Reklamsız Sözcü
ÜMİT ZİLELİ

OHAL ile oh ne ala!..

25 Temmuz 2017

Olağanüstü hal ile yönetilmeye alıştık, alıştırıldık, ne yazık ki!..
Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, darbe girişiminin olduğu gün sabaha karşı İstanbul Havaalanı'nda “bu bize Allah'ın bir lütfudur!” dedikten yalnızca beş gün sonra 20 Temmuz'da getirilen OHAl, o günden beri aralıksız sürüyor.
Bu sürede kaç tane Kanun Hükmünde Kararname çıkarıldı, kaç insan FETÖ'cü suçlamasıyla ihraç edildi, tutuklanıp hapse atıldı, inanın tam rakamı bilmiyorum. Ama akademisyeninden, bürokratına, öğretmenine, memuruna “arada kaynatılan”, FETÖ ile uzaktan, yakından ilişkisi olamayacak, günahı yalnızca “muhalif” olmak olan çok ama çok sayıda insan biliyorum!..
ABD'de 1950'lerin başında bağnaz ve ahlaksız bir Cumhuriyetçi Senatörün, McCarthy'nin, o yılların en büyük kabusu olan “Komünizm tehlikesini” kullanarak terör estirdiği yıllarda milyonlarca kişi korkudan susmuş, insanların hayatlarının mahvedilmesine seyirci kalmıştı!.. McCarthy bugün ABD'de lanetle anılıyor, tüm yalanlar, tüm sahtecilikler ve ahlaksızlıklar ortaya çıktı; ancak o günlerin kabus dolu, lanetli günleri yaşayanların yanına kar kaldı ne yazık ki!..
-Aynı “cadı avı”
süreci neredeyse
70 yıl sonra
Türkiye'de de yaşanıyor mu? Bu sorunun yanıtını elinizi vicdanınıza koyarak
düşünün lütfen…

Eski danışmanın kabusu andıran öngörüleri!..

Benim, sizin öngörülerimizi, yorumlarımızı bu köşede her zaman tartışabilir, anlatabiliriz, sürekli yaptığımız gibi…
Ancak karşı taraftan, üstelik bir zamanların güçlü adamlarının yanı başında yer almış, “liberal” etiketli eski danışmanlardan, geleceğe dair hem de hiç hoş olmayan tahminler okumak, “Yeni Türkiye” nin ne anlama geldiğini iyice anlamak açısından pek yararlı, aynı zamanda pek de acıklı oluyor!..
Etyen Mahçupyan adını çoğunuzun bildiğine eminim. Ahmet Davutoğlu Başbakan koltuğuna oturduğunda onun danışmanı olarak görev yapmıştı. Şimdi de Davutoğlu'na yakınlığıyla bilinen Karar gazetesinde yazıyor… Bu arkadaş, bu gazetedeki köşesinde şöyle bir yorumda bulundu:
-Gerçekçi olmak gerekirse OHAL'in en az 6 kez daha uzatılacağını bugünden biliyoruz.
Diğer bir deyişle, en az 2019 yerel seçimleri sonrasına dek!.. Mahçupyan, böyle bir düzenin düpedüz “Faşizm” olduğunu tabii ki dile getirmemiş, ama “OHAL bağımlılığı” başlıklı yazısında nasıl bir düzene doğru evrildiğimizi gayet anlaşılır şekilde irdelemiş… Mesela şöyle demiş.
-Yerel seçimde Ak Parti başarılı olamazsa OHAL'ler silsilesinin daha da uzayacağından emin olabiliriz…
Bunu değiştirecek iki ihtimalin olduğunu yazan Mahçupyan, özellikle şu ihtimale dikkat çekmiş:
-Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimi yerel
seçimlerin önüne
alınır ve Erdoğan yeniden Cumhurbaşkanı olursa belki olağanüstü halin bittiğine kanaat getirilebilir!..
O da belki!.. Bir “Tek adam” rejimine doğru dörtnala gidiş, ancak bu kadar doğru ve güzel şekilde anlatılabilirdi!..
-Umarım başta ana muhalefet, muhalif kesimler de okumuş, üstüne düşünmeye başlamıştır!..

CHP'nin başlıca görevi

Ana muhalefet partisi CHP olduğuna, “Adalet Yürüyüşü” ile kitlelere umut vermeyi başardığına göre, en büyük sorumluluk da onun omuzlarında doğal olarak…
Adalet Yürüyüşü bitti! Ancak “Yeni Türkiye” masalı ile insanların ağır baskı altına alınması, adaletsizliğin hayatları karartması, her kesimden insanın kaderinin yalnızca bir kişinin dudaklarında olması, baskı düzeninin adım adım inşası tüm hoyratlığı ve gaddarlığıyla sürüyor!..
CHP'nin, toplumun tüm kesimleriyle, demokratik kitle örgütleriyle istişare ederek, insanları motive edecek, iktidarın hatalarını, günahlarını, yalanlarını ve tabii gerçekleri anlatacağı yeni eylemlere yönelmesi kaçınılmaz…
OHAL'in en az 2019 yerel seçimleri sonrasına, hatta Cumhurbaşkanlığı ve genel seçim tarihini de kapsaması bizler için hiç de şaşırtıcı olmayacak!.. Ancak böyle bir sürecin, bu ülkeyi bambaşka iklimlere götürecek, ağır bir karanlığa mahkum edecek potansiyel taşıdığını sanırım bu iktidara karşı olan çevreler de görüyordur… O halde böyle bir tehlikeye karşı halka gerçekleri anlatmak, demokrasiyi ve parlamenter rejimi sonuna kadar savunma görevi, hakkı doğduğunu da görüyor olmaları gerekir…
-Gerekir, çünkü bu Cumhuriyet büyük bir özverinin, kan ve canın sonucunda kurulmuştur… O kadar ucuz değildir… Buradan başka vatanımız da
yoktur!..

Ümit Zileli
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp