Sözcü Plus Giriş
AYTUNÇ ERKİN

Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ, CAATSA’yı böyle değerlendirdi: Hasım tanımı kabul edilemez, kınama ile geçiştirilemez! (1)

18 Aralık 2020

Başbuğ, başlıktaki gibi dedi ve şu tespiti yaptı: “Bu vahim bir durumdur. CAATSA, özellikle siyasi anlamda 30 Aralık 1974'te ABD'nin Türkiye'ye karşı uyguladığı silah ambargosundan daha ağırdır”

ABD Başkanı Trump'ın giderayak onayladığı S-400 yaptırımları ile Türkiye-ABD ilişkileri yeni bir kriz ve gerginlik dönemine girdi. Trump, S-400'lerin Türkiye'ye teslimatının başladığı Temmuz 2019'dan beri ABD Kongresi'nin Türkiye'ye yaptırımlar uygulamasına karşı direnmişti. Ama en sonunda yaptırımların uygulanmasına karar verdi. Trump'ın aldığı bu kararda Dışişleri Bakanı Pompeo'nun çok etkili olduğu da bir gerçek. Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, “Bugün itibarıyla asıl önemli olan nokta; ilk defa ABD'nin bir NATO müttefiki ülkeye ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası'nı uygulamaya geçirmiş olmasıdır. Hasım tanımlaması ülkemiz için kabul edilemez bir durumdur” dedi. Başbuğ sorularımı şöyle yanıtladı:

‘TRUMP ÇARK ETTİ VE…' 

Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD Kongresi'nin kabul ettiği bir yasa var. Bu yasanın ismi, “ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası” yani CAATSA. Aslında yasanın temel amacı Rusya'nın özellikle Avrupa ve diğer ülkeler üzerindeki etkisinin kırılması ve Rusya'dan savunma sanayi ürünü satın almak niyetinde olan ülkeler üzerinde caydırıcı etkiler sağlamak. Bu yasa kapsamında kara listeye alınan Rus firmaları var. Bu firmalardan alışveriş yapan ülkelere de CAATSA yaptırımları uygulanıyor. Yasada 12 yaptırım var. Bu konu tamamen başkanın yetkisinde. Yasayı ihlal eden ülkelere başkanın en az beş tedbiri zorunlu olarak uygulamaya sokması gerekiyor. Ancak yasa yine başkanın bu uygulamaları ileri bir tarihe bırakmasına da olanak tanıyor. Trump bu maddeyi kullandı. Gerekçe olarak da Trump, Türkiye'ye CAATSA uygulamalarına başlamak için S-400'lerin tedarik edilmiş olması şartını yumuşatarak, uygulamalar için S-400'lerin “aktive” edilmesini şart olarak kabul etmeyi benimsemişti. Ancak, bu görüşünden çark ederek CAATSA uygulamalarını onayladı. Kongre'de yaptırım uygulamasının da büyük oy farkıyla kabul edilmesi, Trump'ı bu kararı almaya zorladı.

‘ASIL ÖNEMLİ OLAN NOKTA'

ABD, CAATSA uygulamalarını daha önce başka bir ülkeye uyguladı mı?

Çin'in Rusya'dan S-400 ile ilgili bazı sistemler ile savaş uçakları almasının arkasından, yani sekiz ay sonra, ABD Eylül 2018'de Çin'e karşı CAATSA uygulamalarını gerçekleştirdiğini biliyoruz. Ayrıca, Rusya, İran ve Kuzey Kore'ye de bazı benzer uygulamaların yapıldığı bilinmektedir. Bugün itibarıyla asıl önemli olan nokta; ilk defa ABD'nin bir NATO müttefiki ülkeye CAATSA uygulamaya geçirmiş olmasıdır. Hasım tanımlaması ülkemiz için kabul edilemez bir durumdur. Bu vahim bir durumdur. CAATSA kapsamında uygulanan tedbirlerin ağır olup olmaması ayrı bir konudur. O konu ayrıca değerlendirilebilir. CAATSA uygulamalarıyla ABD, neredeyse Türkiye'yi bir “hasım” durumuna soktuğunun farkında mıdır? Kınama ile geçiştirilecek bir durum değildir. Bu açıdan, CAATSA uygulamaları, özellikle siyasi anlamda, 30 Aralık 1974'te ABD'nin Türkiye'ye karşı uyguladığı “silah ambargosu”ndan daha ağırdır. Türkiye-ABD ilişkileri üzerinde ciddi olumsuzluklara neden olabilir.

– S-400 mü Patriot mu?

“S-400'ler; irtifa, radarlarının kaplama sahası ve füzelerinin menzili açısından Patriot sisteminden üstündür. Sistemin en büyük özelliği, her sistemin S-400 bataryası içinde müstakil olarak da kullanılabilmesi olanağına sahip olmasıdır.”

‘Bağımsız bir ülkeyiz ve bu hükümranlık hakkımızdır'

S-400'lerin Rusya'dan alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

S-400, Yüksek İrtifa Uzun Menzilli Bölge Hava Savunma Sistemi'dir. Stratejik öneme sahip bir sistemidir. İsminden de anlaşılacağı gibi bir bölge hava savunma sistemidir. S-400'lerin Rusya'dan tedarik edilmesi olayına iki farklı boyuttan bakılmalıdır. Bu boyutlar; Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçları, yani askeri ihtiyaçları ile S-400'lerin alınmasının yaratacağı siyasi sorunlardır.

Konuya; Türkiye'nin güvenlik boyutundan, askeri açıdan bakarak yaptığım bir değerlendirmeyi 4 Temmuz 2019 günü bir televizyon programında açıklamıştım: Askeri güvenlik açısından, Türkiye'nin kesinlikle Yüksek İrtifa Uzun Menzilli Bölge Hava Savunma Sistemi'ne ihtiyacı var. Bu sistem olmadan, Türkiye kendi egemenliğinde olan hava sahasını, balistik füzeler ve uçaklara karşı kontrol edemez, hakimiyet sağlayamaz. Bu ülkemiz için bir hükümranlık hakkıdır.

Emekli Org. İlker Başbuğ, Aytunç Erkin'in sorularını yanıtladı

 ‘KARAR İKTİDARA AİT'

Bu cümle önemli… Hükümranlık! Biraz daha açar mısınız?

S-400'lerin tedarikinin yaratacağı siyasal sorunlara gelince, ilk önce ifade edilecek nokta şudur: Türkiye, bağımsız bir ülkedir, istediği savunma sistemini alabilir. Bu karar da, siyasi iktidara aittir. Siyasi iktidar bu kararı alırken, elbette bu kararın yaratacağı “siyasal” ve “ekonomik” sorunları, değerlendirmiş olması gerekir.

“PATRİOT VERİLMEDİ”

NATO boyutu için ne diyorsunuz?

Türkiye bu hava savunma sistemini önce Çin'den tedarik etmeyi düşünmüş ancak, daha sonra bu alternatiften vazgeçmiş, Patriot sistemi teknolojisinin Türkiye'ye verilmemesini de dikkate alarak, tedarik de ibre S-400'lere döndürülmüştür. Türkiye, S-400'lerin alımına 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi sonrasında karar vermiş ve Türkiye ile Rusya arasında bu konuda yapılan anlaşma 25 Temmuz 2017'de açıklanmıştır. Sorunun NATO boyutuna gelince, Türkiye'nin S-400'leri NATO'nun Füze Kalkanı, Bölgesel Hava Savunma Sistemi, NATO Erken Uyarı ve Bilgi Sistemlerine entegre ederek kullanabilmesi mümkün değildir. Bu durumda S-400'ler için, ayrı milli olarak erken ihbar ve ikaz sistemi ve komuta kontrol sistemlerinin kurulması gerekir ki, Türkiye zor da olsa bunu yapabilir. Teknik koordinasyon toplantılarının yapılması gerekli olabilir.

PROF. ELİF DAĞLI'DAN ÇARPICI UYARI: ENDÜSTRİYEL TRANS YAĞLAR HEMEN YASAKLANMALIDIR

Prof. Dr. Elif Dağlı.

Tarım Bakanlığı'nın ürünlerde yer alan ‘Trans yağ' ifadesini etiketlerden kaldırmaya yönelik düzenlemesi önemli.

Açalım…

Yeni düzenlemeye geçilmesine günler kala, “Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” taslağı konuşulmaya başlandı. Taslağa göre gıda etiketlerinde artık trans yağ miktarı yer almayacak.

Nedir bu trans yağlar?

Trans yağların iki türü var.

Birisi hayvan yağlarının içerisinde bulunan doğal trans yağlar. İkincisi de… Kapitalizm,  zaman içerisinde bu yağları taklit ederek normal yağları hidrojenize ettikten sonra kullanıma açtı. Çünkü ucuz, uzun dayanıyor ve yağı dış ortamda tutabiliyorsunuz…

Bu konuda, Sağlığa Evet Derneği ve Türk  Kardiyoloji Derneği uzun zamandır çalışma yapıyor, halkı bilgilendiriyor! Sağlığa Evet Derneği Başkanı da Çocuk Göğüs Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Elif Dağlı. Tarım Bakanlığı'na daha önce önerilerini sunan dernek adına açıklama yapan Prof. Dağlı, “Burada dikkat edilmesi gereken husus, etiketlerden trans yağ miktarının çıkartılmış olması değildir, ‘endüstriyel trans yağların' etiketlerden çıkartılmış olmasıdır” dedi ve şu bilgileri verdi: “Endüstriyel olarak üretilen trans yağlar, margarin gibi sertleştirilmiş bitkisel yağlarda bulunuyor ve genellikle atıştırmalık yiyeceklerde, fırınlanmış yiyeceklerde ve kızartılmış yiyeceklerde karşımıza çıkıyor. Özellikle pastacı kremaları, milföy hamurları, poğaça ve baklava gibi ürünlerde endüstriyel trans yağ kullanılıyor.”

Trans yağ öldürür!

Endüstriyel trans yağın zararları bildiğimizden daha fazla.

Hatta… Dünya Sağlık Örgütü, 2023 yılına kadar gıda tedarik zincirinden endüstriyel trans yağların kaldırılması kararını almıştı. Elif Dağlı şu bilgileri verdi: “… Hemen hemen tüm ülkeler endüstriyel trans yağın insanı öldüren, sağlıklı beslenme açısından gereksiz, toksik bir kimyasal madde olduğunun farkına vararak gıda kodekslerinde yeni düzenlemeler gerçekleştirdiler, gerçekleştiriyorlar. Aslında bu farkındalık trans yağların hayatımıza girdiği 20. yüzyıldan beri mevcut. Sağlıklı alternatiflerle değiştirilmesi son derece kolay olan endüstriyel trans yağların tüm gıda tedarik zincirinden kaldırılmasındaki yani yasaklanmasındaki gecikme ise tamamen endüstrinin kollandığına işaret ediyor.”

Prof. Dağlı'nın verdiği şu bilginin altını çizelim:

“… Danimarka gibi bazı AB ülkeleri ile Kanada ve Amerika gibi ülkelerde endüstriyel trans yağlar 2023 yılı beklenmeden tümden yasaklandı.”

Suda arsenik gibi…

Peki… Etiketlerden ‘endüstriyel trans yağların' çıkartılmış olması neden önemli? Yanıtını Dağlı Hoca verdi: “… Aynı üründen birden fazla tüketilmesi veya kısıtlı trans yağ içeren farklı ürünlerin aynı zamanda tüketilmesi nedeniyle… Alınacak toplam trans yağ miktarını önerilen günlük limit üzerine çıkaracağından, tüketicinin etiketlerde endüstriyel trans yağ miktarını da görmesi açısından önemli.

İnsan sağlığı odaklı politika gereği endüstriyel trans yağların yasaklanması tek çözümdür.”

Elif Dağlı önceki gün RS FM'de soruları yanıtladı ve şu cümleleri kurdu:

“…Araştırmalar özellikle kalp sağlığı açısından son derece zararlı olduğunu ortaya koydu. Kan sağlayan yapılar bozulduğu için organlar yeterince kanlanamıyor. Damarı etkilediği için insan vücudunda bütün organları olumsuz etkiliyor. Bildiğimiz zehir… Suda arsenik bulmak gibi bir şeydir. Bizim halk sağlığı savunucuları olarak istediğimiz sanayide üretimini tamamen durdurmaktır.”