Sözcü Plus Giriş

Yaşama sevincimizi azaltanlara inat umudu tüketmeyelim

Güldürü Yazarı-Senarist Kandemir Konduk yeni kitabı ‘O Kadınlar’ ile okurların karşısına çıktı Konduk, “Sevgi farkındalık yaratır. Umut candır. İkisini de ölene dek korumamız gerekir” dedi.

Hande ZEYREK
Güncellenme: 07:15, 18/07/2021
Yaşama sevincimizi azaltanlara inat umudu tüketmeyelim

Bir döneme damga vuran, efsaneleşen dizilerin, tiyatro oyunlarının senaristi Kandemir Konduk, Devekuşu Kabare için yazdığı güldürülerle de hafızalara kazındı. Toplumsal gerçekleri güldürü sanatıyla ustaca işleyen Konduk'la SÖZCÜ Kitabevi'nden çıkan yeni kitabı ‘O Kadınlar'ı konuştuk. Bu kez güldürmek yerine düşündürüp kadınların dünden bugüne yaşadıklarına ayna tutan usta senarist mizahın geçmişten bugüne geldiği durumu da anlattı…

TÜRKİYE GERÇEKLERİ

 Kitabın ismi oldukça iddialı, kim ‘O Kadınlar'?

Haklısınız. Ben de öyle düşünüp SÖZCÜ HaftaSonu gazetesindeki mizah öykümde geçtiğimiz cuma günü aynı konuyu işledim. Kitabımın gülmece içerikli olmadığını vurguladım.

Kitabın ismine bakınca kadınların bu kadar ötekileştirildiği ayrıştırıldığı günlerde ‘O Kadınlar'a bir sürü anlam yüklenebilir. Sizin vermek istediğiniz mesaj nedir?

Annemin zamanında İstanbul'da orta sınıf ve altı kadınların yalın ve sınırlı yaşamını yansıtmak… Aile, çevre, aşk ve kadın-erkek ilişkilerinin günümüzle olan benzemezliklerinin şaşırtıcı boyutunu vurgulamak… Her iki dönemde kadının mutluluk anlayışını sorgulamak… Ve güncel Türkiye gerçeğindeki kadın profillerini sergileyerek yorumu okura bırakmak.

“Demokratik yönetim olmayan ülkelerde kadına, çocuğa, hayvana, doğaya vahşice saldırılar sürer durur…”

‘HEP KORUMALIYIZ'

 Bu kitabın her kuşaktan kadına ve erkeğe söylediği en önemli söz nedir?

Sait Faik' in dediği gibi; “Bir insanı sevmekle başlar her şey.” Ben de “Sevgi farkındalık yaratır çünkü…” diyerek üstada katılıyorum. “O Kadınlar” isimli kitabımda da ülkesinden kopuk bir yaşam süren genç kadının bir gün arkadaş sevgisiyle farklılaştığını ve kadın hakları savunuculuğuna dönüşebildiğine tanık oluyoruz.

 ‘Gülmek iyileştirir' deriz ama artık ağlanacak halimize de gülemiyoruz… Güldürü ustasına soralım ne yapmalı umuda sarılmak için?

Umut candır. İkisini de ölene dek korumalıyız. Birini yitirirsek zaten ötekinin bir anlamı kalmaz. Ve yine derim ki; yaşama sevincimizi azaltanlara inat umudumuzu asla tüketmeyelim.

Kandemir Konduk, Hande Zeyrek'in sorularını yanıtladı. “Günümüzde güldürü sululuğa dönüştü” tespiti” yaptı.

Mizahçıya malzeme çok sergileyecek kanal yok

Geçmişe ve yazdıklarınıza özlem duyuyor musunuz?

Hem de nasıl… Kafamdan yeni oyunlar geçiyor, eskiz hazırlıyorum. Sonra karamsarlık çöküyor, kim oynayacak diyorum. Hoşgörü ne kadar önemli.

Bugün olsa neleri yazardınız?

İcraatları, palavraları yazardım. Kimisi Ay'a gitmeye hazırlanırken bir yanda 5 maaş alanlar falan. Mizahçıya çok malzeme var ama sergileyecek kanal yok. Güldürü sululuğa dönüştü.

Mizah öncelikle hoşgörü ister hoşgörü de özgüvenle ilintili

 Sizin kadın ve çocuk şiddetine karşı çözüm öneriniz nedir?

Köklü bir değişim öneririm! İnsan malzemesinin, eğitim sisteminin, kimi geleneklerin, çağdışı düşüncelerin ve yasaların, adalet anlayışının, hükümetin bile değişmesinin yararlı olacağına inanıyorum. Çünkü bizi yönetenler, yaşam kadar  “Yaşama biçimi” hakkımızı da kabul ederlerse ülkede demokrasi var diyebiliriz. Demokratik yönetim yoksa kadına, çocuğa, hayvana, ağaca, dereye vahşice saldırılar sürer durur. Sonuç: Çağdaş, laik, demokratik bir ülke niteliğine bir an önce kavuşabilmek!…

 Gerçeği güldürerek söylemenin etkisi fazladır demişsiniz ancak politik mizah yok denecek kadar azaldı. Yapılsa da davalar açılıyor…

Mizah öncelikle hoşgörü ister. Hoşgörü de özgüveni gelişmiş, olgunlaşmış kişilerde olur. Böylesi kişilerin yönetimde olması, eleştiriye gülümseyebilme çizgisine ulaşmaları da demokrasiyi içselleştirdikleri anlamına gelir. Bir ülkeyi bu düzeye çıkamamış kişiler yönetiyorsa orada mizahtan söz edilemez. Yazarı- çizeri- sanatçıyı mahkemelerde, cezaevlerinde süründürerek başarılı olduğunu sananların durumuna ise “Kara mizah” denir.

 Devekuşu Kabare bugün çekilebilir mi?

Aklıma “Abuzer Kadayıf” geldi. Metin Akpınar, Talat Bulut, Sibel Turnagöl'ün başrollerindeki sinema filminin siyaset, mafya, medya ilişkisini işleyen senaryosunu yazmıştım. Şimdi bu tür bir filmi yapmaya yapımcılar yanaşamaz. Çünkü çoğu komediyi sululuk sanıyor. Devekuşu Kabare gibi eleştirisel mizah yapan tiyatro da olamaz artık. Dedim ya, hoşgörü özgüvenle ilintilidir. Benim Devekuşu'ndaki oyunlarıma Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Turgut Özal partilileriyle birlikte gelir ve icraatlarını, iğnelediğim skeçleri kahkahalarla izlerlerdi. Çetin Altan'ın sözüyle noktalayayım: “Bu da geçer, enseyi karartmayalım.”