Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Kafanız karışmasın

3 Ekim 2018

AKP iktidarı, McKinsey&Company adlı ABD'nin strateji-danışmanlık şirketiyle anlaşmasının meali şudur:
-“Kredi- borç verecekler ya da yatırım yapacaklar bizim iktidara güvenmiyor!
-“Biz de küresel piyasaların inanacağı bir ‘hakem' bulduk; tüm yaptıklarımızı onun gözetiminde yapacağız!
-“Keza onun yol göstericiliğine başvuracağız.
-“Bize olan güven sorununu McKinsey ile aşacağız!”
Bu aslında 16 yılın sonunda gelen itiraftır:
-“Biz beceremedik!”
-“Biz ülkeyi yönetemedik!”
-”Bize kimse güvenmiyor artık!”
2001 krizini anımsayınız:
-Hayat olağanüstü pahalanmıştı.
-Döviz olağanüstü artmıştı.
-İşsizlik rekor kırmıştı.
-İflaslar intiharlara sebep olmuştu.
Ve: Dünya Bankası'nın görevlendirdiği Kemal Derviş, IMF ile masaya oturdu, anlaştı. Sert ekonomik kararlar aldılar.
Bu zorlu yapısal reformların altına imza koyan DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümeti seçimde baraj altında kaldı.
İktidara gelen AKP, “Derviş-IMF kararlarını” ilk yıllarda harfiyen uyguladı. Sonra…
“Yoldan” çıkıp, “kayırma ekonomisi” bataklığına saplandı! Merkez Bankası gibi 2001'de özerkleştirilen kurumları pasifize etti. Keza demokrasiyi-hukuku rafa kaldırdı. Sonuçta:
-Yabancı sermaye kaçtı.
-Türkiye inşaat dışında üretemez oldu.
-İktidar kamunun varını yoğunu satıp tüketime harcadı.
Bugün… Sıcak paraya bağımlı Türkiye 2001 krizinin benzerini yaşadı/yaşıyor.
Diyebilirsiniz ki:
2001 krizi IMF ile “halledildi.”
2018 krizi IMF ile değil de niçin McKinsey ile “çözülmeye” çalışılıyor?
Farkı ne?
Yazayım:

Ne değişti?

IMF konusunda kafa karışıklığı var.
Ülkeler IMF'den neden kredi almak ister; kredi faizleri düşük olduğu için mi? Hayır. Ki zaten IMF kredi miktarı bilinenin aksine çok azdır.
Mesele sadece IMF'nin para vermesi değildir!
Asıl mesele şudur:
IMF'nin bir ülkeye kredi vermesi demek, küresel piyasaların o ülkeye kredi açması demektir! Amacı Erdoğan'la aynıdır; piyasa ekonomisine güvenin sürmesini sağlamak!
IMF, “yeşil ışık” yakan kurumdur; güvenilirlik ölçüsüdür!
Bu nedenle -Türkiye'nin de içinde olduğu- 189 üyesi var. 80'e yakın ülkenin IMF'ye yaklaşık 50-60 milyar dolar borcu bulunuyor. Türkiye, IMF ile 19 kez stand-by anlaşması yaptı.  Sonuncusu 4 Şubat 2005'te oldu: AKP hükümeti 6.6 milyar dolar aldı. IMF Raporu, bu paranın Türkiye'ye değil AKP'ye verildiğini açıkça yazdı: “Üç yıllık bir program… 2007 yılında yapılacak olan genel seçimler için bir çıpa sağlayacaktır.”
Peki…
AKP-IMF ilişkisi dün “kuzu sarması” iken, bugün AKP çevreleri IMF'yi neden “düşman” gösteriyor? Üstelik IMF'nin sermayesinde en büyük paya sahip ilk on ülke arasında Çin, Rusya, Brezilya, Hindistan gibi Türkiye'ye yakın ülkeler var! Keza… Çin'in oy oranı ve kota payı yüzde 3.8'den yüzde 6'ya yükseldi. Böylece Çin, yüzde 16.7 kota payına sahip ABD ve yüzde 6.2 kota payına sahip Japonya'nın ardından üçüncü sıraya yükseldi.
O halde…
Küresel finans sistemin iki oyuncusundan; para alınacak IMF ile değil de para verilecek McKinsey ile çalışmanın tercih sebebi ne?
Bu soru Türk ekonomisinin bugün neden kriz yaşadığını ortaya koyuyor…
Şöyle:

Yolsuzluk meselesi

Bu yılın nisan ayında IMF, 61 sayfalık “Politika Belgesi”ni açıkladı:
“1 Temmuz 2018 tarihi itibarıyla, bizimle masaya oturmak isteyen ülkeleri/üyelerimizi öncelikle yolsuzluk açısından denetleyeceğiz!”
Dediler ki:
-Artık önceliğimiz yolsuzlukla mücadeledir.
Yolsuzluk ekonomik büyümeyi baltalıyor.
-Yolsuzlukla elde edilen paralar, genellikle ülke dışında -çoğunlukla büyük başkentlerin- finans sektörlerinde saklanıyor. Vs.
IMF ne yapacağını (bu yılki Türkiye Raporu'nda belirttiği gibi)  açıkladı:
-Kamu giderleri azaltılacak.
-Mali yönetim ve bütçeyle ilgili tüm kuruluşların kalitesine bakılacak.
-Merkez Bankası vb. kuruluşlar tekrar özerkliğe kavuşturulacak.
-Finans sektörü/bankacılık sağlamlaştırılacak.
-Hukukun üstünlüğü sağlanacak. Vs.
Yani…
IMF ile masaya oturmak kolay değil:
-Öyle kamu gelirleriyle har vurup harman savuramazsınız.
-Öyle istediğinize ihale veremezsiniz.
IMF işi sıkı tutar. Her icraatınızı gözetler. Ana Sözleşmesi (madde 4) gereği her yaptığınızı dünyaya rapor eder.
IMF, McKinsey gibi sırdaşınız değil!
McKinsey aldığı paraya bakar! Danışmanlık yaptığı -yıllık cirosu 100 milyar doları aşan- dünya devi Enron Corporation'un batması umurunda bile olmadı! (Özellikle gençler, -maaşı sebebiyle- McKinsey'e “kutsal mabet” gibi bakıyor, çalışmaya can atıyor. Küresel şirketler imaj-algı yönetimini iyi yapıyor. Oysa. McKinsey'i 1994-2003 arasında yöneten Rajat Gupta'nın dolandırıcılıktan hapis yattığını kaç kişi bilir!)
McKinsey'in, “ahbap çavuş icraatı” açısından AKP iktidarına sıkıntı vermeyeceği ortada!
IMF ile masaya oturmak için “alışkanlıklarınızdan” vazgeçmek zorundasınız.  Fark budur…

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more