Bir süredir Covid-19 salgını sırasında, inzivaya çekilerek yaklaşık bir yıl yaşadığım Ege kıyısındaki ilçedeyim.

Bayramı burada geçirdim.

Konuştuğum herkeste büyük ümitlerle girilen seçimlerden sonra, “cami avlusuna terkedilen kimsesiz çocuk duygusu” varlığını artarak sürdürüyor.

İnsanlar siyasetin “s” sinden söz etmek istemiyor.

Seçimlerde oylarını Millet İttifakı ve Kemal Kılıçdaroğlu’na verenler siyaset konuştuklarında söze; “Radikal bir değişim olmadığı takdirde yerel yönetim seçimlerinde sandığa gitmeyeceklerini” söyleyerek başlıyorlar.

Ben de onlara şu hikayeyi anlatıyorum:

★★★

Bir varmış, bir yokmuş...

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, çoook uzak diyarlarda “Rüzgarlı Tepe” denilen bir orman varmış.

Ormanda bilge bir kaplumbağa yaşarmış.

Gel zaman git zaman, ormandaki hırslı münafıklar kaplumbağaya karşı bir ittifak oluşturmuşlar.

Zira kaplumbağa etliye, sütlüye, dertliye, kısacası her şeye karışıyor, yanlış giden işlere itiraz ediyormuş.

Bu durum, fena halde canlarını sıkıyormuş...

★★★

Tilkiler, kurtlar, çakallar, sırtlanlar “Bıktık bu kaplumbağadan. Kendisi evini yanında taşıyor, ormana nifak sokuyor, düzenimizi bozuyor” diye hayıflanıyorlarmış.

Kaplumbağa hiç aldırış etmeden, sessiz ve derinden, yavaş ama emin adımlarla ilerlerken karşılaştığı herkese; “Ormanda düzenin bozulduğunu, tilkiler, kurtlar, çakallar ve sırtlanların ‘hırs uğruna’ işbirliği yaptıklarını, onlara karşı örgütlenmek gerektiğini” bıkıp usanmadan söylüyormuş.

Tavşanlar, sincaplar, ağaçkakanlar, ceylanlar hak vermelerine karşın “Güç onlarda... Ellerindeki güçle hepimize kötülük yaparlar” diyorlarmış.

O nedenle “Aman kaplumbağa kardeş, gözünü seveyim bu işlere bizi karıştırma. Aksi takdirde ormandaki günlük maişetimizden de oluruz” diyerek kaplumbağayı savuşturuyorlarmış...

★★★

Tilki, kurt, çakal ve sırtlan, bir gün plan yaparak, kaplumbağanın geçeceği güzergahı ateş çemberine almışlar.

Amaçları kaplumbağanın bu çemberin içinde kalıp yanmasıymış!..

Ama masal bu ya, birden ters bir rüzgar esmiş!

Alevler çemberi aşıp, tüm ormana yayılmış.

İlk yananlar tavşan, sincap, ağaçkakan ve ceylanlar olmuş.

Sonra tilki, kurt, sırtlan ve çakallar can vermişler...

★★★

O karmaşada kaplumbağa, sırtındaki yükle ormanın yanından geçen yola ulaşmış.

Kaplumbağayı kurtaran, sırtındaki yüküymüş!

“Yük, bizi dirençli yapan yegane şeydir. Yüklerimiz ve acılarımızdır bizi koruyan” diyormuş inatla kaplumbağa...

Derken ormanın kralı aslana rastlamış.

“Bu kadar sessiz kalır, bütün hayvanlara sahip çıkmazsan, gün gelir çakallar, sırtlanlar, tilkiler ormanımıza hakim olurlar. Bak, hırsları en sonunda ormanı yok etti” demiş.

Yaşlı kral kaplumbağaya dönüp “Haklısın! Hata bizim... Peki sen nereye gidiyorsun şimdi?” diye sormuş. Kaplumbağa “dostuma” cevabını vermiş.

“Ama bu hızla varamazsın” demiş bu kez aslan.

Kaplumbağa; “Olsun, varamasam da dostluk yolunda ölürüm” diye cevaplamış...

★★★

“Rüzgarlı Tepe” ormanı yanıp kül olmuş...

Yükü, derdi, acısı olanlar hırsın tutsaklarına inat, azimle yürümeyi sürdürmüşler...

Kıssadan hisseye gelince;

Oscar Wilde’ın dediği gibi; hırs, başarısızlığın son sığınağıdır.

Başarısızlığın kaçınılmaz sonucu ise değişimdir!..