Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Görevimiz tehlike

22 Temmuz 2018 Yazarlar

Bizim televizyonlarda “Görevimiz Tehlike” adıyla gösterilen macera ve casusluk dizisinin özgün adı “Mission Impossible” yani “İmkânsız Görev” dir. Ancak film kahramanlarımız, mucizevî bir şekilde her zorluğun altından kalkıyor ve imkânsız görevi yerine getiriyorlar.

Şimdi böylesi bir görevi yeni hükümetimiz üstlenmiştir. Türk ekonomisinin, istikrarlı büyüme şosesine çıkması için öncelikle iki sorun çözülmelidir. Bunlardan biri, enflasyonu; diğeri cari açığı düşürmektir. Bu iki amaç kadar çözüm yolları birbirine zıt başka iki iktisadi hedef olamaz.

Bilindiği gibi ekonomimiz “devalüasyon-enflasyon” sarmalına paçayı kaptırmıştır. Bu yüzden enflasyonu frenlemek isteyen Merkez Bankası veya diğer iktisadi otoriteler “döviz fiyatları düşsün” isterler.

Diğer yandan döviz fiyatları düştükçe, hemen hemen her malın ithalatı, yurt içinde üretmekten ucuza gelmekte dolayısıyla “cari açık” büyümektedir. Cari açığı daraltmak isteyenler de (aptallar hariç) döviz fiyatlarının “reel olarak” yüksek olmasını ister.

YÜKSELT FAİZİ, DÜŞSÜN ENFLASYON

Zannedilmesin ki, bu dilemma (iki ucu boklu değnek) yeni bir oluşumdur ve yalnız Türk ekonomisine has bir illettir. Hayır!  Bu iktisadın evrensel bir sorunudur. Latin Amerikalılar, petrolsüz hatta bazı petrollü Orta Doğulular, gariban Afrikalılar, düne kadar Hindi-Çini ülkeleri ve eski Sovyet devletleri veya peykleri hep bu illetle savaşmıştır. Örnek olarak ABD ve benzeri ülkeleri gösteren bazı iktisatçılarımızın ısrarla savundukları “yükselt faizi-düşsün enflasyon” formülü bu açmazdan çıkmaya yetmez.

Yanılgı şudur: Yüksek faiz “tek para birimli” ülkelerde, “sermayenin maliyetini” artırır ve “düşük getirili” yatırım harcamalarının kısılmasına sebep olur. Toplam yatırım harcamaları azalınca, tüketim harcamaları da azalır. Azalan tüketim, sanayide kapasite fazlası yaratır. Toplam talep düşünce “fiyatlar” yükselemez, hatta düşer. Faizi yükselterek enflasyon düşürmenin bedeli, milli gelir artışının yavaşlaması, hatta düşmesidir. Bu ekonominin soğumasıdır.

Lakin bizim gibi “çift para birimli” ülkelerde “faiz yükseltme” ekonomiyi soğutmaya yaramaz. Sadece sıcak para çekmeye yarar. Döviz girişi “ekonomiyi ısıtır”; ulusal para birimini değerlendirip enflasyonu düşürür, günün sonunda devalüasyona yol açıp onu yükseltir.

2002'DEN SONRA EKONOMİ NASIL COŞTU

2003-2008 arasında TL'nin reel faizi %10 civarındaydı. Bu dönemde hem enflasyon düşmüş, hem de milli gelir hızlı büyümüştür. Teoriye aykırı gibi duran bu olayın sebebi, aynı dönemde Türkiye'nin işlevsel parası olan dövizin “miktarının artmış, fiyatının düşmüş” olmasıdır. İşte bu gerçek “gevşek para” budur.

Dövizle borçlanan yatırımcının finansman maliyeti TL cinsinden “eksi” olmuş, iç piyasaya satışlarında kâr patlaması yaşanmıştır. Yani iktisat teorisine ters bir şey yoktur.

Üstelik TL cinsinden nominal olarak artan Milli Gelir, dolara çevrilince ortaya inanılmaz bir büyüme oranı çıkmıştır. Bu da AKP'ye böbürlenme vesilesi olmuştur.

Bu olayların aynısı  “2001-2009” arasında Türkiye benzeri Latin Amerika ekonomilerinde de gerçekleşmiştir.

Döviz yağmurları dinip sular çekildikten sonra geriye temizlenmesi gereken bir çamur (dış borç stoku) kalmıştır.

Son söz: O, mucizeye izin vermez.

plusbanner2x YAZARIN TÜM YAZILARI