Ramazan ayının toplumsal yaşam üzerindeki dönüştürücü gücü, kamu yönetimi ve idare hukuku çerçevesinde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Sadece bireysel ibadetlerin değil, iftar ve sahur vakitlerine göre şekillenen kolektif bir yaşam ritminin hakim olduğu bu dönemde, kamu hizmetlerinin sunumu da sosyal gerçekliklere göre yeniden şekilleniyor.

STRATEJİK TEDBİR

Uzmanlar, mesai saatlerinin Ramazan ayına özel olarak revize edilmesinin sadece çalışanlara yönelik bir kolaylık değil, kamu hizmetinin etkinliğini korumayı hedefleyen stratejik bir idari tedbir olduğunu vurguluyor.

Hukuki dayanak noktasında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 99. maddesi, idareye çalışma saatlerini belirleme konusunda geniş bir takdir yetkisi tanıyor. Kanun, haftalık 40 saatlik çalışma süresini genel kural olarak belirlese de kurumların ve hizmetin niteliğine göre mesai saatlerinin farklılaştırılabileceğine imkan tanıyor. Bu yasal zemin çerçevesinde kamu kurumları; mesai başlangıç ve bitiş saatlerini öne çekebiliyor, öğle aralarını iftar saatlerine göre optimize edebiliyor ve esnek çalışma modellerini hayata geçirebiliyor.

YETKİ İDAREDE

Ramazan ayında beslenme ve uyku düzeninin değişmesi, çalışanların biyolojik ritmi üzerinde doğrudan bir etki oluşturuyor. Mesai saatlerinin bu ritme uyumlu hale getirilmesi, kamu hizmetlerinin sunumunda verimlilik artışını sağlarken iş gücü kaybının da önüne geçiyor. Ancak idarenin bu takdir yetkisini kullanırken kamu hizmetinin sürekliliğini aksatmaması ve eşitlik ilkesine sadık kalması büyük önem taşıyor. Yapılan düzenlemelerin temel amacı, toplumsal beklentilerle kamu yararını aynı paydada buluşturarak hizmet kalitesini en üst seviyede tutmak olarak değerlendiriliyor.