Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yaşına girmesine bir hafta kala, bilimle kalkınmada en önemli sacayağı üniversiteler de kalkındı mı? Yükseköğretimde önemli dönüm noktaları; cumhuriyetin ilk 10 yılı, 1933 üniversite reformu, 1946 demokrasiye geçiş sancıları, 1965 siyasi kamplaşmalar, 1968 öğrenci boykotları diye sıralanabilir. 1971 muhtırası ve 1980 darbesi, üniversitelerin bugünkü hallerinin temelini attı. 12 Eylül’de, üniversitelerdeki öğrenci dernekleri, kulüpler kapatılıyordu, yine kapatılıyor. Akademisyenler, öğrenciler üniversitelerden atılıp, hapishanelere tıkılıyordu, yine tıkılıyor. Tanklar, toplar, postallar; akademik özerklikleri ve bilimsel özgürlükleri ezen yolu açtı.

SİVİL VESAYET

Askeri darbelerden geriye, 1982 tarihli 2547 sayılı YÖK Kanunu kaldı. Özgür düşünceyi yok etme hedefiyle askerin çıkardığı bu yasa, 41 yılda üniversitelerde bilimsel özerkliği yok etti. Din iman ama illa da kazan kazan (!) temelli, kapitalizme entegre yükseköğretim, askeri vesayetin eseridir. 2002’de seçim vaadi, “YÖK’ü kaldıracağız” olan AKP iktidarı, “Sen, ben, oğlan, kız, hanım, dayım, emmim” atamalarıyla üniversiteleri, fabrikasyon kadrolaşmanın merkezi yaptı. “Paranın rengi, dini, imanı yoktur. Para, paradır” ilkesini benimseyen AKP, askeri vesayetin sivil mirasçısı olup, üniversitelerde “sivil vesayet” kurdu.

MEZURA ÖLÇMEZ

AKP, özgür düşünen, sorgulayan, eleştiren akademisyen ve öğrencileri, atom bombasından daha tehlikeli görse de vesayet karşıtı gibi davrandı. “Yeni YÖK”, “Yeni Üniversite” gibi kavramlarla, “Şerri, siyasi, ideolojik” sivil vesayeti meşrulaştıran yükseköğretimi kurdu. Üniversitelerin, balya balya para gibi sayılamayan, mezurayla ölçülemeyen, “Demokratik toplum, özgürlük, insan hakları” gibi nitel toplumsal kazanımlarını yok etti. AKP, “Demokratik üniversite” söylemiyle hazırladığı, 7 üniversite reformunun hiçbirini yasallaştırmadı. İktidar olduğunda 71 olan üniversite sayısını 209’a çıkarmakla böbürlenip, eğitimin lise seviyesi altına düşmesine sustu.

DOLDUR BOŞALT

Dünyanın En İyi Üniversite Sıralaması QS 2024’te, dünya 3’üncüsü olan Oxford, ‘üniversite’ kelimesini, “Yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırmalar yapan fakülte ve yüksekokullardan oluşup, bilimsel özerkliğe sahip öğretim kurumu” diye tanımlıyor. Yeni YÖK (!) de ‘Araştırma üniversitesi’ gibi bir kategori icat etti. ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ gibi 23 üniversiteyi, araştırmacı seçti. Onlar da kendi içinde “A1, A2, A3” diye sınıflandırıldı. Bu durumda Türkiye’deki 209 üniversiteden 189’u, bir üniversitenin olmazsa olmazı, ‘Araştırmacılık’ niteliğinden yoksun! Koltukların, belediye otobüsü gibi dolup boşaldığı üniversiteler, devlette kadro kapmak için yandaşlara paravan yapıldı.

SEKRETERİN SEKRETERİ

Sayıştay’ın, devlet üniversiteleri için hazırladığı Eylül 2023 tarihli son raporu, doldur boşalt kadrolaşmayı doğruladı. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi raporunda, “Üniversitede dolu olan genel sekreter, daire başkanı, enstitü sekreteri, fakülte sekreteri, yüksekokul sekreteri, başmüdür ve şube müdürü kadroları, kanunda sayılan istisnalar dışında görevlendirmeler yapıldığını tespit ettik. Bu kadrolardaki görevliler, görevlendirmeyle başka yerlere görevlendirilip, görevleri başka personelce yürütülüyor. Bu yasalara aykırı, yapamazsınız” deniliyor. Sayıştay denetçileri özetle diyor ki, yasalara aykırı bu kadar da aleni kadrolaşmayın kardeşim!

AMBARDAKİ FARELER

“Araştırma, açık bir sınavdır” diyen Hacı Bektaş-ı Veli’nin adını taşıyan Nevşehir Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi raporuna bakalım. Mali tablolarda 7.6 milyon lira eksik. Sosyal tesislerinden kazanılan 1.3 milyon lira, üniversite hesabında yok. Hurdalar, satılmış ama satılmamış gibi yapılmış. Hurda hesabı, 769 bin lira açık vermiş. Bir hayırsever, diş hekimliğine cihaz alınması şartıyla 529 bin lira bağışlamış. Para nerede, bilinmiyor. Öğrenci yaşam merkezi ihalesinde, 3.5 milyonluk yasaya aykırılık saptanmış. Raporda, “Ambarda kaydı gözüken taşınırlar, ambarlarda yok. Ambarda bulunanlar da kayıtlarda yok” diyerek uyarmışlar. Ölçüyü kaçıran AKP, üniversiteleri ‘dipsiz kile boş ambar’a çevirdi. Sivil vesayetten üniversiteler kurtarılmazsa Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılda da gelişmiş ülkeler seviyesini yakalayamaz.