Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Cumhurbaşkanı seçildikten sonra kendini imparator ilan eden kimdi

17 Mayıs 2015 Yazarlar

Erdoğan'ın avukatına pazar bulmacası:

Recep Tayyip Erdoğan'ın avukatı, bu sayfada yer alan “Pazar Bulmacası: Kim Bu Diktatör” yazımla ilgili “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla savcılığa şikayette bulundu! Yazımda diktatörün adını açıkça yazmıştım; Adolf Hitler'di. Anlaşılan Erdoğan‘ın avukatı bulmacayı çözememişti! Herhalde benzetti! Hadi bir şans daha vereyim; halkın oyuyla cumhurbaşkanı seçildikten bir süre sonra kendini imparator ilan eden kimdi?..

Portresini yazacağım kişi; ülkesinin doğrudan halkoyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanı idi!..
Nasıl cumhurbaşkanı olmuştu?
Seçilmesinde din önemli etken oldu. Ona göre…
İdeoloji ve siyaset, mantıksal düşüncenin olduğu kadar inancın da ürünüydü. Tarihin gelişmesini, Tanrı'nın gönderdiği ve ilerlemeyi temsil eden büyük insanlar gerçekleştiriyordu!
Kendini “kurtarıcı” olarak tanıttı!
Bunu kimse yutmazdı ama ülkede ağır bir ekonomik ve siyasal kriz vardı.
Uygulanan ekonomik politikalar sonucu yeni gelişen sanayicilerin ve şirketlerin gelirlerinde büyük artış olurken, nüfusun büyük çoğunluğu yoksullaşmıştı. İşçiler sağlıksız koşullarda çalışıyor ve yaşıyordu. Köylerde topraksız kalanlar kentlere göç ediyordu.
Aç halk hemen her gün yürüyüş yapıyordu…
Böylesine bir siyasal atmosferde ya devrimciler kazanacaktı. Ya da…
Onun gibi muhafazakarlar!
Sadece bu ülkede değil komşu ülkelerde de devrimler başlamıştı.
Ülkenin zenginleri -bölgede bir hayalet gibi dolaşan- “kızıl tehlikeden” korkuyordu.
İşte…
O dönemde yakın çevresiyle birlikte parti kurdu. Meclis'e aday oldu. Seçildi.
İsteği Cumhurbaşkanı olmaktı…

48 Şubat Devrimi

28 Şubat‘ta değil ama 48 Şubat‘ında ülkede büyük alt üst yaşandı.
Şubat Devrimi sonucunda iktidara “Geçici/Koalisyon Hükümet” geldi. Başlarında bir şair vardı!
10 Ağustos'ta değil ama 10 Aralık'ta cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacaktı.
Kolları sıvadı…
Orta sınıfa ve çiftçilere “düzen” ve “refah”, yoksullara “yardım” sözü verdi.
Konuşmalarındaki sihirli sözcük “istikrar” idi.
Köylülerin biriken borçlarını tasfiye edeceğini söyledi.
Özgür basından bahsetti; işçilere grev hakkı vermek gibi demokratik haklardan bahsetti.
Ülkenin devrimcileri ona karşıydı ama yanında ağzı laf yapan liberaller vardı.
Ülkenin en güçlü dini cemaati yanındaydı!
Ülkenin en zenginleri yanındaydı.
Ayrıca… İngiltere sermayesi de destekçisiydi…
Kısa bir süre tutuklu kalmayı insanların vicdanlarına seslenerek kullandı.
Kazanması için her şey yapıldı. Örneğin…
Oy kullanma alanları daraltıldı. Vs.
Sonuçta, rakiplerinin parçalanmışlığından da yararlanıp rekor bir oyla cumhurbaşkanı  seçildi…
Yedi buçuk milyon oyun beş buçuk milyonunu aldı…

II. Cumhuriyet

Ülkede ilk kez halkın oyuyla seçilen bir cumhurbaşkanı vardı.
Buna “II. Cumhuriyet” adı verildi.
İlk icraatı; yönetim ve ordunun kilit noktalarına adamlarını getirmek oldu. Ardından kendine koşulsuz bağlı hükümet atadı.
İkinci icraatı; komşu ülkedeki iç çatışmada dini örgütlere yardım etmek oldu! Sadece komşu ülkeye değil, komşu olmayan bir ülkenin de iç içişlerine müdahale edecekti.
Ordularının, Cumhuriyet isteyenlere karşı savaşması ülkedeki Cumhuriyetçilerin büyük tepkisine yol açtı. Fakat dağınıktılar; etkileri olmadı.
Yeni cumhurbaşkanı istediğini yaptı… Örneğin…
İngiltere ile serbest ticaret anlaşması imzaladı.
Ekonomik politikaları hep tutarsız-dengesiz olacaktı.
İşçilerin örgütlenme ve gösteri hakkını ellerinden aldı.
Basın organlarına izin alınmadan verilen yayın serbestisine son verdi.
Dincilerin okul açmasına; din hocalarının eğitimi denetlemesine izin verdi.
Karşı çıkanlara, bayındırlık hizmetlerini ya da demiryolu inşaatlarını anlatarak yanıt verdi!
“İyileştirme gerekiyorsa ancak bu benden gelir” diyordu.
Verdiği reform sözlerini anımsatanlara, aldığı oy yüzdesini hatırlatıp “referandum tehdidini” kullandı! Ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan köylülerin gelenekçiliğinden ve halkın cahilliğinden yararlanıyordu.
Ve sonra dediğini yaptı ülkeyi referanduma götürdü.
Fakat referandumdan 20 gün önce bakın ne yaptı…

Sivil Darbe

2 Aralık…
Dağınık durumdaki Cumhuriyetçiler birleşme toplantıları yapıyordu.
Ayrıca…
Anayasa dört yılını tamamlayan bir cumhurbaşkanının yeniden seçilmesini önlüyordu. Anayasayı değiştirmek için Meclis'te gereken dörtte üç çoğunluğu elde edemeyeceğini biliyordu.
Cumhuriyet'in “nimetlerinden” yararlanan bu kişi ne yaptı dersiniz?
Darbe yaptı!..
Darbeciler 2 Aralık günü bilinçli seçmişti; dini bayramdı…
Sabaha karşı 04.00'te harekete geçtiler…
İlk, kimi komutanlar ve milletvekilleri gözaltına alındı.
Halk, duvarlara yapıştırılan kağıtlardan Meclis'in feshedildiğini okudu.
İki gün sonra… Cumhuriyetçiler sokağa çıktı. O güne kadar Cumhuriyet'in ordusuna güvenmişlerdi. Yanılmışlardı. Ayaklandılar.
Darbeciler; 300 kişiyi öldürdü. 6 bin 642 kişiyi hapse attı. 9 bin 530 kişiyi sürgüne gönderdi. 2 bin 804 kişiyi kamplara yolladı. 5 bin kişiyi gözetim altına aldı.
Bin 545 kişi yurt dışına kaçmak zorunda kaldı.
59 kişi idam edildi…
21 ve 22 Aralık günü yapılan referandum sonucuna göre, artık 10 yıl değiştirilemeyecekti!
Yaklaşık bir yıl sonra yapılan 2 Kasım'daki referandumda imparator seçildi!
Bu, “II. Cumhuriyet”in sonuydu…
İngiltere, Almanya, Rusya, Avusturya yeni imparatoru hemen tanıdı.
Yeni imparatorun ilk yaptığı yeni ticaret anlaşmaları imzalamak; soyluluk unvanlarını geri vermek oldu!
Artık ülke polis devletiydi. Öyle ki…
Ülkenin ulusal marşı, devrimci fikirler içeriyor diye yasakladı.
Yeni imparatoru tanımayanlar da oldu; dünya tarihinde ilk bombalı suikastten kurtuldu.
Direnen bir avuç devrimciydi.
Aydınlar umutsuzluğa kapılmıştı.
Ordu kendine güvenini kaybetmişti.
O ise, ataları gibi büyük askeri zaferler kazanacağını sanıyordu!
Her sıkıntıda, dikkatleri dışa yöneltmek için savaş yaygaracılığı yapmayı sürdürdü.
Ve Almanya'ya açtığı savaş sonunu getirdi.
Ordusu bozguna uğradı.
Hükümeti devrildi.
Kendisi; önce Almanlara esir düştü; sonra her daim koruyucu olan İngiltere'ye kaçtı ve orada can verdi.
Ülkeyi Alman işgalcilere karşı korumaya çalışanlar ise, -içlerinde Jön Türklerin de bulunduğu-Paris Komünü'nün yiğit devrimcileri idi…
Peki…
Kimdi bu imparator?..

LAKABI BADINGUET İDİ

Adı, Charles Louis Napoleon Bonaparte.
Yani, III. Napoleon 20 Nisan 1808 yılında Paris‘te doğdu.
Babası; I. Napoleon'un (1769-1821) erkek kardeşi Louis Bonaparte (1778-1846) idi.
Annesi; I. Napoleon'un üvey kızı Eugenie-Hortense de Beauharnais (1783-1837) idi.
Amcası Napoleon Bonaparte'ın Waterloo‘da yenilgiye uğraması ve tahttan indirilmesinden sonra Bonaparte'ların tümü gibi 1815'te Fransa'dan sürüldü. Önce Almanya'ya daha sonra İsviçre'ye sığındılar.
I. Napoleon'un tek oğlu olan II. Napoleon'un (1811-1832) ölümünden sonra Louis-Napoléon kendisini Fransız tahtının varisi olarak görmeye başladı. “Rêveries Politiques” (1832; Siyasal Düşler) adıyla yayımladığı kitapçıkta Fransa'ya zafer ve özgürlüğü ancak bir imparatorun verebileceğini ileri sürdü.
1838'de Fransa'nın baskısı sonucunda İsviçre'den sınır dışı edilince İngiltere‘ye yerleşti.
1839'da “Des idées napoléoniennes”i (Napoléonca Düşünceler) kitabını yayımladı ve o sırada ancak romantik bir efsane olan Bonapartçılığı siyasi bir ideolojiye dönüştürmeye çalıştı.
56 yandaşıyla, 6 Ağustos 1840'ta Fransa'da, Boulogne yakınlarında başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminde bulundu. Tutuklandı. Ham Şatosu‘nda sürekli ikamet cezasına çarptırıldı. Bu dönemde yazdığı birçok kitapçıktan “Extinction du paupérisme” (1844; Yoksulluğun Kökünü Kazımak) kendisine solda da bazı yandaşlar kazandırdı. 25 Mayıs 1846'da, Duvarcı Badinguet'nin giysileriyle buradan kaçmayı başararak İngiltere'ye geçti.
Badinguet lakabı buradan gelmekteydi…
Şubat 1848 Devrimi'nin patlak vermesi üzerine Paris'e hareket eden Louis-Napoléon geçici hükümet tarafından geri gönderildi.
Napoléon'un bazı yandaşları Bonaparte'çı parti kurarak kendisini Kurucu Meclis'e aday gösterdi. 4 Temmuz'da dört ilde seçimi kazanmasına karşın daha uygun koşulları bekleyerek meclis üyeliğini kabul etmedi. Eylüldeki seçimlerde ise beş ilde seçimi kazandı. Paris'e dönüşünden sonra hiç zaman kaybetmeden cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanmaya başladı.
Zafer anılarıyla Napoléon efsanesini canlandıran III. Napoleon, II. Cumhuriyet döneminde kendisini düzenin koruyucusu olarak gösterdi. Toplumun her kesimine çıkarlarını gözetme vaadiyle kendini kabul ettirmeyi başardı.
Cumhurbaşkanı seçildi.
Ardından imparatorluk geldi.
Sonrası malum…

MARKS BU İŞE NE DİYOR?

III. Napoleon, siyasal terminolojiye bir kavram kazandırdı:
Bonapartizm…
Dar anlamıyla; 19. yüzyılda Bonapart Ailesi'nin iktidarını koruması için izlenen politikaya verilen isimdi.
Geniş anlamıyla; Bonapartizm, güçlü ve merkezi bir devleti savunan asker ve bürokratın izlediği politikaları ifade ediyordu.
Yani Bonapartizm; iktidarı emekçilerin alamadığı ama burjuvazinin de alacak kadar palazlanamadığı için siyasal gücünü bürokrasiye devrettiği rejimin adıydı.
Kavramı gündeme getiren, Karl Marks'tı. Dedi ki:
“Kapitalist toplumda icra-i görevdeki grubun, bir kişinin yönetiminde olması ve devletin diğer tüm bölümlerine ve topluma diktatörce bir kuvvet uygulamasıdır.”
III. Napoleon örnekti…
Aralık 1851-Mart 1852 tarihleri arasında New York'ta yazdığı “Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire” adlı eserinde K. Marks, III. Napoléon'un gerçekleştirdiği darbeyi, amcası Napoléon Bonapart'ın daha önceden gerçekleştirdiği darbeyle kıyasladı.
Ve daha sonra popüler olacak şu cümleyi yazdı: “Hegel, bir yerde şöyle bir gözlemde bulunur: Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak!”
Marks, ilkinde Napoléon Bonapart'ı, ikincisinde de III. Napoléon'u kasteder!..

VICTOR HUGO'DAN “HAN-I YAĞMA”

Romantik gerçekçiliğin büyük ustası…
İnsanoğlunun vicdanı…
Gençliğinde ateşli bir monarşist idi.
24 yaşında yazdığı “Bug Jargal”, köleliğe karşı yazılmış dünyada ilk romandır.
29 yaşında yazdığı “Notre Dame'ın Kamburu”; güzellik ve çirkinlik kavramlarını kökten değiştirdi. Güzel olan-iyi olan; kilisenin zangocu Ouasimodo'ydu, Çingene güzeli Esmeralda değil.
Böylesine biri kuşkusuz III. Napoleon'a karşı çıkardı. Çıktı da…
Mücadelesini etkin sürdürebilmek için milletvekilliğinden istifa etti.
Evi taşlandı. Yargılandı, sürgüne gönderildi.
Hiç geri adım atmadı….
Yıllar sonra bizim Tevfik Fikret‘in “Han-ı Yağma” dizeleriyle de karşımıza çıkacak şiirinde şöyle diyordu:
“Kodamanlar, haydutlar, hırsızlar, çabuk olun.
Koşun, gelin, ziyafet sofrasına kurulun,
Koşun herkese yer var.
Yiyin efendiler, ömür geçer çabucak;
Bu saf, alık, avanak, bu el koyduğunuz halk,
Sizindir kodamanlar!
Kurutun kaynakları, hazineyi boşaltın.
Yasalar sizden yana, yiyin, yalayıp yutun,
Tam zamanıdır şimdi.
Kalmasın tek metelik, çalın, gülün, oynayın.
Köylüyü, emekçiyi bitine kadar soyun.
Ve bulun neşenizi.
Çalın gülün oynayın…” (Cezalar)
Ve…
Son söz:
Sanırım Erdoğan'ın avukatı ne demek istediğimizi anlamıştır!..

YAZARIN TÜM YAZILARI