Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Cam sanatçısı Feleşkan Onar’ın ‘Kanatsız Kuşlar’ı Berlin’de sergilenecek
Cam sanatçısı Feleşkan Onar’ın ‘Kanatsız Kuşlar’ı Berlin’de sergilenecek
Cam sanatçısı Felekşan Onar'ın 'Kanatsız Kuşlar' sergisi Berlin'deki Bergama Müzesi'nde bulunan Allepo Odası'nda sergilenecek. Onar, eserlerle ilgili "Bu benim için çok önemli bir hadise. Bu veya bunun gibi kuşların, Avrupa'da politik veya sosyal olayların insanlar üzerinde yarattığı rahatsızlığa dikkat çekmesi için gezmesini istiyorum" dedi.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 23 Ocak 2018 - 14:39

Felekşan Onar, Türkiye’nin önde gelen cam sanatçılarından birisi. Eserleri bugüne kadar dünyanın birçok yerinde sergilendi. Şimdi, mültecilerin durumuna dikkat çekmek için ‘Kanatsız Kuşlar’ıyla Berlin’de.
Camdan tasarladığı 27 kuştan oluşan ‘Kanatsız Kuşlar' eseri, 26 Ocak'tan itibaren Berlin’de İslam Sanatları Müzesi’ndeki Aleppo Odasına sergilenecek. Eserlerin sergileneceği Aleppo Odası, özel bir yer. Suriye'nin Halep kentindeki House Wakil'de bir zamanlar prestijli bir resepsiyon salonundaki dekordu, bu oda. Görkemli ahşap paneller, 1600-1603 yılları arasında Isa Ibn Butrus adlı Hristiyan bir tüccar olan evin sahibi tarafından alınmıştı. 1912'de İslam Sanatları Müzesi Müdürü Friedrich Sarre, evin o zamanlarki duvar panellerini satın aldı ve şu anki Aleppo Odası’nı inşa etti.
Felekşan Onar'ın 27 kalıp üflemeli camdan tasarladığı kuşları‚ Aleppo Odası’ndaki dekor ile farklı bir biçimde harmanlanıyor.
Duvar paneli ve duvar kağıdı renkli tavus kuşları, ördekler ve güvercinlerden oluşan ve kanatları kesilmiş küçük, kırılgan kuşlara karşıtlık oluşturuyor. Onar’ın eseri, 8 Nisan 2018’e kadar Berlin İslam Sanatları Müzesi’nde görülebilecek. Sanatçı, son eserini ve serüvenini Sözcü.com.tr’ye anlattı.

feleksan2

Felekşan Onar ile Asmalımescit’teki ofisinde buluştuk.

‘Kanatsız Kuşlar’ eseriniz Berlin’de sergilenecek. Nasıl gelişti proje?
Ben Berlin’de, bundan 9 sene evvel bir sergi düzenlemiştim. Akabinde de yine Bergama Müzesi’nde karma bir sergiye dahil edilmiştim. Müzeye yakın bir insanım. Beni orada temsil eden galerici, yakın zamanda bir cam üretim yeri açtı. Berlin Glass ismi. Son zamanlarda lokalize çalışmaktansa, enternasyonal çalışmayı tercih ettiğimi fark ettim. Bir şekilde “camlarım bir yerlere gitsin” düşüncesini, kendimi bir yerlere taşıyarak yapmak istedim. Camda bu özellikle önemli. Cam çünkü kırılgan bir malzeme. Ürün oraya gidene kadar, benim gitmem çok daha mantıklı. Berlin’de de böyle bir aşinalığım olması, altyapının ve ekibin olması çok önemli.

Eserleri orada mı ürettiniz? 

Evet. Cam birçok teknikle yapılıyor ama bu sıcak cam ile yapıldı. Orada öyle bir ekibin de olması benim için önemliydi. Oraya giderken kuşların etrafında bir şey yapacağımı biliyordum. Çünkü, o dönemde Fy-Shan Glass Studio ismiyle yer alan dekorafi koleksiyonumda çok hoş bir kırlangıç yapıyordum. İnsan bir kere, bir şeyin anatomisine takılınca, öyle gidiyor. Fakat burada daha artistik bir çalışma yapmak istediğimi de biliyordum. Gittiğimde 10 günlük bir çalışmam vardı. İlk başta biraz ‘nasıl yorumlarım’ın üzerine gittim. Farklı bir yerde bulunmamdan dolayı, mümkün mertebe bana da bir şey katacak bir şeyler yapmak istedim. Orada çalışan ekibin, alçı kalıba üfleme tekniğiyle iş yapabileceğini fark edince, çamurla, kendi elimle şekillendirdiğim kuşların kalıbını alıp, üfleme usulüyle eserleri ürettik.

feleksan

MÜLTECİLERDEN ETKİLENDİM

Kaç parçadan oluşuyor ‘Kanatsız Kuşlar’? Nasıl sergilenecek?
Bu kuşların kanatları yok. Seneler evvel ‘Kanatsız Kuşlar’ isminde bir kitap okumuştum, Louis de Bernières tarafından yazılan. Ben Egeliyim, Sökeliyim. Söke, mübadeleyi çok yaşamış bir yer. Ben bilfiil çocukluğumda limona, limoni derdim. O kitap aklıma geldi. Kökünden kopmuş, bir şekilde yerinden ayrılmış ve bir sonraki gideceği yeri bilmeyen ruhları anlatıyordu. Bu tabii, özellikle de Beyoğlu’nda çok ağır şekilde mültecilerin yaşadığı döneme denk geldi. Asmalımescit ile Meşrutiyet Caddesi’nin kesişimde yeri geldiğinde aileler yaşıyordu. Orada duruyorlardı ve ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bunların kanadı yok, tünemiş. Başta, bunun üzerine gitmeye karar verdim. Kuşlardan çok yapmaya karar verdim. Tercihim, bunların ışıl ışıl standların üzerinde sergilemek değildi. Yerde, köşede sergilemekti. Ben bunları konuşmaya başlayınca da daha önce Berlin Glass’da galeri olup, beni tanıyan arkadaşım “Bergama Müzesi’ni arayayım” dedi. Çok hoş bir hadiseydi. Çok ilgileneceklerini söylediler. Sanatçıya çok büyük şevk veren bir hadise. Birdenbire tabiri caizse gaza geliyorsun. O hafta 15 tane kuş yaptım. Onlar bitti, ben geri döndüm. Akabinde görüşmeler devam etti ve Bergama Müzesi, bunları Aralık’ta sergilemek istediğini söyledi.

Mültecilerin durumu son zamanlarda çokça sanat aracılığıyla da yansıtılıyor. Sergi yetkilerinin katkısı ne oldu eserlerle ilgili?
“Türkiye’de 3 milyondan fazla mülteci var” dediğinde “3 bin 500 mü?” diye soruyorlar. O zaman ne kadar bu konuya uzak olduklarını fark ediyorsun. Burada çeyrek milyon çocuk doğdu Suriyeli. Onlar tahayyül edemiyorlar. Küratörün bana katkısı, sergilenirken, bir başka video sanatçısının eserini de benimle paralel olarak sergileyecek. Benim eserim kökünden sürüklenmiş insanlar. Sadece Suriye değil. Dünyanın birçok yerinde kendini ruh olarak hissediyorsun. Müzenin öyle bir katkısı oldu.

feleksan6

Eserleriniz Allepo Odası’nda sergilenecek. O odanın özelliği nedir?
16’ıncı yüzyılda orada yaşamış levanten bir tüccarın evinin selamlığı… Çok güzel yapılmış ahşabın içine. Kuşlarla rengarenk. Esasen odayı görünce korktum öncelikle. Koyu ve baskın bir rengi vardı.

Eserlerin verdiği mesajla da paralel…
Evet. Odayı 1912 yılında müzenin direktörü, gidip satın alıyor ve müzeye getiriyor. Müze olduğu gibi tadilat içerisinde. 2029’da bitecek diyorlar. Bu oda da tadilat içerisindeydi. Ben Allepo Odası’nda sergileneceği belli olunca akabinde tekrar gittim, daha fazla kuş yapmak için. O dönemde Aralık’a yetişmeyeceğini, Ocak’ta sergileneceğini söylediler. Allepo’nun da hikayesi böyle.

40 SENELİK BİR ŞECEREYE DAYANIYOR

‘Kanatsız Kuşlar’, sizin tüm sanatsal serüveniniz içerisinde ne anlam ifade ediyor?
6 yaşında yaşadığım Söke’den, 20 yaşında okuduğum kitaptan, bugünkü Beyoğlu’nda yürüdüğüm yoldan başlayan bir hikaye. 40 senelik bir şecere.

Aynı zamanda sizin de hikayeniz değil mi?
Evet. Bu benim için çok önemli bir hadise. Ben bunları bitirince, ne ifade ettiğini daha iyi anladım. Bu veya bunun gibi kuşların, Avrupa’da politik veya sosyal olayların insanlar üzerinde yarattığı rahatsızlığa dikkat çekmesi için gezmesini istiyorum. Atina’da, Napoli’de kamuya açık alanlarda sergilensin istiyorum. Felekşan’ın önümüzdeki dönemde takip edeceği en önemli projelerden birisi.

FARKLI PROJELERLE İLGİLENİYORUM

Bunun dışında başka projeleriniz var mı?
Aynı anda çok şey yapabilen bir insanım. Cama da çok meraklı olduğum için aynı anda farklı projelerle ilgileniyorum. 2009’da başlattığım bir marka var: Fy-Shan Glass Studio… Çocukluğumdan beri ailem bana ‘Fyshan’ der. Bir tarafta o markanın koleksiyonları devam ediyor. Orada bana destek veren bir ekip var. Camın kullanımı konusunda çok deneyimim var. Bunu ürüne aktarabiliyorum. Bir bardağın boyutuna bakarken farklı şeyler düşünebiliyorum. Diğer tarafta, özel, heykelvari aydınlatmalar yapıyorum. Mayıs’ta New York’ta bir grup Türk tasarımcının önderliğinde bir sergi açıyoruz. Yaza Venedik’te bir sergim olacak. Venedik, camın ‘Mekke’si denilebilir.

feleksan3BU SANATIN TÜRK TEMSİLCİSİYİM

Camla ilgili turistik, geleneksel bir malzeme gibi bakılır. Sizin eserleriniz daha batı tarzında. Geleneksel tarzda üretim yapıyor musunuz?
Çok değil. Ama bir çeşm-i bülbül geleneğimiz var. Eserlerimde o geleneğin de hissiyatı var. Kendimi bu işin Türk temsilcisi olarak görüyorum. Yaptığım çalışmalarda da onu görüyorum. New York’a bir masa yapıyorum. Masa, esasında biraz Boğaz’ı anlatıyor. Kendimin nereden geldiğini yaptığım işte yansıtan bir insanım. İlla teknik olarak değil. Cam tekniği esasında Mezapotamya’da başladı ama 18’inci yüzyılda Avrupa’da gelişti. Osmanlı’da Lale Devri’nde bir iletişim başlıyor Avrupa’yla. Bize çok özgü dediğimiz bir figür nazar boncuğu mesela. O da benim üzerinde çalıştığım bir şey.

KENDİMİ LUNAPARKTA GİBİ HİSSEDİYORUM

Ekonomi ve müzik eğitimi almışsınız ama yaratıcılığınızı cam ile sergiliyorsunuz. Üretim sürecinde nasıl bir hissiyat içerisinde oluyorsunuz?
Çok heyecanlanıyorum. Kendimi lunaparkta gibi hissediyorum. Bana büyük bir keyif veriyor. Onun dışında, benim karakterimle çok zıt olan bir şey var. Ben çok planlı, organize bir insanken, cam öyle bir malzeme değil. Cama tam hakim olduğunu zannedersin, iş başka yöne gider. Sürprizlerle dolu. Buna da bayılıyorum. Beni çok az insan zorlar bu şekilde. Camın beni zorlaması hoşuma gidiyor. Ruhen gelişiyorum. Sabretmeyi, farklı şekilde bakmayı, değişikliğe açık olmayı, sürprize gülümsemeyi öğreniyorum.

Cam sanatıyla ilgilenmek isteyenlere ne tavsiye edersiniz?
Herhangi bir insan, camdaki merakını gidermek istiyorsa, İstanbul Riva’da Cam Ocağı Vakfı diye bir okulumuz var. Oraya gidebilir ve kurslarda eğitim görebilir. Onun dışında ilgilenmenin değişik varyasyonları var. İnternette bunları araştırma imkanı da var. Dünyanın değişik lokasyonlarında olan sanatçı ve cam okullarını, ciddi bir şekilde araştırabilirler. Cam tekniği çok lokalize bilgilerle sınırlı. Farklı ülkelerde senelerdir kullanılan, aktarılmamış bilgiler var.

feleksan4Siz hangi tekniğe kendinizi yakın hissediyorsunuz?
Ben ilk önce cam tekniklerinin hepsini tanımak için kendime vakit ayırdım. Lokalize olarak bunu yaptım. Fark yaratacağım yerin, bazı teknikleri birleştirmek olduğunu düşündüm. Camı yapmanın tekniği bir değil. Ama ben örneğin kalıpla şekillendirmeye çok yakın hissediyorum. Üflediğim eserin üzerine bir şeyler kazımaya da öyle. Her ikisinde de malzeme olarak camın zorlandığı yere kadar gelmesini seviyorum.

 

Son güncelleme: 14:40 - 23.01.2018