çağırır, sofrasına oturtur, sohbet eder, halini hatırını sorardı. Karabet efendi, milli mücadele sırasında Ankara'da, emrinde görev yapmıştı.

Agop Martayan Dilaçar.

Robert Kolej'de okudu, Tevfik Fikret'in öğrencisiydi.

1915'te, yani tehcir sırasında Osmanlı ordusunda yedek subaydı, Kafkas Cephesi'nde vuruştu, yaralandı, madalya aldı.

Güney Cephesi'ne tayin edildi, Şam'a gitti, Mustafa Kemal'le tanıştı, askerlik görevini Mustafa Kemal'in emrinde tamamlandı.

Robert Kolej'de İngilizce öğretmenliği yaptı.

Sofya'ya gitti, Svaboden Üniversitesi'nde Türkçe dersleri verdi.

1932 yılında, Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen Türk Dil Konferansı'na dil uzmanı olarak davet edildi, Türk Dil Kurumu'nun başuzmanı ve ilk genel sekreteri oldu.

Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi çalışmalarıyla Türkçe'nin kökenleri konusunda çok önemli bilgileri ortaya çıkardı.

1934'te Soyadı Kanunu çıkarıldığında, Türk diline katkıları nedeniyle, bizzat Atatürk tarafından kendisine Dilaçar soyadı verildi.

E, ister istemez insanın aklını kurcalıyor tabii…

Ermenileri sırf Ermeni oldukları için soykırdıysak, varlığıyla onur duyduğumuz bu Ermeni yurttaşlarımızı soykırmayı mı unuttuk?

Fransa'nın sözde soykırımı tanıdığı gün mesela, Brüksel'de Avrupa Komisyonu binasında, İstanbul fotoğraflarından oluşan muhteşem bir sergi vardı… Avrupa Birliği temsilcileri, Fransa'nın soykırım kararını desteklerken, Ermenilerin soyunu kuruttuğumuzu anlatırlarken, o konuştukları binadaki sergi, Mıgırdıç Ara Derderyan'ın, yani büyük ustamız Ara Güler'in objektifindendi!

Türk tiyatrosunun efsanelerinden Toto Karaca, Türk futbolunun unutulmazlarından Garbis Baklaoğlu, Türk pop müziğinin olmazsa olmazları Onno Tunç, Garo Mafyan, Türk sinemasının büyük yıldızları Kenan Pars, Danyal Topatan, Sami Hazinses… Nubar Terziyan, aslında Terziyan bile değildi, ailesinin soyadı Alyanak'tı, etnik kimliğine vurgu yapmak için Terziyan soyadını kullandı.

Ermenileri sırf Ermeni oldukları için soykırırken, Türkiye'nin gözbebeği bu Ermeni yurttaşlarımızı gözden mi kaçırdık?

1982 yılıydı.

Asala teröristleri Ankara'da Esenboğa Havalimanı'nda saldırdı, pasaport kontrolünde bomba patlattılar, kalabalığa makineli tüfeklerle ateş açtılar, 9 kişiyi öldürüp, 72 kişiyi yaraladılar.

Artin Penik…

Doğma büyüme İstanbul çocuğuydu.

61 yaşındaydı.

Yenikapı Değirmen Sokak'ta oturuyordu.

Evine gitti, gaz bidonunu aldı, Taksim Meydanı'na geldi, Cumhuriyet Anıtı'nın önünde “kahrolsun Asala, yaşasın Türk kardeşlerim” diye bağırarak, Ermeni terörünü protesto için, kendini ateşe verdi.

Ağır yaralanmıştı.

Maalesef dört gün sonra vefat etti.

Ama o dört gün boyunca, kendisiyle röportaj yapan gazetecilere tekrar tekrar anlattı.

(Artin Penik'le hastanede yapılan röportajlar internette görüntülü olarak var, merak eden tıklayıp izleyebilir.)

Son nefesine kadar haykırdı…

“Bunlar emperyalizmin oyunu, dünya kamuoyu önünde Türkiye'yi kötülemek istiyorlar, yabancı devletler bunları şımartıyor, ceza vermiyorlar, ibret olsun diye yaptım, çok sevdiğim Atatürk'ün huzurunda intihar ettim, vatanım için yaptım, vatanım milletim için yüz bin defa yine yaparım, Türk milletine sabır diliyorum” dedi.

İçimizdeki soykırım tüccarları, Artin Penik'ten niye hiç bahsetmiyor?

Biz Türkler soykırımcıysak eğer… Nazi Almanyası'ndan kaçan Yahudi profesörler niye Türkiye Cumhuriyeti'ne sığındı?

Üç kişi değil, beş kişi değil, Hitler'den kaçan 190 saygın Yahudi biliminsanı, mesleklerinin zirvesindeyken, ABD'ye İngiltere'ye Kanada'ya gitmek varken, Harvard, Princeton, Oxford, Cambridge gibi en prestijli üniversiteler tarafından davet edildikleri halde, niye Atatürk Cumhuriyeti'ni tercih ettiler?

Cahil oldukları için mi?

Soykırımdan kaçan Yahudi profesörlerin, bizim soykırımcı olduğumuzdan haberleri yok muydu?

1933-1939 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti'ne sığınan Yahudi biliminsanları, soykırımın emperyalist bir yalan olduğunun hem tarihsel tanığı, hem bilimsel kanıtı değil mi?

Yayınlanma Tarihi: