Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

1’inci Ordu Komutanı’ndan o gece ile ilgili ilginç bilgiler

28 Şubat 2018

YENİ ÖĞRENDİM

1'inci Ordu Komutanı'ndan o gece ile ilgili ilginç bilgiler

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 15 Temmuz EDOK davasının 8'inci celsesi öncesinde tuhaf bir durum yaşanmış.  Mahkemenin “tanık” olarak çağırdığı 15 Temmuz gününün İstanbul Birinci Ordu Komutanı şimdi Genelkurmay 2'nci Başkanı olan Ümit Dündar duruşmalar arasında mahkemeye gizlice gelerek ifade vermiş.  Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar da “savaş halini” bahane ederek tanık olarak çağrıldığı duruşmaya gitmemişti. Anladığım kadarıyla ordu içindeki cemaatçilerle ilgili davalarda üst rütbeli komutanları pek göremeyeceğiz. Orgeneraller bu duruşmalara “biz mahkeme kapısına gidecek kadar küçüldük mü?” diyerek mi gitmek istemiyorlar yoksa bu davalara bulaşmak mı istemiyorlar bilemiyorum. Ancak  “vesayet olduğu” ileri sürülen dönemlerde de üst rütbeliler mahkemelere gitmekten hoşlanmazlardı. Örneğin Susurluk skandalı sırasında dönemin Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman da mahkemeye gitmemişti. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ümit Dündar hiç olmazsa mahkemeye kadar gitmiş ama herkesin önünde ifade vermek yerine gizlice konuşmayı tercih etmiş. Demek ki yargı sistemimizde tanıkların böyle bir hakkı var. Orgeneraller isterlerse mahkemeye gitmezler isterlerse özel biçimde tanıklık yaparlarmış anlaşıldığı kadarıyla. 15 Temmuz gecesinin İstanbul komutanı olan Ümit Dündar gizli ifadesinde çok ilginç bilgiler vermiş. Dündar “Darbe teşebbüsü, akşam saatlerinde başladığı andan itibaren ben bağlı olan ordu komutanlığım ile birlikte anayasal düzenin yanında yer alarak Cumhurbaşkanı'nın, Meclis'in ve anayasal merci ve makamlarının yanında yer aldım” demiş. Ardından da “Bu şekilde faaliyete başladıktan sonra da saat 00.50 sıralarında da ulusal kanallardan kamuoyuna bu yöndeki halimizi duyurduk” diye devam etmiş. İstanbul komutanı “darbeye katılmadığını” gece yarısını geçe açıkladığını belirttiği halde darbenin başlamasından ne zaman haberi olduğunu söylemiyor. İfadeden Dündar'ın darbeyi öğrenmesi ile darbeye katılmadığını açıklaması sırasında ne yaptığı pek anlaşılmıyor ama daha sonraki sözlerinden darbenin başarılı mı başarısız mı olacağının beklendiği izlenimi çıkıyor. Ümit Dündar o gece Kara Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde görevli kalan en yüksek rütbeli kişi olarak darbenin bastırılması için yürütülen faaliyetleri İstanbul'dan yönettiğini belirterek Ankara'daki korgeneral rütbesindeki bir generalle defalarca görüşme yaptığını da anlatmış. Davanın 1 numaralı sanığı emekli Koramiral Metin İyidil'le ilgili de ifade veren Ümit Dündar şunları söylemiş; “Ben hiçbir şekilde o sabah Metin İyidil'i aramadım. Ancak Metin İyidil arayıp bana ulaşamayınca geri dönüş olarak arayıp aramadığımdan emin değilim. Fakat bu şekilde Metin İyidil ile takip eden anlarda 4-5 kez hatırladığım kadarıyla görüştüm. Ancak hiçbir şekilde ben kendisine bir talimat vermedim, her defasında Metin İyidil beni arayarak Etimesgut'a gidiyorum, tankların çıkmasını engelleyeceğim gibi sözler söyledi. Bir defasında aradı yine Etimesgut'tan tankların çıkmasına engel olduğunu söyledi, bu şekilde aramalarda kendisiyle ilgili bilgi verme mahiyetinde idi.” Bu ifadeden Metin İyidil'in darbeyi önlemek için çok çabaladığı sonucu çıkmıyor ama belli ki mahkeme bu ifadeye itibar etmemiş ve İyidil'in tahliye talebini reddetmiş. Hep yazıp söylediğim gibi, kamuoyu olarak o gece ile ilgili çok az şey biliyoruz. O gece ne olduğunu tam öğrendiğimizde muhtemelen çok şaşıracağız.

ANALİZ

Salih Müslim'in iadesini asla istemezler

Terör örgütü olarak nitelediğimiz PYD'nin lider kadrosundan Salih Müslim'in Çekya'da çıkarıldığı mahkemeden sonra serbest bırakılması beklenen karardı aslında. Her sabah olduğu gibi dün sabah da saat 08.45'te “Günün Yorumu”nu yaptığım CRITürk radyoda şunu söyledim; “Çekya'nın Salih Müslim'i iade etmesi ihtimali bana göre yüzde 1 bile değil. Ayrıca zaten iktidarın böyle bir iadeyi de istemeyeceğini sanıyorum, çünkü iade edilmemesi propaganda açısından iktidar için çok daha yararlıdır.” Tam tahmin ettiğim gibi oldu Salih Müslim serbest bırakıldı. İktidar sözcüleri de “Yapılan hukuk dışıdır, teröre destektir” açıklamalarına başladı bile. Daha önce de defalarca yazdığım gibi Avrupa ve Amerika AKP iktidarını “şiddetle” destekliyor ve her fırsatta Erdoğan'ın iç politikada puan almasını sağlayan eylemlere imza atıyor. Salih Müslim daha 4 gün önce AB'nin merkezi olan Brüksel'de devlet koruması altında resmi temaslarda bulundu. Bu nedenle zaten Çekya'da tutuklanarak Türkiye'ye iade edilmesi mümkün değildir. Türkiye'nin ihbarı ile gözaltına alınır ve serbest bırakılır, AKP iktidarı da bunu iç politikada alabildiğine kullanarak prim yapar. Çekya'ya ve AB ülkelerine yönelik ağır hakaretler artık o ülkelerde bir tepki yaratmıyor, çünkü hepsi çok iyi biliyor ki bütün bu sözler kendilerine değil, Türkiye'de AKP genel başkanının her söylediğine inanan ve destekleyen kesimlere söylenmiş sözlerdir. Bu açıdan bakınca Müslim'in iadesi iktidarın hiç işine gelmez. Tam tersine iade edilirse sorun yaratır, çıkarılacağı mahkemede daha önce kırmızı halılarla karşılandığında kendisine verilen sözleri anlatma riski doğar çünkü.

KOMİK

Game of Thrones ile Diriliş kıyaslaması

Birkaç gün önce havuz medyasının en irisinde Erdoğan'a en beğendiği dizi olan Diriliş üzerinden yapılan bir yalakalık çok dikkatimi çekti. Habere göre İngilizler Türkiye'de reyting rekorları kırdığı söylenen Diriliş dizisinin İngiltere'de ilgi görebileceğini belirtmişler. Gazete Diriliş'in ünlü Game of Thrones dizisinin Türkiye versiyonu olduğunu söylüyor. Bu tanımlama İngilizlere aitmiş. Tabii lafı söyleyen İngilizler olunca havuzun irisi sevindirik olmuş. Sonuçta Erdoğan'ın en sevdiği dizi. “Efendim bakın sizin dizi İngiltere'de çok beğeniliyor” diyerek yağcılık yapmış oluyorlar. Oysa biraz düşünseler bunun aslında hiç de iyi bir şey olmadığını göreceklerdir. Çünkü Game of Thrones Türkçesi ile “Taht Oyunları” dizisi Vikingler'in iktidarı elde tutmak için yaşadığı “iğrenç iç çekişmeleri” bunun ötesinde taht uğruna yapılan her türlü ahlaksızlığı anlatan bir dizi. Havuzun irisi Osmanlı'nın kuruluşunu anlatan diziyi farkında olmadan iğrenç iktidar oyunlarının anlatıldığı diziye benzetiyor yani.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

PYD'ye istihbarat Kürecik'tense kapatın gitsin

Haber yayınlanalı hayli zaman geçti. Notumu alıp bekledim, bir yalanlama veya karşılık verme bekledim, olmadı hala. İktidarın en önemli medya kuruluşlarından Yeni Şafak'ta yayınlanmıştı haber. İddiaya göre Suriye'de konuşlanan PYD görünümlü PKK'lılara Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili istihbarat veriliyordu. Bu istihbarat için de çevresindeki her şeyi gören radarlara sahip Kürecik Üssü kullanılıyordu. Yani benim ülkemdeki bir Amerikan tesisi benim askerlerimin konumu hakkında bilgi alıyor ve bunu teröristlere veriyordu. Bundan daha dehşet verici bir şey olabilir mi? O günden bu yana bu haberle ilgili kimse konuşmadı. İktidar sesini çıkarmazken muhalefetten de “Bu nedir?” sorusu gelmedi. Eğer Yeni Şafak'ın haberi doğruysa Kürecik Üssü'nün hemen kapatılması gerekmiyor mu? Ateşli AKP'li kalabalıklara karşı “Ey Amerika” diye bağırmak “Sen ne ahlaksız sen ne namussuzsun” demek kolay, eğer gerçekten Amerika ile işbirliği yapılmıyorsa, sözler samimiyse kapatın o Kürecik Üssü'nü hemen.

DEDİKODU

Sorun sakıncalı tanık mı imam nikahı mı?

Bir ay kadar önce öğrendiğim bir dedikoduyu “fazla özel kaçabilir” kaygısıyla yazmak gelmemişti içimden. Ancak Habertürk yazarı Sevilay Yılman dün aynı konuda bir başka dedikodu yazınca ben de yazmaya karar verdim. Gerekçemi yazının sonunda yazacağım. Sevilay Yılman Erdoğan'ın Hürriyet Ankara temsilcisi Hande Fırat'ın nikâh törenine katılacağını ama son anda bundan vazgeçtiğini ileri sürerek “Hande Fırat'ın nikah şahitlerinden Recep Ercan Keskin'in FETÖ şüphelisi olduğunu” belirtiyor ve bu kişinin nikahtan bir süre sonra tutuklandığını yazıyor. Yılman'a göre Erdoğan bu kişinin tanıklığını öğrenince aynı karede yer almamak için son anda düğüne gelmekten vazgeçiyor. Benim bu konuda aldığım bilgi ise biraz farklı. Erdoğan nikaha geleceğini söylüyor. Hatta polisler “bomba bulan köpeklerle” gelip düğünün yapılacağı yerde güvenlik uygulaması bile yapıyor. Ama Erdoğan'ın bir şartı var. Fırat'ın imam nikahı da yapmasını istiyor. Fırat ve eşi bu konuda söz veriyorlar ama Erdoğan bunun daha sonra ve ayrı bir yerde değil resmi nikahla aynı anda yapılmasını istiyor. Fırat bunu kabul etmiyor, edemiyor. Erdoğan da gelmiyor. Sevilay Yılman yazısında Hande Fırat'a nasihatte bulunarak “Nikah şahidinin kim olduğunu iyi araştırmalıydın” diyor. Araştırsa ne olacak ki. O sırada o kişiyle ilgili bir arama kararı falan yok. Ayrıca zaten hangi AKP'linin elini sıksanız FETÖ'cü çıkmama ihtimali var ki? Bu nedenle “biraz insaf, Hande Fırat'ın da bile bile bir FETÖ'cüyü nikah şahidi yapacağını düşünmek mantıklı değil” diyerek duyduğum diğer dedikoduyu sizlerle paylaştım.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more