Reklamsız Sözcü
MESUT PARLAK

NEVA ÇİFTÇİOĞLU

2 Ocak 2019

Değerli Okurlar, son birkaç yazımda sizlerle, yaşamdan ilginç kesitler paylaşıyorum. Belki diyeceksiniz ki hoca yazacak şey bulamıyor. Bilakis yazacak o kadar çok şey var ki, yazmaya kalkışsam kafamı kağıt kalemden kaldıramam. Değerli Okurlar, hepimiz her şeyin farkındayız. Zaten diğer köşe yazarları her şeyi o kadar güzel dile getiriyorlar ki, ben de bize, insanımıza umut verecek anektodları paylaşmayı tercih ediyorum. Haliyle son zamanlarda böyle anektodlar da önüme daha bir çıkar oldu. Sağolsun dostlarım, okuyucularım böyle güzel kesitleri benimle paylaşmayı arttırdılar.

Geçen gün bir Türk Bilim Kadınına ait bir yazı ulaştı elime. Okudum, üzüldüm. Sonra bu değerli Türk Kadını'nın şimdilerde ne yaptığını merak ettim. Google amcaya sordum. İnanın kendisine dair, kendi web sayfası hariç o kadar az bilgi bulabildim ki, bir kez daha üzüldüm. En son Altınbaş Üniversitesi'nin, Dünya Kadınlar Günü'nde kendisine verdiği ödülden dolayı paylaştığı videoyu buldum. Şu an da Amerika Houston'da yaşayan, vatan sevgisi ve hasretiyle konuşurken gözleri dolan Sayın Neva Çiftçioğlu'nun sadece hakettiği değeri göremediği Türkiye'de değil, Finlandiya ve Amerika'da da kadın olmasından ötürü “AZINLIK” sayılmasından dolayı yaşadığı zorlukları dinledim. Umarım sizler de o videoyu bulur ve izlersiniz. Ulu Önder Atatürk tarafından, Avrupa'dan önce Türk Kadını'na  1930'larda verilen seçme ve seçilme hakkının günümüzde geldiği noktadan, hep vurguladığım GENÇ CUMHURİYET dönemine nasıl döndürülebileceğine dair farkındalıklı sözlerine kulak verin isterim. Şimdi sizleri, Neva Çiftçioğlu'nun kariyer yaşamından kısacık bir kesitle baş başa bırakıyorum.

“Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu gerçek bir Türk hanımefendisi. Finlandiya'da doçentlik ünvanını alan ilk yabancı. Kendisi kireçlenmenin müsebbibi olan ve nanobakteri adı verilen mikrobu bulmuş. Bu buluşu nedeniyle dünyanın her yerinden davetler, ödüller almış. 2,5 yıldan beri NASA'da (Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi) çalışan ilk Türk Bilim Kadını. Önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti yüzlerce milyon dolar değerinde önemli bir buluşu açıklanacakmış. Buraya kadar çok güzel. Ama Türkiye onu tanımıyor, Türk yetkililerden aldığı tek bir tebrik bile olmamış. Bilim dünyasında ona “Türklüğünden vazgeç, daha çok parla” diye akıl verenlere o inatla “asla” demeye devam ediyor.

Türk olması büyük sorun olmuş. Finlandiya'da Türk olduğu hiç anılmamış. Vatandaşlık başvurusu bile yapmamış ama, onu hep Finli gibi tanıtmışlar dünyaya. Mesela NASA'ya gittiğinde, “NASA'ya giren ilk Finli” diye başlık atmış bir gazete. 1996 da başarılı bilim insanlarının bulunduğu bir törene çağrılmış ; bu törende Türk bayrağının altına gittiğinde onu oradan alıp Finlandiya bayrağının altına almışlar. Çok ağırına gitmiş bu…

1996 yılında Finlandiya Hükûmeti onu buluşunu bilim dünyasına açıklamak üzere ABD'ye göndermiş. New York'ta bulunan dünyanın dört büyük laboratuarından biri olan Cold Spring Harbor Laboratories'e gitmiş. Meğerse Amerikalılar da o dönemde aynı bakteriyi Mars gezegeninde bulmuşlar. Bunun üzerine birlikte Astrobiyoloji Enstitüsü'nü kurmuşlar. Bulduğu bakteriyle ilgili olarak ABD'de kurulan büyük bir firmanın da sahiplerinden biriymiş. Firmanın CEO'su “senin Türk olmandan yoruldum” diyerek kendisine ABD vatandaşlığına geçmesini önermiş. Yanıtı kısa ve öz : ASLA ! Ve ekliyor : Ben milliyetçi olduğumu bilmezdim, ama dışarıda kalınca insan ülkesinde kızdığı şeyleri bile özler hale geliyor… Şaşırıyorlar Amerikalılar. Sana hiç kimse sahip çıkmıyor, sen neden Türk olmakta ısrar ediyorsun ? diye soruyorlar kendisine.
Ankara Tıp Fakültesi'nde asistan iken doktorasını bitirmek üzereymiş. Astım hastalığı hakkında bir tez hazırlamış hocalarına sunmuş. Bölüm başkanı olan hocası tezi herkesin gözü önünde çöpe atmış. O çöpe atılan tezi birkaç yıl sonra tıp dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden birinde yayınlanmış. Ankara ona doçentliğini vermediği için Finlandiya'da Doçentlik ünvanı alan ilk yabancı olmuş.

Finlandiya'da bakteri çalışmaları yaparken Bilkent Üniversitesi Rektörü ve Genetik Bölümüne başvurarak “gelin bunu birlikte yapalım, patenti Türkiye'ye ait olsun” önerisini yapmış. Gelen yazılı yanıtta “siz galiba iş arıyorsunuz” deyip kabul etmemişler. Hacettepe Tıp Fakültesi de “bu bizi aşar” demiş. Hasrete dayanamayıp Türkiye'ye dönmüş ve Başkent Üniversitesi'nde çalışmaya başlamış. Kendisine mikrobiyoloji kliniğinde 9 ay boyunca dışkı tahlili yaptırmışlar. Sonunda Finlandiya'da ki profesörü “sen orada ziyan oluyorsun” diyerek isyan etmiş ve Türkiye'ye onu almaya gelmiş.
”Bana yurt dışında Everest'in tepesine bayrak diken kadın gözüyle bakıyorlar, ama bugüne kadar hiçbir Türk yetkilisinden tebrik almadım. Sadece bir kişi, nasıl oldu bilmiyorum, İskandinav Tıp Ödülünü kazandığım zaman, Ziraat Bankası eski Genel Müdürü bir tebrik kartı gönderdi, halâ saklarım.” diyor bu değerli Türk Bilim Kadını…”

SON SÖZ: “BİZİM TOPLUMUMUZ İÇİN İLİM VE FEN LAZIM İSE; BUNLARI AYNI DERECEDE HEM ERKEK HEM DE KADINLARIMIZIN İKTİSAP ETMESİ LAZIMDIR.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more