Tehdit miti

Gündeme NATO geldi, açalım eski defterleri:

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Sovyetler Birliği, 22 milyon 403 bin km2'lik yüzölçümüyle dünyanın en büyük ülkesi konumundaydı.

Resmi tarihimize göre, Sovyetler Birliği demişti ki:

-Kars ve Ardahan'ı bize verin!

Bir daha yazayım; yüzölçümü 22 milyon 403 bin km2 olan Sovyetler Birliği iddiaya göre, 14 bin km2 yüzölçümü olan küçük Kars ve Ardahan'a göz koymuştu!

Hani diyebilirsiniz ki, siyasi, askeri, ekonomik, sosyo kültürel açıdan yani jeopolitik olarak  bu topraklar çok önemlidir! O da yok…

Ki zaten Türkiye, Sovyetleri tehlike görmediği için savaştan sonra sınırdaki ordusunu hemen Erzurum'a çekti.

Sovyetler, Türkiye'yi kendinden uzaklaştıracak böylesine önemli stratejik hata yaptı mı?

Durun, sözüm ona daha başka talepler vardı:

-Boğazlar'dan üs istiyorlardı.

-“Hükümete solcuları da alın” diyorlardı!

Peki, bu talepler konusunda resmi yazı/nota, mektup vs. var mıydı? Yok. Sadece dönemin Moskova Büyükelçisi Selim Sarper'ın Ankara'ya geçtiği bilgi notları var.

SB Dışişleri Bakanı V. Molotov, 1945 yılındaki üç görüşmede Sarper'e bunları söylemişti. Yani aslında; Molotov'un bunu dillendirdiğini Sarper söylüyor!

O Selim Sarper ki; Moskova Büyükelçiliği'nden sonra BM'de ve NATO'da Türkiye Daimi Delegesi olarak görev yaptı. Ardından Dışişleri Bakanı oldu!

Konumuza dönersem:

Sahi… Churchill'in diplomasi ustası görüp öve öve bitiremediği Molotov bunları dile getirecek hatayı yaptı mı?

TEHDİT MASALI

Cumhurbaşkanı İnönü askerler ile yaptığı görüşmede “o kadar vahim vaziyet” olmadığını ve “seferlik ilanına gerek duymadığını” söyledi.

Celal Bayar'dan Fevzi Çakmak'a deneyimli politikacılar-askerler, Sovyet tehdidinin yersiz dedikodudan ibaret olduğunu belirtti. Kurtuluş Savaşı döneminde Sovyetlerin yaptığı yardımı ve ardından saldırmazlık gibi ikili anlaşmaları, ilişkileri yakından biliyorlardı…

Başbakan Şükrü Saraçoğlu 11 Mayıs 1945 tarihinde şunu dedi:

-“Cesaretleri kırılmayan halk çocukları, yine bir halk çocuğu olan Stalin'in etrafında toplanarak, onun dâhiyane sevk ve idaresi ile bütün intikamlarını birer birer aldılar…”

Uzatmayayım:

İşin özünde Molotov'un yaptığı sadece “teklif” miydi? Tehdit, gerçekte sadece “masal” mıydı?  Bu tartışmalar hâlâ yapılıyor…

O dönem “komünist tehlike” haberleri önce Avrupa basınında ardından Türk gazetelerinde yer aldı! Hepsinin konusu ortaktı; “Sovyet tehdidi” ve itibariyle “1945 kâbusu” idi.

1945 yılının son ayında/4 Aralık'ta; Sovyet tehdidinin yalan olduğunu yazan Tan gazetesi anti-komünist gençler tarafından talan edildi. Ankara Büyükelçisi Sergey Vinogradov bu olaylar sırasında Sovyet eserlerinin yok edilmesine sert tavır gösterilmesini istedi. Moskova temkinli dil kullandı. Tehditkâr Sovyetler böyle yapar mıydı?

Son ekleme yapayım:

MASALIN SONUÇLARI

Sovyetler o dönem/8 Ağustos 1946 tarihinde ABD, İngiltere ve Türkiye'ye Montrö Antlaşması'nın Karadeniz'e kıyısı olan ülkeler lehine yeniden düzenlemesini resmen bildirdi. Sınır değişimi, toprak talebi filan yoktu!

Sonuçta:

Avrupa ve Türk basını aracılığıyla köpürtülen “Sovyet tehdidi” üzerinden yapılan psikolojik harp, ülkenin yazgısını kayıtsız şartsız Batı'ya bağladı ve ardından Türkiye, NATO üyesi oldu! “Yeni Türkiye” kuruldu…

Ve aradan yıllar geçti:

Bana göre Türkiye, Soğuk Savaş'ın yenilen/mağlup ülkelerinden oldu! Bizler, bu gerçekle yüzleşmiyoruz. İnatla, propaganda ürünü resmi tarih yalanlarını tekrarlayıp duruyoruz.

Somut olaylar var oysa. Örneğin:

“Vatanı parçalayacak Sovyet tehdidi” ve “komünist işbirlikçiler” korkusunu daima gündemde tutan NATO, Gladio gibi kontrgerilla tipi gizli örgütler eliyle “sağ-sol” diye ülke gençliğinin birbirini kırmasını sağladı! Vs.

Bugün… Erdoğan'dan Bahçeli'nin sert NATO tepkilerine solcu “Bizim Mahalle” burun kıvırıyor! Yazık, pusulası artık teori değil; tribün taraftarlığı oldu!

Ukrayna-Rusya Savaşı dönüm noktası; yeni büyük kamplaşmanın sembolü. Türkiye önce, İkinci Dünya Savaşı'nda olduğu gibi aktif tarafsızlık politikası sürdürdü. Ardından… İktidar ortakları Erdoğan- Bahçeli NATO çıkışı yaptı. Bu, ülkeyi zor kararlar almaya götürecek görünüyor. Dünyada kamplar/ ittifaklar yeniden oluşuyor; Türkiye'nin yeri/paktı nere olacak?

Sabun köpüğü konularını bırakıp iktidarından muhalefetine bu derin konular üzerinde kafa açıcı tartışmalar yapmalıyız.

Yoksa, 1945'te olduğu gibi masal ile kandırılma riskimiz yüksek!

Loading...