Referandum tuzağı

“Erdoğan diktatör”…
“Erdoğan faşist”…
“Erdoğan mafya”…
Daha neler neler söylüyorlar!
Batı medyası son dönemde “Erdoğan” dışında söz etmiyor!
12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde bile böylesini yapmadılar. Türkiye'nin bugün yaşadıkları 12 Eylül döneminden daha mı ağır? Değil.
Biliyoruz ki:
Batı, kontrolünde olmayan korkutucu bir diktatör sembolüne her daim ihtiyaç duyuyor; Humeyni, Saddam, Esat, Kaddafi, Mursi gibi…
Bugünlerde, “diktatör” ile “Erdoğan” adı özleştiriliyor.
Sorum basit:
Batı'da “diktatör” algısı köpürtülürken, Erdoğan bu algıyı güçlendirecek Anayasa değişikliğine neden ihtiyaç duydu?
Şu sorunun yanıtını AKP veremiyor:
“Erdoğan ne istiyor da yapamıyor?”
Zaten “tek adam” değil mi? Yok Anayasa imiş, yok yasa imiş, yok TBMM imiş, Erdoğan'ı ne durdurabildi ki?
Hal böyleyken “diktatör algısı” zorlaması niye?
Öyle ki…
İlk kez bir sandık mücadelesinde vaat etmiyor; kendine oy istiyor?
AKP'nin en iyimser tahmini; “evet” ve “hayır” oyları baş başa gidiyor. Bu durumda Erdoğan'ın kendini oylatması “iktidarının meşrutiyeti” adına tehlikeli değil mi? Ya “hayır” çıkarsa? Bu riski niye göze aldı?
Kandırıldı mı?
Meselenin bam teli, bu soru…

Yedek lastik

Onur Sinan Güzaltan'ın; Mısır'daki 2011 yılındaki Tahrir İsyanı'nı araştırdığı (İlber Ortaylı'nın önsözünü yazdığı) “Tanrı Bizi İster mi” kitabı yeni çıktı.
Kahire'de yüksek doktorasını yapan Güzaltan, Müslüman Kardeşler (İhvan) çatısı altında bulunmuş kişiler de dahil- çok çevreyle yaptığı görüşmeleri yazdı.
Benim çıkardığım ana fikir şu:
ABD -Suudi Arabistan'ın da desteğiyle-; İhvan lideri Mursi'yi, Mısır'ı bölmek için kullanmak istedi! Nasıl mı?
Fayyad, solcu Tagammu Partisi yöneticilerinden.
25 Ocak'ta polis şiddetini protesto etmek için yapılacak basın açıklamasına katılmak için evden çıkarken Markist babası, “Her zamanki gösterilerden biri. 50 kişi olacaksınız, polis sizi çembere alacak, dayak yiyip gözaltına alınacaksınız” diye uyarıyor.
İlk başta babasının dediği oluyor; yüz kişilik topluluğu polis kordona alıyor. Polis copla saldırıya kalkışacakken haksızlıklara tahammülü kalmayan yoksul İmbaba mahallesinden 200 genç, polisin etrafını sarıyor. Polis kaçıyor.
İşte bu kitle Tahrir İsyanı'nın ateşini tutuşturuyor. İmbaba'dan Tahrir Meydanı'na yürürken sayıları, on bine ve sonra meydanda elli bine ulaşıyor.
Ülkeyi soyan politikacılardan, işlemeyen yargıdan, devlet şiddetinden, yoksulluktan, tek adam rejiminden bıkan (ve Mübarek'in gelecek yıl iktidarı oğlu Cemal'e bırakmasını istemeyen) Mısırlılar, Tahrir Meydanı'nı hınca hınç dolduruyor. Ve…
Mısır'da emperyalizmin “yedek lastiği” İhvan, küçümsediği Tahrir gösterilerine 28 Ocak'ta katılmaya karar veriyor. Ya da “meydana sokuluyor” diyeyim.
Böylece…
Tahrir'de büyük oyun sahneye konuyor…

Mursi'nin hatası

Tahrir'de devrim isteyen gösteriler sürerken…
Mübarek'in yıkılmasının önüne geçemeyeceğini anlayan CIA görevlileri ve Genelkurmay Başkanı Tahtavi gibi kimi üst düzey komutanlar, işbirlikçi -Biltaci gibi- İhvan yöneticileriyle toplantılar yapıyor. Çünkü…
Mübarek gitse de “tek adamlık rejiminin” yıkılmasını istemiyorlar.
Nasır yanlısı bağımsızlıkçı ulusalcılara, solculara, laiklere iktidarı vermek istemiyorlar.
Göstermelik seçimle iktidarı Mursi'ye/İhvan'a teslim ediyorlar.
İhvan Merkez Komitesi eski üyesi ve bu hareketin legal siyasal kolu Hürriyet ve Adalet Partisi'nde önemli görevler almış Ahmet Ban şöyle diyor:
“İhvan'ı iktidara getiren ordu idi. İhvan'ı yem olarak kullandılar. Generaller, İhvan'ın yapacağı hatalar sayesinde halk desteğiyle iktidarı geri alacaklarını biliyorlardı. Öyle de oldu. Hatanın büyük çoğunluğu Mursi'den kaynaklandı. Mursi her şeyi bildiğine inanan, fakat özünde hiçbir şey bilmeyen bir kişi. Laf anlatılması imkansız, tavsiyelere saygı göstermeyen bir karakteri var. Konuşmalarının içi boş, birbirine benzer sözleri tekrarlar durur.”
Dışişlerinin deneyimli diplomatı Hassan'a göre ise meselenin özü şu:
“İran, Türkiye ve Mısır bölgede devlet geleneğine sahip köklü devletler. Ülkenin yarısına düşmanlık eden Vehhabi yanlısı Mursi, ABD desteğiyle Mısır'ı bölecekti. El-Sisi önderliğindeki millici askerler, sokağa dökülen 33 milyon halkın desteğiyle 3 Temmuz 2013'te bunun önüne geçti!”
Aslında…
Mursi'nin sonunu 22 Aralık 2012 Anayasa değişikliği referandumu getirdi. Katılımın yüzde 38 olduğu referandumdan”evet” oyları çıktı. Sonra ipler koptu…
Mursi'ye haklı-yapıcı tavsiyelerde bulunan Erdoğan bugün, Mursi'nin dayatma hatasını tekrarlamıyor mu?
Bakınız…
“Creative Anarchy”/ “Yaratıcı Anarşi” diye kavram var.
BOP/Büyük Ortadoğu Projesi'nin bu temel kavramı; bir ülkedeki farklı güçleri sürekli çatıştırarak, arzulanan amacı gerçekleştirmek için kullanılıyor!
Biliniz ki:
Emperyalizm planları; günlük haftalık değil, seneler içerir.
Erdoğan -Mursi gibi- referandum tuzağına mı çekildi?
Sandıktan “evet” ya da “hayır” sonucu çıksa da Türkiye'yi zor bir süreç bekliyor.
Sahi, referanduma ne gerek vardı?
Erdoğan'ı kim kandırdı; Bahçeli mi?