Mutfak kültürümüzün vazgeçilmez şifa kaynağı, gece hayatının sadık dostu işkembe çorbası, bugünlerde Ege’nin iki yakasını karşı karşıya getiriyor. Yunanistan’ın "Patsa" adıyla UNESCO’ya tescil ettirmek istediği bu eşsiz lezzet, aslında yüzyıllardır Anadolu topraklarında kaynayan kazanların başrolünde.
500 YILLIK GELENEĞE "BİZİM" DEDİLER
Yunanistan’ın Selanik kentinde ünlü bir restoran sahibi olan Dimitris Tsarohas, "Patsa"yı Yunanistan adına tescil ettirmek için kapsamlı bir başvuru yaptı. İddiası ise oldukça iddialı: Homeros’un ölümsüz eseri Odysseia’da geçen "yağ ve kanla dolu mideler" ifadesinin aslında işkembe çorbasına işaret ettiğini savunuyor.
Ancak Türk tarafı bu iddialara karşı sessiz kalmıyor. İşkembe çorbası, sadece bir yemek değil; Türk mutfak kültürünün 500 yılı aşkın süredir ayrılmaz bir parçası.
Ünlü gezgin Evliya Çelebi, 17. yüzyılda kaleme aldığı Seyahatname'sinde İstanbul’daki işkembe satıcılarını ve bu dükkanların müdavimlerini detaylarıyla anlatıyor. Bunun yanında 16. yüzyıl Osmanlı mutfak kayıtları, sakatatın saraydan halka kadar ne kadar yaygın ve değerli bir besin olduğunu kanıtlıyor.

KÜLTÜRLERİ BİRLEŞTİREN ORTAK NOKTASI
İster İstanbul’da ister Selanik’te olsun, bu çorbanın ortak bir misyonu var: Alkol sonrası mideyi yatıştırmak. Her iki kültürde de "akşamdan kalma" ilacı olarak görülen çorba, şafak vaktinde dolup taşan çorbacıların yegane sebebi.
TARİFTEKİ İNCE FARK İSMİNİ DEĞİŞTİRİR Mİ?
Rekabet büyük ancak iki çorba tarifinin arasında ayırt edici detaylar olduğunu savunanlar da var. Türk usulü işkembe çorbasında işkembe daha ön planda yer alırken, Yunanlılar ise patsa içerisinde genellikle paça ve dana etini daha yoğun kullanıyor. Ayrıca işkembe çorbasının içerisindeki sarımsak ve terbiye de detayları artıran farklılıklar sağlıyor.
BAKLAVA VE KAHVEDEN SONRA YENİ CEPHE
Baklava, cacık ve Türk kahvesinden sonra patlak veren bu "çorba krizi", aslında Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki yüzyıllarca süren ortak yaşamın bir meyvesi. İstanbullu esnaflar bu durumu "Her şeyi kendilerine mal etmek istiyorlar ama işkembe bizim genlerimizde var," sözleriyle özetliyor.
UNESCO kararı ne olursa olsun, bu dumanı tüten şifa kaynağı, Anadolu’nun 500 yıllık tarihindeki yerini ve sofralarımızdaki ağırlığını korumaya devam edecek.