Sözcü Plus Giriş
ÇİĞDEM TOKER

Kuşatma

12 Aralık 2018

Tarımda kendine yetemeyen hale getirilmiş ülkemizde soğan fiyatlarındaki artışın depoya konulmuş soğanlardan; evet sadece bundan kaynaklandığına inanan, yüksek enflasyon ve bunun kaçınılmaz sonucu yoksullaşmanın yegane nedeninin, yurtdışı kaynaklı “spekülatif ataklar” olduğunu kabul eden, yüz binlerce ağacı katlederek inşa edildiği halde “iftihar vesilesi eserler” diye takdim edilen, köprü, yol, havalimanı gibi altyapı projelerinin fahiş finansmanı kullanmasak da bizlerin ödeyeceğini, bu ödemelerin çeyrek yüzyıl süreceğini, kendisi toprağın altına girse dahi çocuklarının bir avuç ihtiraslı müteahhide borçlu kalacağını hâlâ bilmeyen daha kötüsü bu bilgiler kendisine söylense de inanmayan yahut umursamayan devasa bir kitle var.
Bu kitleyi oluşturan yurttaşlar topluluğu, halkın malı olan kamu bankalarının talimat üzerine verdiği kredilerle el değiştirmiş Tv'lerde, sahte bir tarih masalını her hafta yeniden kurgulayan dizileri izliyor, mutlu oluyor.
Dünyanın yarısının bizi kıskandığından, kalan yarısının gıpta ettiğinden ise neredeyse emin.

★★★

AKP', nihayetinde bir “takım çantası” haline getirdiği sermayeye bürokratik zemini tepe tepe sunarak medya sahipliği ve gazeteciliği bir “çorak ülke” ye dönüştürdü çoktan.
Son derece sistematik bir politika ile satın alınıp tahrip edilmiş bu alanda, hizaya girmeyi reddedenlerin sesi de yargı organı araçsallatırılarak  susturulmaya çalışılıyor.
Ellerini iktidar heyeti önünde bağlamamış herkes, akıldışı ithamlarla itibarsızlaştırılıyor, yetmiyor; suçlu ilan ediliyor.
Sözcü Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz, sozcu.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çetin, Haber Koordinatörü Yücel Arı, yılların gazeteci yazarları Emin Çölaşan, Necati Doğru haklarında 15 yıla kadar ağır hapis cezası istemiyle açılan dava, gazeteciliği susturma girişimlerinde gelinen noktayı sergiliyor.
İddianameye geçen ithamlar öylesine akıl dışı ki genel söyleyişle “eşyanın tabiatına”, hukuk deyimiyle de “hayatın olağan akışına” aykırı.
Ne var ki hiçbir işleyişin “normal” olmadığı, kurumların ilkelerin erozyona uğradığı, hak aramanın, eleştirinin suç sayıldığı bir dönemde ‘hayatin olağan akışı'ndan söz etmek dahi abes görünüyor.
Yaşamları boyunca gazetecilikten başka bir uğraş içinde olmamış insanları FETÖ ile ilişkilendirmenin, zerre kadar inandırıcı olmayacağı bilinmiyor mu? Biliniyor olmalı…
Fakat iktidar gücüyle alabildiğine daraltılmasına ve bunca baskıya rağmen gerçekleri yazan, gazetecilikte kalmaya kararlı kişilere tahammül olmadığı da biliniyor.
Mesele bundan ibarettir.
Ve bu mesele depodaki soğanlarla büsbütün ilgisiz de değildir.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more