Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Caligula’nın ibretlik hikayesi: Kanlı Komedya
Caligula’nın ibretlik hikayesi: Kanlı Komedya
Baba Sahne'nin dikkat çeken oyunlarından 'Kanlı Komedya', M.S. 41 yılında geçiyor ve Roma İmparatorluğun'daki Caligula dönemini anlatıyor. Cumhuriyeti geri getirmek için zorbalaşan bir hükümdar olan Caligula'nın hikayesi, bugünün baskıcı liderlerine yönelik de ibretlik bir hikaye... Oyunda, Levend Öktem (Claudius), Ahmet Saraçoğlu (Caligula), Ecem Üstündağ (Mnester) ve Pınar Coşkun (Incitatus) yer alıyor. Ahmet Saraçoğlu, oyunla ilgili şu tanımı yapıyor: "Aslında metin olarak da biçim olarak da seyirciyi uyandıran bir oyun. Nâzım'ın şiirindeki gibi 'Kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!' Sadece bizim için değil, dünyadaki bütün milletler için... İnsanların son birkaç yıldır, 'Aman bana ne, bana dokunmayan yılan bin yaşasın' durumu var. Liderler çıldırmış durumda. O yüzden bugüne çok göndermesi olan bir oyun. Ama seyirciye de çok söz söylüyor. Tokat atan bir oyun diyebiliriz."
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 5 Şubat 2018 - 11:21

Oyundan çıkınca içimden “İbretlik bir oyun” dedim… Kanlı Komedya, günümüzdeki baskıcı, popülist liderlere geçmişten dersler veriyor. Katılır mısınız?
Ahmet Saraçoğlu: Doğru söylüyorsun. Çok eskiden, 1963’te yazılmış bir oyun. Dünyada hiçbir şey değişmemiş durumda. Liderlerin bakış açısı, dünyada yükselen faşizanlık, özgürlüklerin kısıtlanması… Aslında günümüze çok söz söyleyen. M.S. 41’de geçse de, oyunda dediği gibi “1412 yıl boyunca kimse özgürlük ve demokrasiyi Roma’ya getirmeyi denemedi.” Bu dünyada da böyle. Şu anda da bence kimse özgürlük için uğraşmıyor. Aksine savaş, savaş, savaş… Caligula, 4 yıl hükümdarlık yapsa da damgasını vurmuş. Hem yaptığı çok iyi şeylerle hem de manyaklıklarla. Bu anlamda çok etkili bir oyun tabii. Bunları da Caligula, Claudius ve Mnester üzerinden söylüyor. At Incitatus üzerinden de öyle… Aslında metin olarak da biçim olarak da seyirciyi uyandıran bir oyun. Nâzım’ın şiirindeki gibi “Kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!” Sadece bizim için değil, dünyadaki bütün milletler için… İnsanların son birkaç yıldır, “Aman bana ne, bana dokunmayan yılan bin yaşasın” durumu var ama liderler çıldırmış durumda. O yüzden bugüne çok göndermesi olan bir oyun. Ama seyirciye de çok söz söylüyor. İbretlik demese de, tokat atan diyebiliriz.
Ecem Üstündağ: Hâlâ demokrasi ve cumhuriyet kavramları sadece sözlükte ve bunlar dünyada uygulamaya geçmemiş bir durumda. Böyle bir sistem söz konusu.

oyuncular

Pınar Coşkun, Ahmet Saraçoğlu ve Ecem Üstündağ ile Baba Sahne’de bir araya geldik.

Mnester dilsiz bir karakter. Bir yandan halkı simgelerken, bir yandan da iktidarın yanında konuşlanan, güce tapan bir karakteri temsil ediyor. Nasıl hazırlandınız?
Ecem Üstündağ: Elitist bir tarafı da var. İnsana dair tüm objeleri, kadınlık, erkeklik gibi kavramları tek bedende birleştiriyor Mnester. Orijinal metninde bir erkek canlandırıyor. Biz bunu başka bir vücut olarak sunduk. Dönemin elitist sistemine de göndermesi var. Sanat durumuna da öyle. Caligula, sanat alanında ciddi açılımlar yapmış bir hükümdar. Tabii, o dönemden bu döneme çok ciddi izdüşümler var. Aslında M.S. 41 yılında neyse, şimdi de öyle.
Ahmet Saraçoğlu: Dilinin kesilmesi, anca zamanda tepkisiz kalan, susan halklara da bir gönderme. Sansüre, özgürlük kısıtlamalarına da bir gönderme. “Konuşursan dilin kesilir” durumuna da bir gönderme.

Yoğun bir konuşma isteği de var değil mi?
Ecem Üstündağ: Tabii. Çünkü bir tragedya sanatçısı. O enerjisini asla bastıramayacak. Sürekli varlık göstermek istiyor.
Ahmet Saraçoğlu: Bir yandan dediğin gibi iktidarın yanında. “Her devrin adamı”nı da temsil ediyor. Birçok boyutu ve kanaması olan bir rol.

caligula3
Incitatus’unki ise tam bir trajedi. Konsül seçilen bir atı canlandırmak nasıl?
Pınar Coşkun: Atım ama, Caligula’nın atıyım. Tarihteki en ünlü atlardan birisiyim. Caligula, bütün kötülüklerini barındırıyor atın üzerinde. Atın da her şeye teslim olma durumu var. Sahibine yoğun bir bağımlılığı var. En günahsız olan aslında o. Ama olay, Senato’ya konsül seçilmesinden sonra kopuyor.
Ahmet Saraçoğlu: Caligula’nın manyaklıkları çok. Yatağına kadar sokmuş atını. O yüzden Incitatus dediğimiz gibi tarihteki en ünlü at. Yazarımız aslında oyunda bir dansçı olarak tarif etmemiş Incitatus’u. Bir siluet olarak tarif etmiş. Ragıp Yavuz, bunu kanlı canlı sahnede görmek istedi. Onun üzerine de çok fazla söylem var. Pınar da muhteşem bir şekilde bunu yansıttı. Biraz Ragıp Ağabey’in yorumu…

BU OYUN SORU SORDURTUYOR

Oyunda halkın demokrasi ve cumhuriyete istek göstermemesine hayıflanıp, sinirlenirken, seyirciyle de konuşuyorsunuz. Enteresan tepkiler geliyor mu seyirciden?
Ahmet Saraçoğlu: Herkes çok etkilendiğini söylüyor. Gülse de, gülmese de herkes çok etkileniyor.
Ecem Üstündağ: Her oyunda seyircinin tepkisini ölçüyoruz.

Siz de seyircilerin yanına iniyorsunuz…
Ecem Üstündağ: İnanılmaz malzeme var orada.
Ahmet Saraçoğlu: Ortak tepki değişmiyor aslında. Alkışlasa da, gülse de… Şaşkın ve gergin siluetler görüyoruz. Kendilerine soru soruyorlar. Seyirci için de kolay bir oyun değil. Seyirciye kendisini sorgulatan bir oyun. Oyundan çıkınca “Çok etkilendik! Evet, çok haklısınız” diyorlar. Utanıyor seyirci biraz. Kendisinden de utanıyor. O anlamda da etkileyici. Direkt bizim seyirciye söylediğimiz sözlere hak veriyorlar. Çünkü, seyirci haklı sözler olduğunun farkında. Ama dile getirmek ya da tepki göstermek durumunda hep bir Mnester olma durumundayız. Genelde çok mutlu ve memnun ayrılıyorlar. O soru sorma durumu devam ediyor. İstediğimiz şey de oydu. Oyundan çıktığında seyircinin kendisine sorular sorması, düşünmesiydi. “Ben ne yapıyorum, nasıl bir toplumda yaşıyorum, ülkedeki şeylere tepki gösteriyor muyum?” gibi soruları sorduruyor oyun. Amacına ulaşıyor.

caligula5
Caligula, cumhuriyete dönmek istiyor ve bu isteğinde de sert, zalim bir tavır sergiliyor. Siz bu çatışmayı canlandırırken çok yoğun bir tempoda oynuyorsunuz…
Ahmet Saraçoğlu: Bildiğimiz tiyatro metinlerinden farklı bir enerjide oynuyoruz. 5’inci viteste değil de, 10’uncu viteste başlıyor oyun. Hiç aşağı düşmüyor, hep yukarı çıkıyor. Çalışırken de en çok zorlayan şeylerden birisi bu enerji kullanımı oldu. Genelde metnin bir inişi, çıkışı vardır. Burada hiç yok. Neredeyse nefessiz bırakacak kadar seyircinin üstüne gidiyoruz. Hem oyunculuk olarak hem efekt olarak… İstediğimiz de o. Seyirciyi soluksuz bırakmak, sarsmak, uyandırmak. Claudius’un dediği gibi, kışkırtmak, canlandırmak. Bunu yüksek bir enerjiyle oynamak gerekiyor. Bizi aslında provalarda o enerjiyi tutma durumu yordu. Bunu bir biçim haline dönüştürmek, bizim için zor oldu. Ama orada sağ olsun, yönetmenimiz Ragıp Yavuz ve Levend Öktem çok yardımcı oldu. Çünkü oyunculuk biçimi groteski barındırıyor. Biz karakter ya da tip değil, figür oynuyoruz. Figür oynarken de, şöyle bir zorluk var; yeri geldiğinde absürt, yeri geldiğinde epik, yeri geldiğinde grotesk öğeler içeriyor. İçermediği şey, bildiğimiz anlamda dramatik oyunculuk… O yüzden aslında bizim için en zorlayıcı tarafı buydu. İnsan olarak da, oyuncu olarak da dramatik olana kaçıyoruz. Ragıp Ağabey bizi hep uyardı. “Daha, daha, daha!” Bunun provası bizim için yeni bir şeydi. Zor oldu ama galiba seyircilerin tepkilerinden başardığımızı anlıyoruz. O önemli. Bunu yapamazsan da çok kötü, izlenmez bir hale gelir. Çok ince bir çizgi var oyundu. Evet, çok abartılı ama gerçekçi, samimi ve inandırıcı.

İki karakter Caligula ve Claudius, yoğun olarak sözcüklerle kendisini ifade ediyor ama Mnester ve Incitatus, daha çok beden diliyle seyircinin karşısında. İfadeyi böyle sağlamak zor olsa gerek?
Pınar Coşkun: Ben modern danstan geldim. Daha yumuşak hareketlere yönelik çalışmıştım. Sert hareketlerim o kadar keskin olmuyordu. Bir atı düşünmeye çalıştım ve Yasemin Hoca’yla birlikte o figürlere baktık. At olarak hissetmeden, hareketlerimi yapamayacağımı anladım. Karate hareketleri bile çalıştık, ata benzemek için.
Mnester: Ben de oryantal bile çalıştım.

Mnester konuşmasa da, çok konuşan Claudius ile İmparator Caligula’yı işgal etmek için paslaşıyor…
Ecem Üstündağ: Levend Ağabey’in bir benzetmesi vardı: Mikilik. Mnester, bedeninin kuvvetini biliyor, içinde bir erkek de barındırdığı için. Ama kadın da olduğu için entrika çevirmeyi de biliyor. Sürekli bir paslaşma var. Her harekette iki dudağının arasına bakmak zorunda. Mnester, nefret ediyor Claudius’tan. Ama bir sonraki dönemde ne olursa olsun orada da Mnester yeni bir form alır.

caligula4
2000 YILDA HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEMİŞ

Kanlı Komedya konusuyla akıllara baskıcı yönetimleri getiriyor. Kadıköy’de ve ülkenin çeşitli yerlerinde oyunlar yasaklanıyor. İkisini birlikte düşündüğünüze “Acaba bize de gelirler mi?” dediğiniz oluyor mu?
Ahmet Saraçoğlu: Tabii, bu soruyu soruyoruz. Çünkü, maalesef sansür dediğimiz şeyin sınırı yok.
Ecem Üstündağ: Oto sansüre dönmeye başladığı noktada daha da tehlikeli oluyor.
Ahmet Saraçoğlu: Ve oto sansüre de döndü zaten. İnsanlar kendisine oto sansür uyguluyor. Son dönemde bu fazlaca uygulanmaya başladı galiba. Halkın kendisine uyguladığı bir sansür var zaten, kim yönetirse yönetsin. En iyi iktidar sahibi de olsa, sansür uygulanıyor. Çünkü karşısında bir imparator var. Bir kral, bir hükümdar… Adını ne koyarsan koy, halk ona tabii. Ama bizim ülkemizde, bu oyunların, kitapların yasaklanması. Gazetecilerin hapse atılmaları, hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu gösteriyor. M.S. 41’de Caligula’nın dediği gibi sadece bir nükte yüzünden büyük bir ozan sürgüne yollanmış ve kalede çürümüş. Bugün de bir karikatür ya da bir yazı yüzünden insanlar hedef gösteriliyor.
Ecem Üstündağ: Sokakta, 17 yaşındaki kıza yumruk atar ondan sonra birisi işte! Sonra, her şey kısıtlanmaya başlanır.
Ahmet Saraçoğlu: İnsanlar, kendi adaletini kendi sağlamaya başlıyorsa, büyük bir tehlike var demektir. İnsanlar adalet sistemine güvenmiyorlar. Adalete karşı inancı kalmadı insanların.

Bu noktada, “Caligula’yı izleyin de 2 bin yıl öncesinden ders alın” diyebilir misiniz?
Ecem Üstündağ: Ne olur gelsinler. Herkes gelsin.
Ahmet Saraçoğlu: Ne diyoruz, bir dinlemekte yarar var. Seyirci için de yarar var. “Peki, ben bütün bu sistemin içerisinde ne yapıyorum” ne yapıyorum diye sorması lazım insanın. Garip bir dünya haline geldik. Bu sansür ve yasaklar durumuna çok takılıyorum. Bütün dünyada yükselen faşizm var. Dünyadaki ırkçılık hiç olmadığı kadar yükselişte. Özgürlük ve demokrasi kavramlarını tekrar tekrar sorgulamak gerekiyor. Özgür bir dünyada yaşadığımızı düşünüyoruz, ama “ne kadar özgürüz” sorusunun cevabı çok muallak. Yasaklanan şeyler ne? Cinsellik mesela. Sansüre uygulanıyor. Edebiyat konusunda söz söyleyen insanların eserleri, müzisyenler sansürleniyor. Neden savaş yasaklanmıyor? Neden şiddet yasaklanmıyor? Neden herkes istediğini özgürce söyleyemiyor da, savaş hakkında çığırtkanlık yasak değil?
Pınar Coşkun: Ben bunu provada çok sordum mesela. “O kadar güçlüyüm aslında, buna karşı koyabilirim” diyebiliyorsun.

Şu anda evrensel olan zorbalık sanırım, katılır mısınız?
Ahmet Saraçoğlu: Kesinlikle öyle. Caligula’nın da oyunda dediği gibi, “Nedir bu rezil barış!” diyorlar. Şaşırdığımız ve tepki gösterdiğimiz şeye bakar mısınız!

kanlikomedyaUMARIM BU METİN BİR GÜN GEÇERLİLİĞİNİ YİTİRİR

Caligula, oyunda aynı zamanda öldükten sonra nasıl hatırlanacağına dair de soru soruyor. Siz, bu oyunu izleyenler tarafından nasıl hatırlanmak istersiniz?
Ecem Üstündağ: İnşallah, devam eder ve ulaşabildiği kadar seyirciye ulaşır. Biz de bu soruyu sormak durumunda kalmayız.
Ahmet Saraçoğlu: Ragıp Ağabey’e şunu demiştim: “Umarım bu metin bir gün geçerliliğini yitirir. Bir gün, ‘Bu metin bizim ülkemizde oynanacak bir oyun değil, çünkü bizim ülkemiz böyle bir ülke değil’ deriz.” Ama, hiç geçerliliğini yitirmeyecek bir metin. 1963’te ‘demir perde’ zamanında yazmış. O zamandan bu zamana hâlâ insanlar zorbalıkla yönetiliyor dünyada. Ülkeden ülkeye fark ediyor elbette. Bizim ülkemizdeki sansürle, İran’daki sansür aynı değil, ama var. Özgürlük kavramı bizde ayrı, ABD’de ayrı, Pakistan’da ayrı. Ama sınırları var. Halbuki kelimenin sınırı yok. İnsanların biraz kendi yaşadıkları dünyaya ve topluma tepki göstermeleri, bakmaları, susmamaları gerekiyor.

OYUNUN KÜNYESİ

Yazan: Stefan Tsanev
Çeviren: Hüseyin Mevsim
Yöneten: Ragıp Yavuz
Sahne ve Kostüm Tasarımı: Barış Dinçel
Işık Tasarımı: Yüksel Aymaz
Müzik: Can Şengün
Koreografi: Yasemin Gezgin
Görsel Efekt Tasarımı: Berkay Yiğitaslan
Yönetmen Yardımcıları: İdil Trabzonlu, Ali Osman Böcekçioğlu, Nesrin Kahveci

Son güncelleme: 11:25 - 05.02.2018