Sözcü Plus Giriş
RAHMİ TURAN

Her gün ayrı bir barbarlık!

25 Temmuz 2020

“Türkiye'de kadının adı yok” diyenler haklı çıkıyor.

Kadına yönelik şiddet ve cinayetlerde ürkütücü bir artış var.

Her bölgede, her kesimde bu böyle…

Ülkeyi yöneten iktidar partisi, kadına şiddeti önlemeyi amaçlayan “İstanbul Sözleşmesi”nden neden çark etti? Neden sözleşmeyi iptal etmek için bahaneler aranıyor?

Kadına vahşet Türkiye'nin yüz karasıdır ve toplumumuzun utancıdır.

2020 yılında cinayete kurban giden kadınların sayısı kabardıkça kabardı. İlk 3 ayda 80 dolayında kadın öldürülmüştü. Vahşet son dört ayda da hız kesmedi…

Mart ayında 21 kadın öldürüldü.

Nisan ayında 20 kadın cinayete kurban gitti.

Mayıs ayında 21 kadın vahşetin kurbanı oldu.

Haziran ayında 27 kadın hunharca öldürüldü.

Son 4 ayda şüpheli bir şekilde ölü bulunan kadınların sayısı ise 61…

Temmuz ayında öldürülen kadınların sayısının daha fazla olacağı kesin…

★★★

Türkiye gibi büyük bir devlet nasıl oluyor da kadın vatandaşlarını barbarlardan koruyamıyor?

Bu hazin durum tamamen bir zihniyet meselesinin sonucudur ve ülkemizi yönetenlerin kadına verdikleri değerin (!) göstergesidir.

Türkiye'nin her köşesinde ve toplumun her kesiminde, eğitimli eğitimsiz, ünlü veya ünsüz kişiler tarafından kadına şiddet uygulanıyor.

Ünlü bir aktörün, karısını döverek perişan etmesinden sonra, eski bir başbakanın oğlunun da karısını kaburgaları kırılıncaya kadar dövmesi, sosyal düzeyi yüksek, varlıklı erkeklerinde de aşağılık vahşete katıldığını gösteriyor!

★★★

Kadına yönelik şiddetin önlenmesini amaçlayan, hukuki bağlayıcılığı olan ilk uluslararası belge niteliğindeki Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nde Türkiye öncülük yapmış ve sözleşmeyi imzalayan ilk ülke olmuştu.

2011 yılında İstanbul'da yapılan Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılan, “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi” 2014 yılında yürürlüğe girdi.

Peki, ne oldu da aynı AKP, 6 yıl sonra bu sözleşmeden vazgeçmek istiyor?

Kadınları ikinci sınıf insan sayan dinci grupların baskısı mı iktidarı etkiliyor? “Gerektiğinde kadınlar dövülebilir, hatta öldürülebilir” diye mi düşünüyorlar? Anlamak mümkün değil!

İktidarın, kadına şiddeti önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi'nden geri adım atması, şiddeti onaylayıp meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramayacak!

Yalnız kadınlarımıza değil Türkiye'ye de yazık oluyor!

Kollara takılan maskeler!

Koronavirüs belâsı bitecek gibi değil fakat…

Toplum virüsü kanıksadı gibi…

Tüm uyarılara rağmen, maske takanların sayısının azaldığı görülüyor… Hele gençler, hiç aldırmıyorlar!

Bilim Kurulu'nun uyarıları havada kaldı…

Sağlık Bakanı da, Bilim Kurulu da, sadece 65 yaş üstü vatandaşlara eziyet etmeye devam ediyor. Oysa tedbirleri en sıkı uygulayanlar, ileri yaşlardaki vatandaşlar… Bebekler dahil herkese serbest olan, onlara yasak! Dünyada Türkiye'den başka hiçbir ülkede bu yok!

65 yaş üsttü yurttaşlardan çok şikâyet geliyor. Onlara “Bu iktidar istatistik rakamlarını düşük göstermeye çalıştığı için sizi düşünmüyor, eziyet ediyor. Siz de elinizdeki kozu kullanıp, cevabınızı oy sandığında verirsiniz. Başka yapacak bir şey yok” diyorum.

Yaşlılar kurallara saygılı ama diğer gruplara bakıyorsunuz, maskeleri ellerine ve kollarına takıp öyle dolaşıyorlar. Bazıları da maskeyi, ağzını ve burnunu açıkta bırakacak şekilde, çene altında tutuyor, mazeret olarak da “Bu sıcakta maskeyle nefes alamıyoruz” diyorlar.

Maske takmak tabii ki zor ama takmak da şart. Koronavirüsün şakası yok çünkü!

GÜNÜN SÖZÜ

Kendisinin efendisi olmayan hiçbir insan özgür değildir!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more