Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

O “Sarı Öküz” bendim!

Sevgili okurlarım, o meşhur öyküyü hepiniz bilirsiniz. Tombul etli bir öküz sürüsü günün birinde aslanların saldırısına uğrar. Arada büyük mücadele olur.
Ancak bu mücadelede sadece öküzler değil, aslanlar da yorgun düşer.
Günün birinde aralarında anlaşma yapılır. Aslanların bir tek isteği vardır:
“Şu sizin sarı öküzü bize verin, onu güzelce yiyelim. Sonra başka bir şey istemeyeceğimize söz veriyoruz.”
Öküzler kendi aralarında bu öneriyi tartışmaya başlar… “Madem bize bir daha saldırmayacaklarmış, o halde verelim gitsin bizim sarı öküzü…”
Sarı öküz verilir ama aslanların saldırısı durmaz. Her gün yeni bir öküzün daha kendilerine verilmesini isterler…

* * *

Öküz sürüsü şaşırmıştır:
“Sözlerine güvenip sarı öküzümüzü bile verdik ama durum değişmedi. Şimdi ne yapmalı!”
Durumu sürünün kıdemlisi olan yaşlı öküze sorarlar:
“Ne istedilerse yaptık ama aslanların istekleri bitmiyor. Sonunda hepimizi yiyecekler. Niye böyle oldu, biz bir hata mı yaptık?”
Sürünün başı olan gün görmüş öküz hiç duraksamadan yanıt verir:
“Siz bu mücadeleyi sarı öküzü verince kaybettiniz. Onu verip aslanları şımartmayacaktınız.”

* * *

Gazeteci arkadaşım Ümit Zileli'nin Korkusuz gazetesinde ilginç bir yazısı vardı. Başlığı “Sarı Öküzü Vermeyeceğidin Doğan Ağa!”
Ümit şöyle demiş:
“…Erdoğan her fırsatta Doğan Grubu'nu yerden yere vurmaktan hiç vazgeçmedi. Hürriyet'in manşetleri, haberleri ve yazarları sürekli hedefindeydi.
Özellikle Emin Çölaşan iktidarı çıldırtıyordu.
Aydın Doğan'ı ve Hürriyet'in genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök'ü de tabii!
Özkök, Çölaşan'dan hiç hazzetmiyordu zaten. Ancak en büyük rakip Sabah gazetesine gitmesin diye sabrediyordu.
Zamanı 2007 yılında geldi. Sabah gazetesi TMSF'nin kontrolüne geçmişti.
Çölaşan'ın ipinin çekilmesinin de vakti gelmişti…
Ve Emin Çölaşan kovuldu.
O tarih Hürriyet'in gerileme devrinden teslimiyet sürecine yol almasının da miladı oldu.
Hürriyet bir kere “Sarı Öküzü” vermiş, karşı taraf da bunu görmüştü.
Soner Yalçın Oda TV kumpasıyla Silivri'ye sokulduktan kısa süre sonra kovuldu.
Özdemir İnce, Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil, sırasıyla ilişiği kesilen yazarlar oldu.
Ancak Aydın Doğan ne yaparsa yapsın yetmiyordu artık. Uğur Dündar'ın da kellesi verildi, karşı taraf bana mısın demedi…
Elindeki medyayı tamamen satması fısıldanıyordu kulağına…”

* * *

Ümit Zileli'nin yazısı şöyle bitiyor:
“…Tam da Türkiye'nin en yaşamsal “Var olmak-yok olmak” bandındaki seçimi öncesinde Aydın Doğan hem kendisine, hem medyaya, hem de bu ülkenin aydınlık, yurtsever insanlarına ihanet etmiştir.
Etrafına ‘Artık dayanacak gücüm kalmadı' demiş!”
Yazık!.. Kendin ettin kendin buldun Aydın Ağa.
Sarı Öküzü vermeyeceğidin!”

* * *

Gazeteci arkadaşım Ümit Zileli'nin bu yazısının altına ben de imzamı atıyorum…
Ve bir kez daha yineliyorum:
“Aydın Doğan'ın sürüye teslim ettiği o “Sarı Öküz” bendim…
İnsan bundan gurur duyar mı!
Ben duyuyorum.
Daha sonra nicelerimiz aslanlara yem edildi. ”

* * *

Ancak görevinden Aydın Doğan tarafından şutlanan başka isimler de var.
İşte gazetenin Yazı İşleri Müdürü Tufan Türenç…
AKP iktidarını eleştiren sert yazılar yazardı. Günün birinde makama çağrıldı ve kendisine sözlü tebligat yapıldı:
“Üzerimizde Saray'ın baskısı çok fazla. Sen yazı işleri görevine devam et ama bundan sonra yazı yazmayacaksın.”
Korku dağları bürümüştü, kovmadılar ama Tufan'ın yazıları anında kesildi.

* * *

Mehmet Yılmaz da iktidarı iyi eleştirir, güzel yazılar kaleme alırdı. Günün birinde ona da aynı gerekçeyle tebligat yapıldı:
“Bundan sonra ana gazetede yazı yazmayacaksın. Eğer istersen hafta sonu eklerimizde suya sabuna dokunmayan bir şeyler yazarsın…”
Mehmet gerçi kovulmadı ama siyaset yazması engellendi.
Şimdi Hürriyet'in hafta sonu ekinde romantik aşk yazıları yazıyor, spor sayfasında boy gösteriyor.    

* * *

Cuma günkü yazımda belirtmiştim, Aydın Doğan başta Hürriyet olmak üzere sahibi olduğu gazetelerin künyesinden ismini sildirmeyi bile içine sindirdi.
Onun isminin yerine, yayın sahibi olarak künyeye “Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.” girdi.
Peki bu arada bizim anlı şanlı Ertuğrul Özkök'ün başına bir şey gelmedi mi!
Geldi!..
Yıllarca gazetenin genel yayın yönetmeni olarak görev yapan bu arkadaşın geçmişte attığı bazı manşetler iktidarın tepkisini çekmişti. Günün birinde onun da biletini kestiler.
“Yukarıdan gelen emir” doğrultusunda genel yayın yönetmenliği görevinden alındı.
Masasını hiçbir tepki gösteremeden terk etti, “That was a good life” (İyi bir hayattı) diye yazdı
Haklıydı!.. Zira gerçekten de, Aydın Doğan'ın olanakları ve parasıyla aşırı bir “Good life” yaşamıştı! Görevden alınmayı umursamadı bile. Dünyayı geziyor, aynı yaşam biçimini günümüzde de sürdürüyor.
Şimdi devam eden köşesinde suya sabuna dokunmayan sosyetik, romantik, magazin, aşk dedikoduları, yabancı şarkılar, bazıları belden aşağı konular yazıyor.
Yeni patron Erdoğan Demirören'in yerinde olsam ben Ertuğrul'u mutlaka yerinde bırakırım.
Uysaldır, ilkesizdir, kim güçlü ise onun karşısında esas duruşta bekler. Her devrin ve her patronun uyumlu ve sadık adamıdır.
Neyse işte, Sarı Öküz'den başlayıp buralara geldik!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more