Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

Yıldırım da meraktan kurtuldu

20 Temmuz 2017

BUNU YAZMAK GEREK 

Referandumdan bu yana hükümetteki değişiklikler konuşuluyordu. Yaygın beklenti hükümette ciddi değişiklik yapılacağı yönündeydi. Ancak yine AKP içinden sızan bilgilere göre Erdoğan referandum sonuçlarından hiç memnun olmamıştı ve partinin de elinden kayıp gitmesinden endişe duyuyordu. Bu nedenle hükümet değişikliğini sürekli erteliyor ve adeta kılı kırk yarıyordu.
15 Temmuz törenlerindeki kalabalıklar ve bu kalabalıkların AKP'yi değil Tayyip Erdoğan'ı desteklediklerinin görülmesinden sonra AKP Genel Başkanının düğmeye bastığı belirtiliyor parti kulislerinde.
Sonunda dün öğle saatlerine doğru medyanın Ankara bürolarına “flaş” bir davet geldi. Başbakan saraya gidecekti. Sarayın da başbakanlığın da günlük çalışma programında böyle bir görüşme olmadığı için kulisler hareketlendi, hükümet değişikliği gününün geldiği anlaşıldı.
Böylelikle tüm kamuoyu ile birlikte Başbakan Binali Yıldırım da “yeni hükümet nasıl olacak, kimler gidecek kimler gelecek?” merakından kurtuldu.
Değişikliklere genel olarak bakıldığında dengelerin eskisi gibi aynen korunduğu görülüyor. Sadece başbakan yardımcılarının sayısı 6'ya çıkmış. Eskiden bu bakanların adı devlet bakanı olarak anılıyordu. Şimdi isimleri biraz daha şatafatlı, o kadar.
Değişiklikler içinde en dikkat çeken isimlerden biri Tuğrul Türkeş. 7 Haziran'da MHP'den 1 Kasım'da ise AKP'den seçilen Türkeş'in belli ki son kullanma tarihi gelmiş. Ayrıca artık MHP'lileri de düşünmenin gereği kalmadı, Bahçeli partisini adeta AKP'ye entegre etti.
Görevden alınan diğer bakanlar içinde önemli isim yok. Dengeleri bozacak biri de yok.
Erdoğan- Yıldırım görüşmesi ilan edildiğinde kulislerde en çok dolaşan spekülasyon Ali Babacan'ın yeniden ekonominin başına geçeceği idi. O anda buna ihtimal vermiyordum, çünkü Babacan'ın yeniden bakan olması ekonomi alanında başarısızlığın da ilanı olarak algılanabilirdi. Nitekim bu beklenti boş çıktı.
Bana göre yeni hükümetin en ilginç ismi Şanlıurfa Milletvekili Eşref Fakıbaba. Kabineye bir renk getireceğini, bakanlığının da hayli değişik olacağını tahmin ediyorum.
Hükümette ikinci kadın bakan bana sanki “Meral Akşener etkisine” karşı küçük bir önlem gibi geldi. Saray belki de “Bir kadın bakan daha atayarak, kadına önem verdiklerini” göstermek istiyor olabilir.
Bir diğer dikkat çeken isim ise Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın koltuğunu boşaltması. Herhalde bunun Adalet Yürüyüşü ile ilgisi yoktur, çünkü Bozdağ o makamda elinden geleni yaptı, yargının tamamen saraya bağlanması için gerekli bütün alt yapıyı hazırladı, muhtemelen daha az iş yapacağı ama daha üstte gibi duracağı bir göreve atanarak ödüllendirildi. Yerine gelen ismin ise saray yargısının oluşturulması için militanca çalışmalar yapan bir kişi olması ilginçtir.
Hükümete genel olarak baktığımızda ise , tüm ipler Erdoğan'ın elinde olacağına göre, reformcu, ileriye dönük çalışmalar yapabilecek, ülkedeki gerginlik ve düşmanlığı azaltacak nitelikte olmadığını söyleyebilirim.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Hakaretleri sırala sonra “Vay bize hakaret ediyor” diye üste çık

AKP Genel Başkanı Erdoğan 15 Temmuz törenlerinde CHP Genel Başkanına çok ağır hakaretlerde bulundu. “Korkak” dedi “Ödlek” dedi “Terbiyesiz” dedi. Aynı sözleri bir başkası kendine söylese herhalde hemen içeri attırır ve “bir terör örgütüne üye olmamakla birlikte” diye başlayan yasa maddesini işlettirerek “ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına” çarptırılmasını ister.
Kemal Kılıçdaroğlu nezaket sahibi bir siyasetçi olduğu için bu hakaretlere aynı şekilde cevap vermedi ve “Madem bana ödlek korkak diyorsun, o zaman kendi kanallarında çık karşıma, halk kim ödlek kim korkak görsün” dedi.
Kılıçdaroğlu bu talebini yıllardır söylüyor “Teke tek çıkalım halkın önüne” diyor. Tabii hiçbirine cevap alamıyor.
Bu kez AKP sözcüsü cevap verdi. Muhtemelen saraydan aldığı güçle aynı hakaret üslubunu sürdürdü. “Halk kimin ödlek olduğunu biliyor” dedi. Hiç telaffuz etmeden böyle bir karşı karşıya gelmenin olmayacağını söyledi.
AKP sözcüsü buna karşı Kılıçdaroğlu'nu hakaret etmekle, toplumu germekle suçladı ve dikkatli olmasını! tavsiye etti.
AKP'nin demokrasi anlayışını kavramak gerçekten çok güç. Demokratik her ortamdan kaçıyorlar, asla karşı karşıya gelmiyorlar ama demokrasi şampiyonluğunu da kimseye kaptırmıyorlar.

Bİ SORALIM BAKALIM

‘Cihat'la 15 Temmuz'un ne ilgisi var?

Okullarda artık cihat da okutulacak. Ama Atatürk çıkarılıyor. Atatürk tarih içinde bir süre adı çok anılmış bir figür haline getirildi. Kurtuluş Savaşı da üstünkörü okutulacak, Cumhuriyet tarihinin ana konusu 15 Temmuz olacak.
Hükümette yerini koruyan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz Cihat konusunun müfredata konmasına yönelik eleştirilere tepki göstererek “Ne var bunda?” dedi ve 15 Temmuz'un da bir cihat olduğunu söyledi.
Peki, 15 Temmuz nasıl cihat oluyor? 15 Temmuz din için mi yapıldı yoksa halkın seçtiği meşru bir yönetime yönelik hukuk dışı bir kalkışmanın önlenmesi için mi?
Daha kısa yazayım; 15 Temmuz da demokrasi mi kurtuldu yoksa İslam dini mi?
Gerçi gerek o gece gerekse geçen bir yıl içinde iktidar yandaşlarından demokrasi kelimesini çok duyduk ama uygulama tam tersine oldu. OHAL ile ülke kanun hükmünde kararnamelerle yönetilir hale sokuldu. Onbinlerce kişi işinden atıldı. Muhalif olanlara yönelik ağır baskılar ve hapisler dönemi başladı. Zaten o gece ve sonraki günlerde de sokaklarda demokrasi hukuk seslerini değil selaları ve Allahuekber seslerini duyduk.
Demek ki AKP 15 Temmuz'u demokrasiye indirilmek istenen darbeye karşı bir baş kaldırı olarak değil dinin kurtarılması olarak görüyor.
Deyin ki dinin kurtarılmasıydı o direniş. O halde şunu da sormak gerek; “15 yıldır iktidardasınız. İslam dinine ne yaptınız ki böyle, halkın iradesiyle kurtarılmak zorunda kaldı?”

ÜZÜLDÜM

Cem Yılmaz sosyal medyayı terk etmekte çok haklı

Sosyal medyada “takipçi sayısı rekoru” Cem Yılmaz'daydı. 10 milyonun üzerinde takipçisi var Yılmaz'ın.
Tabii şunu da görmemiz gerek, Cem Yılmaz'ı takip eden milyonların büyük çoğunluğu sanıyorum her gün bir esprili mesaj okuyacaklarını düşünüyordu.
Oysa Cem Yılmaz beklenenin aksine tweet'lerinde espriler yapmadı. Ama çok dokunduran, düşündüren, ince ince eleştiren tweetler attı. Özel durumlarda sadece Atatürk fotoğrafı paylaşarak tavrını ortaya koydu.
Artık Cem Yılmaz sosyal medyada yok. Twitter ve İnstagram hesaplarını kapattığını açıkladı. Gerekçesi ise çok acı. Cem Yılmaz Twitter üzerinden kendisine gelen mesajların artık dayanılmaz hale geldiğini ve bu mecrada daha fazla durmanın anlamı kalmadığını açıkladı.
Sanıyorum Cem Yılmaz Türkiye'nin en şöhretli sanatçısı olarak olabildiğince “dik durmasının” bedelini kendisine gelen mesajlarla ödüyordu. Çünkü ülkeyi “benden olan- olmayan” diye ayıran bir zihniyetin militanları Cem Yılmaz'ın paylaşımlarına çok ağır hakaret ve küfürlerle bezenmiş cevaplar gönderiyordu.
Bir insanın bunca kötü elektriğe her gün maruz kalması elbette dayanılacak bir şey değildir. Cem Yılmaz'ın “nadiren” attığı “ince” tweetleri çok özleyeceğim.

ŞAŞIRDIM

Hay Allah, Burhan Kuzu yine yok

Hükümet açıklandığında herhalde en büyük hayal kırıklığını yaşayan kişi yine Anayasa Profesörü! Burhan Kuzu olmuştur.
Yıllardır Adalet Bakanı olmayı bekliyor, bunun için çırpınıyor, ama bir türlü başarılı olamıyor. Yine olamadı.
Oysa neler yapmadı ki? Yine yaranamadı.
En son CHP Genel Başkanı ile FETÖ'nün lideri Fethullah Gülen'i yan yana gösteren fotoğraf bile paylaştı. Gerçi aslında Kemal Kılıçdaroğlu'nun başı Gülen'in yanında oturan Erdoğan'ın başına monte edilmişti ama olsun, Burhan Kuzu “Maksat hasıl oldu nasıl olsa” diyordu.
Çünkü amaç Kılıçdaroğlu ile Gülen'in fotoğrafı olduğunu pek dinlemeyen, düşünmeyen, biat eden kitlelerin beynine kazımaktı. Fotoğraf yalan olsa bile bu kesim artık öyle düşünecekti.
Sonuçta yazık oldu Burhan Kuzu'ya. Adalet Bakanlığı görevini herhalde diğer bakanlardan daha kötü yapacak değildir. Sonuçta Erdoğan'ın talimatlarını yerine getirecekti o da. Ama hiç olmazsa hayatımıza biraz tebessüm gelecekti.

YENİ ÖĞRENDİM

İstanbul'daki 16 AKP ilçe başkanından istifa etmesi istenmiş

Önceki akşam yandaş Akit TV'deki bir tartışma programının sunucusu Serdar Balaban çok önemli bir açıklamada bulundu. AKP'nin “milis gücü” gibi çalışan SADAT örgütünün de kurucusu olduğunu açıklayan Balaban İstanbul'daki 16 ilçenin AKP'li başkanlarına “istifa edin” talimatı gittiğini söyledi.
İstifası istenen 16 AKP ilçe başkanının FETÖ ile ilişkileri olduğu belirtiliyor.
Anladığım kadarıyla saray ve AKP yönetimi FETÖ olayının partilerine bulaşmaması için bu tür önlemler almaya çalışıyor. FETÖ'cü oldukları bilinen yetkili isimler istifa yoluyla partiden ayrılınca muhtemelen hem soruşturmadan kurtulacaklar hem de partinin adı “siyasi ayak” tartışmalarında hiç geçmeyecek. Bu millet bunu da yer mi? Yemeyen çok olacaktır da yiyenler AKP'ye yeter.

 

 

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more