Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
İlhan Şahin: “Yeni neslin en büyük şansı da teknoloji, en büyük şanssızlığı da…”
İlhan Şahin: “Yeni neslin en büyük şansı da teknoloji, en büyük şanssızlığı da…”
“Sadece tablet ve telefona yasak getirilmesine değil, her türlü yasağa karşıyım” diyen Açı Okulları'nın sahibi İlhan Şahin'e göre teknoloji, yeni neslin hem en büyük şansı hem de en büyük şanssızlığı.
Yaşam 4 Ekim 2018 - 08:11

Klasik bir soruyla başlayalım… Bir eğitimci olarak ülkemizdeki eğitim sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence sistemimizi değerlendirmek yerine bu sistemi daha iyiye ulaştırmak ve geliştirmek adına neler yapabileceğimizi konuşmakta fayda var. Çünkü eğitim, sürekli değişim ve gelişim içinde olan bir kavram. Önemli olan da öğrencileri bu değişim ve gelişim sürecine en iyi şekilde adapte edebilmek. Eğitim, toplumun en önemli yapı taşı, buna şüphe yok. Bir ülkeyi bozmak istiyorsanız bunu öncelikle eğitim sistemiyle oynayarak gerçekleştirirsiniz. Biz okullarımızda öncelikle toplumunun değerlerine ve kültürüne sahip çıkan bireyler yetiştirmeyi ön planda tutuyoruz.

“CEP TELEFONUNA VE TABLETE YASAK, GÜNDEME DAHİ GELMEMELİ”

Peki yeni nesil için ne düşünüyorsunuz? Öğrenci profili geçmişten günümüze nasıl değişti? Mesele kendi öğrenciliğiniz ile kıyaslarsanız şu anda lise öğrencileri için nasıl yorum yaparsınız? Daha mı umursamazlar, ya da genel kültürleri daha mı aşağıda? Dünyaya bakış açıları nasıl?

Günümüz gençliğinin hem şanslı hem de şanssız olduğunu düşünüyorum. Şanslı oldukları nokta, teknoloji sayesinde bilgiye çabuk ulaşabilme becerisine sahip olmaları. Lakin ironik biçimde, tam da aynı sebepten ötürü şanssızlar da… Bilginin bu kadar kolay ulaşılabilir olması, yeni nesli hazırcılığa alıştırıyor maalesef. Bilginin peşine düşmeden, onu elde edebilmenin rahatlığına alışan bir nesil yetişiyor. Fakat gururla söyleyebilirim ki bu şans ve şanssızlık ikilemi benim öğrencilerim için geçerli değil. Çünkü biz okullarımızda yaşatarak öğretme ve yaşayarak bilgiye ulaşmayı amaçlıyoruz, bu doğrultuda eğitim veriyoruz. Emek verilerek elde edilen bilginin, öğrencinin ufkunu genişleterek dünyaya bakış açısını olumlu yönde değiştireceğini düşünüyorum.

Fransa’daki okullarda cep telefonu ve tablet kullanımı yasaklandı. Böyle bir yasaklamayı doğru buluyor musunuz? Türkiye'de de bu uygulanabilir mi?

Ben yasaklara karşı bir bireyim. Benim sistemimde olamaz. Yasakların insanın özgür düşüncelerine gem vurduğunu, bireyleri korkak ve içe dönük yetiştirdiğini düşünüyorum. Ben böyle bir yasağın gündeme dahi gelmesini doğru bulmuyorum. Doğru olan, bu tarz teknolojik aletlerin olumlu kullanımlarını teşvik etmek. Biz teknolojinin kölesi olmamalıyız, teknolojiyi kölemiz yapmalıyız. Ben, teknolojinin olumlu kullanımından yanayım. Artık her çocuğun elinde son model telefonlar var. Evet, sosyal medya ağı çok ciddi zamanlarını çalıyor. Aileler de bu durumdan şikayetçi. Ancak şikayet ettikleri şeyi çocuklarına sağlayan da aslında aileler. Küçük yaşta her şeye sahip olan bir nesil yetişiyor. Eğitim sistemi içerisinde teknoloji ve tasarım dersleri daha fazla önem arz etmeli. Okullarımızda teknoloji destekli dersler yürütülüyor, gençlerin tek tuşla dünyaya hakim olabilmeleri artık mümkün. Doğru kullanılan araç, amaca her zaman hizmet eder, bunu unutmamak gerek.

TÜRKİYE'DE DE BÜTÜN ÖĞRENCİLER TEK BAŞINA OKULA GİDEBİLİR Mİ?

Dünyada eğitim konusunda G. Kore ve Finlandiya gibi ülkelerin başarısı aşikar. Sizce Türk eğitim sistemi için benzer yapılar kurulabilir mi? Yoksa bize uygun olmaz mı?

Yıllardır eğitim camiasının içerisinde bulunan ve bulunmaya devam edecek olan bir yönetici olarak, dünyanın her ülkesindeki eğitim sistemini yakından takip ediyorum. Doğrudur, Finlandiya ya da Güney Kore, eğitim sistemleri dünyada örnek gösterilen iki ülke. Bunun en büyük sebeplerinden biri bu ülkelerde “özgürlük” kavramının küçükken aşılanıyor olması.

Mesela Finlandiya'da öğrenciler yaşları ne olursa olsun okula tek başına gidip geliyorlar. Bizim ülkemizde bu mümkün olabilir mi?

Aşırı korumacı güdü tüm ebeveynlerin içine bu kadar işlemişken, maalesef olanaksız. Bu ülkelerin yine en büyük özelliklerinden biri, becerileri eğitimle birleştirmeleri, uygulamalı eğitim-öğretim programını esas almaları. Biz okullarımızda, özellikle anaokulu ve ilkokul sınıflarımızda, yaparak ve yaşayarak öğrenme modelini uyguluyoruz. Böylece öğrenci motor becerilerini geliştirirken, geliştirilebilir yeteneklerinin farkına de erken yaşta varıyor. Bu eğitim sisteminin ülkemizde giderek yaygınlaştığını görmek, eğitimde ilerleme vadeden bir ülke olabileceğimizi gösteriyor.

Ailelerin korumacı tavırlarından bahsetmişken… Velilerin öğrenci üzerinde çok kontrolcü olması öğrenciyi nasıl bir çıkmaza sürüklüyor? Bu konuda velilere bir tavsiyeniz var mı?

Veliler tabii ki çocuklarını kontrol etmeli. Fakat bu kontrolü baskıya dönüştürmemeleri gerek. Ben de çoğu zaman kontrollü bir veliyimdir ancak bunu çocuğa hissettirdiğiniz yöntem önemlidir. Baskı altındaki bir birey kendini yalnızlığa iter. İnsan psikolojisi baskı gördüğünde kaçış moduna geçer. Veliler çocuklarını elbette kontrol etmeli, ama bunu onlarla vakit geçirerek, iletişimi artırarak yapmalı. Tabii ki her zaman söylediğim ve en çok önemsediğin detay; eğitimde başarı okul, öğrenci ve aile işbirliği ile gelecektir.

ARTAN ÜNİVERSİTE SAYISI

Siz öğrencilerinizin mutlaka büyük şehirlerde, iyi üniversitelerde okumalarını istiyorsunuz… Şu anda Türkiye'de 200 civarında üniversite var. Bu kadar çok üniversitenin eğitim kalitesini düşürdüğünü mü düşünüyorsunuz?

Kesinlikle büyük şehirlerde okumalarını istiyorum çünkü büyük şehirlerde öğrencilerimin çok daha büyük imkanlara sahip olduğunu biliyorum. Metropoller öğrencilerin özgüvenini yükseltir. Türkiye'de üniversite sayısının artması elbette olumlu bir gelişme. Çünkü bu bir arz talep meselesi. Bu artış ülkemizde yüksek öğretime verilen önemin bir göstergesi. Her kurum, her işveren, nitelikli bireylerle çalışmak ister. Bu doğrultuda üniversite eğitiminin önemi ortaya çıkıyor. Ancak vizyonu geniş bireyler yetiştirmek istiyorsak, üniversitelerimizin eğitim kalitesini ve olanaklarını arttırmaları gerektiği de bir gerçek.

Yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk eğitim camiasından gelen bir isim Göreve geldikten sonra da pek çok düzenlemede bulundu. İlk icraatlarını nasıl buluyorsunuz?

Öncelikle Milli Eğitim Bakanı'nın gerçek bir eğitimci olmasının ülkemiz için en doğrusu olduğunu söylemek isterim. Bir eğitimci olarak, sisteme en doğru bakış açısının yine eğitimin içinde olanlar tarafından yaratılacağını düşünüyorum. Sayın bakan eğitimin içinden gelen, eğitime kafa yoran, önem veren bir kişilik. Kendisini geçmişten beri tanırım ve takip ederim. Göreve geldiği gün itibari ile eğitim alanında yaptığı yenilikçi çabalarını takdir etmemek de mümkün değil. Umarım çalışmalarıyla eğitimin çıtasını yükseltmeye devam eder.

“TAM BİR SAÇMALIK”

Beden eğitimi, müzik, resim ve el-işi derslerinin saatlerinin kısıtlanması, bazı yerlerde kaldırılması gibi durumlar yaşadık… Bu konu hakkında sizin tavrınız nedir?

Tam bir saçmalık. Zihnin gelişmesi için, çocukların yeteneklerini ortaya çıkarmaları için bu dersler gerçekten çok önemli. Müzik, resim, spor… Bunlar çocukların hem zihnini hem de bedenini geliştiren etkinlikler. Benim okullarımda anaokulu ve ilkokul öğrencilerim için her sabah müzik ve spor eğitimi zorunlu. Çünkü çocuğun gelişimini sağlıklı bir şekilde yürütmesini önemsiyor ve içindeki enerjiyi dışarıya spor ve müzikle vurması gerektiğini düşünüyorum. Güzel sanatlara ve spora önem veren biriyim. Kendim de spora gönül vermiş ve çok zaman ayırmış biri olarak, okullarımda birçok spor faaliyeti yürütüyorum. Öğrencilerim her yıl Türkiye şampiyonalarında çeşitli dallarda başarı için ter döküyorlar ve çok şükür çok da başarılı oluyorlar.

Son güncelleme: 15:28 - 05.10.2018

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.