Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Globalleşen liberal toplumda, iş dünyasına sert bir eleştiri: Vera
Globalleşen liberal toplumda, iş dünyasına sert bir eleştiri: Vera
Ünlü bir casting ajansının yöneticisi olan Vera'nın yükselişini ve düşüşünü anlatan bu oyun, kapitalist sistemin iş hayatımızı, ilişkilerimizi, aile ve özelimizi nasıl da acımasızca ele geçirdiğini yansıtıyor.
Tilda TEZMAN
Kültür Sanat 11 Nisan 2018 - 12:34

Kötülük ve hiciv yan yana, şöhretin en üst basamaklarına tırmanmış bir casting ajansının yöneticisinin cehennemin en karanlık yerine düşüşünü anlatan, aktüel ve orijinal bir komedi. Herkesin önünde eğildiği, burnundan kıl aldırmayan, medyanın gözbebeği, şöhret sarhoşu bu başarılı iş kadınının elinden bir anda kayıp giden servet, iktidar, şan şöhret, sosyal sınıf… Trajik bir karakter, edepsiz ve iyiliğe inanmayan Vera, bu sistemde tutunabilmenin acımasız kurallarını öğrenmiş. Bireyleri yok eden neoliberalizmin utanç verici değerleriyle donanmış. O casting ajansının hayasız, çıkarcı, duygusuz patroniçesi…

Yırtık ve şimşek gibi hızlı, parlak, beklentilerin ötesinde becerikli ve çalışkan bir kadın.

Ama Vera iki saat zarfında, sahnede, en üst basamaktan, yani zirveden, korkunç acıklı ve utanç verici bir şekilde en alt basamağa enerjisinden bir nebze ödün vermeden düşüyor. Renkli stilettoları, bordo kalem etekliği, mor saten gömleği, yapılı sarı saçlarıyla bomba gibi bir yönetici. Emrinde çalışanları olsun, babasını ya da erkek kardeşini ya da kocasını aynı bilgelikle parmağında oynatıyor, istediği gibi şekillendiriyor ve yönetiyor.

vera3
Yükselme hırsıyla gözü dönmüş bu kadın, etrafında olup bitenlere kayıtsız, kimseyi umursamıyor, düşeni, zorda olanı, hastayı işe yaramadığına kanaat getirdiği anda, gözünü kırpmadan silip yok ediyor, üstüne basıp yürüyor; insani kavramları yok olmuş, duyguları körelmiş… Ölüm karşısında bile kılı kıpırdamıyor, o anda bile kafası işinde, kulağında telefon direktifler verip, randevularını ayarlıyor. Ama sonrasında işler tepetaklak oluyor. O güne kadar başkalarına yaptıkları aynen tek tek başına geliyor. Tam bir saniyede, ayakta, kapı eşiğinde işine son veriliyor ve dışarı atılıyor. Direnmeye, sebebini anlamaya, bir dakikacık konuşmaya çabalarken, kendini asansöre itilmiş aşağı inerken buluyor. Bu düşüşün daha başlangıcı… Bu baş döndürücü düşüş nereye varacak?

Çek Cumhuriyetinde yaşayan ve Prague’ın en büyük cast ajansının yöneticisi Vera, paraya para katıp daha fazla zenginlemek için liberal sistemi sonuna kadar zorlar. Vera’nın ütopik hayallere doğru histerik koşusu ve çalışanlarına gadddarca davranışları insanın kanını donduruyor. İlk sahnede Vera asansörle iner, kapı bir morgda açılır. Üstü beyaz bir çarşafla örtülmüş, yalnızca ayaklarını gördüğümüz cansız bir beden sedyede yatmaktadır. Polis, Vera’dan maktulün eşkalini teşhis etmesini ister. Vera, umursamaz ve duygusuz tavırlarıyla cep telefonunda konuşmakta, sağa sola emirler yağdırmakta..bir anda maktulün üzerindeki örtüyü kaldırır ve ajansında çalışmış bir manken olduğunu soğuk bir şekilde onaylar ve aynı hızla asansöre binip gider. Bu dinamik iş kadını, çok önemli bir İngiliz şirketi olan Global Casting ile birleşir. Kendinden bile daha hırslı olan bu İngiliz şirketi yöneticileri tarafından bir lokmada yutulup yok edilir. Ruhunu yitirmiş bir toplumda, arsızca ve gaddarca para kazanan ve daha çok büyüme hırsıyla yatıp kalkan Vera , maalesef kovulduktan sonra acınası bir hale gelir. Düşüş başlar ve Vera yalnızlıktan yalnızlığa düşer: Hem profesyonel hem ailevi hem de özel… Çaldığı bütün kapılar yüzüne kapanır. Getirdiği iş tekliflerinin her biri reddedilir, geçmişte yapmış olduğu gaddarlıklar yüzünden aile de ona sırtını döner. İhmal ettiği, beğenmediği, aşağıladığı kocası da onu istemez. İzbe bir kafede tuvalet temizlikçisi olur; inşaatlarda yatıp kalkar, sarhoş olur, yerlere kusar ve tuvalet bulamadığı için asansöre işer.

Bu komedi, aynı film karelerinde olduğu gibi kesilmiş, sahnelerin akışında film ritmi yakalanmış. Sahneler baş döndürücü bir hızla değişirken, panolar hareket ediyor. Ekranlar ve örtüler uçuşuyor ve yeni sahneler ortaya çıkıyor: Bir fotoğraf stüdyosu – melankolik bir plaj – son moda bir diskotek – bir güvercinlik. Başlangıçta oyun, sinemayı çağrıştırıyor, jeneriği ve Hitchcockvari müziğiyle… Ama oyunun finalinde tiyatronun özsel becerisine takım oyununa geçiliyor. Tiyatroya uyarlanmış sinematografik bu montaj sayesinde paralel seyreden ve sonunda birbiriyle kesişen bir kaç hikayeyi aynı anda izleme fırsatı doğuyor.

1967 doğumlu Çek senarist ve dramaturg Petr Zelenka’ nın bu piyesini Pierre Notte Fransızcaya uyarladı. Elise Vigier ve Marcial di Fonzo Bo sahneye koydu.

vera
Arjantin doğumlu Marcial di Fonzo Bo, bana göre, çağdaş tiyatronun en önemli figürlerinden biri. 1987 yılında Fransa’ya yerleşen ve ünlü Lucioles Tiyatrosu’nu kuran bu aktör ve dramaturg Copi, Rodrigo Garcia, Raphael Spregelburd ve Philippe Minyana gibi çağdaş yazarlarla çalışır. Copi’nin bir çok eserini Elise Vigier ile sahneye koyar özellikle Avignon Tiyatro Festivalinde seyrettiğim La Tour De La Defense (Savunma Kulesi) oyunuyla zirve yapar. Sinemada başarılarını sürdürür.

Elise Vigier ve Marcial di Fonzo Bo bütün sahneleme tekniklerini kullanmışlar: Video, şarkı, belgesel arşivler, film müzikleri, mükemmel ışık sistemi ve dekorlar… Ve sahnenin ortasında bir asansör… İnen, çıkan, kapısı açılan ve kapanan bu asansör kulis ve geçiş işlevi görüyor, çok modern ve akıllı bir mekanizma. Bu kandırmaca ile bir saniyede ambiyans değişebiliyor. Asansör yükselişin ve düşüşün metaforu.

Kendi kuşağının en başarılı ve donanımlı artistlerinden biri olan Karine Viard, Vera rolünde döktürüyor. Bu rol adeta üstüne dikilmiş gibi. Bir tek Vera karakterini canlandıran Karine Viard iki saat boyunca sahneden bir an bile inmiyor ve mükemmel bir kadın portresi çiziyor. Diğer beş oyuncu tam on iki farklı karakter canlandırıyorlar ve performanslarıyla mest ediyorlar. Bunların arasında Helena Noguerra’yı tanıyabilmek imkansız… Bu esmer çekici kadın farklı rollerde döktürüyor: Egoist ve burjuva, bir avukat, kemoterapi görmüş dazlak, kanser hastalığını para karşılığı reklam aracı olarak kullanan eski bir model, anglasakson hesap uzmanı ve moda canavarı. Yalnızca değişik karakterlere bürünmüyor aynı zamanda şarkı söylüyor ve dans ediyor.

Küçük Vera, komünist Çek Cumhuriyeti’nde büyük bir öfkeyle büyümekte. Araştırmacı olan babası, sıradan hayatını kanıksamış şikayet etmiyor. Ama memleketin üstünde liberalizmin rüzgarları esmeye başlar başlamaz, Vera bu rüzgarı içine içine çeker ve kapitalizmin yeni dinine kendini coşkuyla adar; İoulia Tymochenko havasında taradığı sarı örgülü topuzu, çok yüksek topuklarıyla bu kadın çok zengin olur. Duygusallıkla vakit kaybedecek türden bir kadın değildir. Babasının son günlerini tam bir iş kadını disipliniyle organize eder; belden aşağısı felçli olan kocası için gerekli tıbbi bakımıyla bir profesyonel gibi ilgilenir ve kovduğu için intihar eden elemanlarının cesetlerini morgda teşhis eder. Vera kocaman bir balık olur. Ama ondan daha korkutucu köpek balıkları onu yutar. Arşivler sayesinde, videoda Vera’nın çocukluğunun, doğum günlerinin, yaz tatillerinin filmlerini görürüz.

Bu oyunda yalnızca doyumsuz bir yöneticinin iktidardan düşüşü anlatılmıyor, aynı zamanda Çek Cumhuriyeti’nin komünizmden kapitalist rejime dönerken inançsız, kanunsuz bir liberal ekonomiye geçişi de vurgulanıyor.

Trajikomik bir oyun. Sitcom tadında, gerçekle fantastik arasında tuhaf ve zalim bir komedi.

Theatre de Paris Tiyatrosu’nda iki saat süren ve seyirciyi nefessiz bırakan bu oyun Mayıs sonuna kadar devam etmekte.

vera4