Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Saltanatını şiddetle sürdüren iktidarda kalamaz

7 Haziran 2015

Bizlere, Batı merkezli bir tarih öğretiliyor. Bu sebeple hepimiz, 16. yüzyılda Makyavelli'nin hükümdara öğütler sıraladığı kitabı “Prens”i biliriz. Ama Makyavelli'den 350 yıl önce yaşamış Arap düşünür İbn Zafer'in yöneticilere öğütler verdiği “Sülvânü'l-mutâ” kitabından haberimiz yoktur. Şeyhülislam Halil Efendizade Mehmet Sait Efendi'nin 18. yüzyılda çevirdiği bu eser, Doğu siyaset geleneğinin baş yapıtıdır. Bu eseri, bugün milletvekili seçileceklere tavsiye ederim…

Adı, Ebu Abdullah Muhammet bin Ebi Muhammet bin İbn Zafer es Sıkılli el Mekki…
Adından da anlaşılacağı gibi Arap‘tı.
1104 yılında Norman hakimiyeti altındaki Sicilya‘da doğdu.
1170 veya 1172 yılında Suriye Hama‘da yoksulluk içinde öldü.
Yaşamı boyunca “Sicilyalı göçebe” oldu.
İbn Zafer, eğitimini Mekke‘de aldı ve hayatı boyunca Mısır ve Suriye gibi yerlerde bulundu.
Büyük Selçuklu Halep Beyi Nurettin Mahmut Zengi'nin (1146-1174) sarayında üst düzey memurluk yaptı.
Başyapıtı, “Sülvanü'l-muta fi'udvanil'l-etba” eserini kaleme aldı.
Eser; Doğu siyaset geleneğinde bir ilkti.
İktidarın meşruluğunun kaynağı üzerine İbn Zafer, Max Weber‘den 800 yıl önce kafa yormuştu.
Ve genel görüş; kendisinden 350 yıl sonra “Prens”i yazan Makyavelli‘yi etkilediği yönündeydi.
Batı düşünce dünyasını derinden etkileyen bu eser neyi anlatıyordu?..
Kitabın, temel meselesi; istikrarlı ve adil yönetimdi. Çünkü…
12. yüzyılda gerek Müslüman ve gerekse Hıristiyan dünya arasında hem bir çatışma hem de büyük bir çöküş vardı.
Arap uygarlığının inişe geçtiği ve çeşitli yönetim sorunlarıyla karşılaştığı bu zaman kesitinde İbn Zafer, yönetim sorunlarına çözüm aradı ve yeniden eski altın çağları yakalama çabası gösterdi.
Biliyordu ki… İstikrarlı politik bir düzen herkesin faydasına idi.
Peki…
İstikrarlı ve adil bir sosyal düzen geliştirecek yönetim usulleri neler olmalıydı?
Adil yönetimin felsefi, dini ve ahlaki temelleri vardı. Şöyle…

İSYAN SEBEBİ

İbn Zafer, toplumların neden isyan ettiğine kafa yordu.
Ayaklanma; hiçbir özel çaba göstermeden, sadece atalarının meşruluğu temelinde hüküm sürdüren ve babadan oğla geçme yöntemiyle yönetilen hükümdarlıkların saray zevk-ü sefasıyla ortaya çıkan yozlaşmaya karşı çıkıştı.
İbn Zafer'e göre; iktidarlarını kötüye kullanan ve şiddet uygulayan kralların gururu, hiddedi ve açgözlülüğü halkı isyana yöneltiyordu!
Şöyle diyordu hükümdarlar için:
“Kim ki adaletsizliğe hız verir; o, gelişme gösteremez.
Kim ki fesattan güç alır; o, dayanamaz.
Kim ki saltanatını şiddet yoluyla sürdürür; o, hükümran kalamaz.”
Peki… Ayaklananlar kimlerdi?
İbn Zafer'e göre hükümdar; tüccarların, zanaatkârların ve hizmetkârların önemini bilmeliydi; yok bilmez ve eğer bu gruplara karşı zor kullanırsa, bunlar toplumun diğer kesimleriyle birleşir ve isyan ederdi…
Ve İbn Zafer…
Hükümdar sertlik yanlısı olursa, isyanı bastırmak için şiddete başvurursa neler olacağını Babil Kralı Hüsrev Anuşirvan ile ilgili anlattığı hikaye ile açıkladı.
Hikayeye göre, Babil Kralı Anuşirvan komşu Hint prensliklerinden birisini ele geçirmek istemektedir. Anuşirvan'ın casusları Hint halkının iyi huylu ama uyuşuk olduğunu, bu yüzden kolaylıkla yönetilebileceklerini söylerler. Bunun üzerine Anuşirvan, Hint ülkesini işgal eder ve burayı satrapları sayesinde yönetmeye başlar. Ama bir süre sonra Babil ordusu işi azıtır; sessiz ve iyi huylu Hintlileri büyük bir küstahlık ve sertlikle yönetmeye başlar. Hintliler bunun üzerine homurdanmaya ve ardından da ayaklanmaya başlar.
Sonuçta… Babil ordusunun kaçmak dışında çaresi kalmamıştır.
İbn Zafer bu durumu, “kullar önce dillerini sonra da yumruklarını oynatır” diye özetler. Ve… Ardeşir'in bir vecizesini aktarır:
“Hükümetin sertliği genellikle kullarını daha önce akıllarından bile geçirmedikleri bir isyana sürükler”.
İbn Zafer'e göre Anuşirvan, kendinden önceki krallardan olan Ardeşir'in bu vecizesini önemsememiş ve bunun bedelini ödemiştir.
Tıpkı diğer tiranlar gibi…

ADİL HÜKÜMDAR

Ortaçağ Doğu uygarlığının siyaset bilimi alanındaki en üstün yapıtlarından biri sayılan “Sülvânü'l-mutâ” adlı eser, 1700'lere kadar Müslüman dünyasında okundu.
Eser dilimize/Osmanlıca'ya ilk olarak 18. yüzyılda Şeyhülislam Halil Efendizâde Mehmet Sait Efendi tarafından çevrildi.
İbn Zafer'i Batı‘da ilk keşfeden düşünür; 19. yüzyılda Sicilyalı Arap Dili ve Edebiyatı uzmanı Michele Amari oldu. Napoli yönetiminin baskısından kaçtığı Paris‘te Ulusal Kütüphane'de tesadüfen bulduğu “Sülvânü'l-mutâ”ya ait altı el yazması dikkatini çekti. 1851'de İtalyancaya çevirdi.
Makyavelli'nin “Prens”i ile İbn Zafer'in bu eserini karşılaştıran isim de yine bir Sicilyalı oldu; Gaetano Mosca…
Talihsizliklerle dolu ve yoksulluk içinde geçen bir hayat sürmesine karşın, İbn Zafer, gerek dönemindeki, gerekse daha sonraki tarihçiler-siyaset bilimciler tarafından hep saygıyla anıldı.
Günümüzde…
Sicilyalı İbn Zafer'in eserini Kırmızı Kedi yayınları, özgün adı “The Just Prince” kitabını “Adil Hükümdar” adıyla yayınladı. Eseri yayıma hazırlayan; siyaset bilimci Prof. Dr. R. H. Dekmejian ile Ortadoğu uzmanı tarihçi J. A. Kechichian idi…
İbn Zafer'in eserinde; özellikle Meclis'e girecek milletvekilleri, günümüzün başta siyaset yönetimi olmak üzere kaotik sorunlara ilişkin çözümler bulacaklardır…

BEŞ BÜYÜK DÜSTUR

İbn Zafer ideal bir hükümdar/yönetici için yüksek standartlar koyar. Gerçekten ideal hükümdarın sadece düzgün politikalar uygulaması yetmez. Ayrıca bu politikaların adil olması ve ahlaki bir pusulasının olması şarttır.
İbn Zafer'e göre, hükümdarın sadece güçlü ve muktedir değil aynı zamanda hakkaniyetli olması gerekiyordu.
Bu nedenle beş düstur belirler.
Tevekkül: Allah'ın hükümlerine uyma, güvenme ve amaç adilse devam etmek veya amaç adil değilse vazgeçmek. Bir hükümdarın Müslüman olması yeterli değildi; aynı zamanda inançlı ve adil bir mümin olmalıdır.
Metanet: Kriz sona erene kadar kararlılık ve cesaretle eylem sürecini sürdürme. Bunun en iyi örneği Hz. Muhammet idi.
Sabır: Dayanıklılık, ölçülülük ve azimle birleşen sabır, diğer tüm erdemleri yöneten en üstün özelliktir. Zor ve sıkıntılı günlerde sabır ve sebat, başarıya götürecek bir zırh tabakası gibidir.
Rıza: Başarısızlıklara karşı kendini hazırlama.”Rıza göstererek yönetmek, kanaat tarafından yönetilmekten çok daha iyidir.”
Zühd: Dünyevi iktidarın kibrinden vazgeçmek. Onun taşınması çok güç bir yük olduğunu mutlaka bilmek… Ve gerekirse tahttan yüz çevirmek… İktidar ve güç tutkusunun ötesine geçmek… Allah, “Peygamber Kral” veya “Allah'ın Hizmetkarı Peygamber” seçeneklerini verdiğinde, Hz. Muhammet, dünyevi iktidarı küçümseyip ikincisini seçmiştir.
Ve keza…
İbn Zafer, hükümdarın tahttan vazgeçmesine sebep olacakları da şöyle belirler:
Bir; dedikoduculara ve eylemlerinin sonuçlarını öngöremeyenlere itimat etmek.
İki; sevmeye zorunlu olduklarına sırtını çevirmek.
Üç; ekonomiyi kötüye götürmek, yeteri kadar gelir sağlayamamak
Dört; kaprisleri yüzünden birine yardım ederken, diğerini kovmak.
Beş, bilge ve tecrübeli insanların tavsiyelerini küçümsemek.

KALLEŞLİKLE HÜKÜM SÜREN KOVULUR

İbn Zafer, “Sülvânü'l-muta” eserinde hükümdarlara/yöneticilere şu önerilerde bulunuyor:
-Kim ki talan yoluyla zengin olmuştur, kazandıkları heba olur…
– Kalleşlikle hüküm süren iktidardan kovulur; zorbalığın düğümleri bir bir elbet çözülür…
– Arzu, başkalarına bağımlı kılar ve köleleştirir. Ona teslim olanlar dünyevi mallarının köleleri haline gelirler ve daha fazlasına ihtiyaç duyanlar en büyük yükü sırtlanır…
– Açgözlülük bütün günahkarlar içinde en iğrenç olanıdır. Hırs, onun vücuda getiren babasıdır. Haksızlık ise doğumuna neden olduğu çocuğudur. Başkalarının sahip olduklarını elde etme arzusu kardeşi ve kölelik ise yol arkadaşıdır…
– Her günahkar kendisi için aradığı affı bulacaktır ama adaletsiz olanın sevincinin bozulması kaçınılmaz olur…
– Kendisini adaletsizliğe gömenin gelişmesi mümkün değildir. Kötü niyet yoluyla güçlenen ayakta kalamaz, şiddet yoluyla tahta geçen hüküm süremez…
– Bilginin tohumlarını her kim ekerse semeresini alacaktır. Bilgeliğin yansıması, alçakgönüllülüğün göstergesi, temkinliliğin ve açgözlü olmayan bir kalbin sembolü olan özveri, kişiyi zafere ulaştırır…
– Kararsızlık; sıradan bir zihnin işaretidir, yüce bir ruhun değil…
– Hükümdarın görüşlerinin, danışmanların görüşlerinden üstün olduğuna inanan büyük bir hataya düşmüş demektir. Eğer bilge ve inançlı bir danışmana sürekli ters düşülür ise hüküm sürmek devam edemez…
– Nasıl mıknatıs demiri kendine doğru çekerse, sabır da başarıyı kendine doğru çeker. Sabredin, sonunda zafere ulaşacaksınız…
– Bir insanın sabrını ve cesaretini sınadığınızda, onun zihninin değeri konusunda bir fikir edinebilirsiniz…
– Kulaklarınız siz orada olmadığınızda bir adamı tanımanızı sağlamıyorsa, yüz yüze geldiğinizde, gözleriniz de işinize yaramayacaktır…
– Öğüt, zekanın aynasıdır. Bu yüzden, eğer birinin yeteneklerinin sınırlarını öğrenmek isterseniz, ondan öğüt isteyiniz…
– Size daha önce yardım etmiş olan biri sonradan size sırt çevirir ve hatta size zarar verirse ona düşman olmayınız. Ona ilgi göstermeye ve minnet duymaya devam ediniz. Bu tavrınız, sizin şefaat dilemede daha güçlü bir tarafta olduğunuzu gösterecektir…
– Yüce bir ruh, ne gibi bir yanlışlık yapmış olursa olsun, iyilik borcu olduğu birine şükranlarını sunmayı asla unutmaz…
– İkiyüzlülük, sadece dar görüşlü zihinleri aldatabilecek bir seraptır; onu fark edebilenlerden hiçbir şeyi saklayamaz.
– Aptallık, bilginin doğru yolu aydınlatmasını engelleyen bir örtüdür.
– Zenginlik, su gibidir; bir kapı açıp fazlasının akmasına izin vermeyen kişi içinde boğulur.

HÜKÜMDARIN OLUMLU VE OLUMSUZ YÖNLERİ

İbn Zafer hükümdarda/yöneticide olması gereken özellikleri şöyle sıraladı:
Hoşgörü, düşüncelilik, öğrenme, doğruluk, affetme, metanet, feragat, hayır severlik, merhamet, sabır, ılımlılık, kararlılık, insancıllık, inançlılık, özverilik, ahlaki perhiz, sadelik, namus, şefkat, tarafsızlık, kanaat, cömertlik, cesaret, dürüstlük, nezaket, mantıklılık, alicenaplık, öngörülük, acıma, sebat, umut, kibarlık, iyilik, dindarlık, kavrayış ve iyimserlik…
İbn Zafer hükümdarda/yöneticide olmaması gereken kusurları ise şöyle belirledi:
Hırs, yalancılık, gösteriş, kabalık, kibir, zevk düşkünlüğü, nefret, öfke, vurdumduymazlık, tutku, inatçılık, açgözlülük, yozlaşma, tamahkarlık, küstahlık, adaletsizlik, aşırı gurur, bencillik, tembellik, yırtıcılık…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more