Sevgili okurlarım, hepsi olmasa bile pek çok televizyon kanalında, özellikle de haber kanallarında ilginç haber ve görüntülere tanık oluyoruz.

Yayın boyunca bombalar patlıyor, cesetler elden ele geziyor. İnsanlar kan revan içinde... Feryatlar, çığlıklar ve beddualar birbirini izliyor.

Usanç verici, sinir sistemini bozucu, bazen de mide bulandırıcı görüntüler yayın boyunca hep aynı. Hiç değişmiyor.

Bu görüntülerin en önemli somut örneğine geçtiğimiz şubat ayında başlayan Rusya-Ukrayna savaşında tanık olmuştuk.

Şimdi o savaş tavsadı, onun yerini Arap-İsrail savaşı aldı.

Benzer sahneleri bu son savaştan, 24 saat boyunca hiç ara vermeden izlemek zorunda bırakılıyoruz...

Ve her kanalda aynı uzmanlar!

Konu her ne olursa olsun durum değişmiyor.

Ekranlar savaştan depreme, spordan ekonomiye kadar her konuyu bilen ve konudan anlayan çok değerli ve sayın uzmanlarla dolu!

Dün Medya Radar isimli internet sitesinde Bülent Biricik imzalı bir yazı okudum. Bu arkadaş benim söylemek istediklerimi açıkça anlatmıştı. Şimdi o yazıyı biraz kısaltarak, birkaç da küçük ekleme yaparak sizlere iletiyorum:

★★★

Haber kanalları gerginlik mi pompalıyor? Normal yayın akışını kesip Türk insanını 24 saat boyunca savaşla yatırıp kaldırmak haksızlık değil mi?

Özellikle haber kanalları, her zamanki gibi bu huyların en belirgin görüldüğü medya organları oldu.

Neymiş o kötü huylar diye merak etmişsinizdir, hemen söyleyeyim...

Abartma, tepinme ve öykünme... 

Çok değil daha bir yıl kadar önce Rusya-Ukrayna savaşını evimizin içinde bulmuş, bu savaşı Ruslardan ve Ukraynalılardan fazla dert edinmiştik. Kuşkusuz, bu durumu savaşan ülkelerin TV kanallarından daha çok savaş meraklısı olan bizim haber kanallarına borçluyduk.

Son dakikalarıyla, canlı bağlantılarıyla, tartışma programlarıyla, kısacası tüm yaşananlarla savaşı iliklerimize kadar hissettik.

Medyamız bu savaşı o kadar içselleştirdi ki, bir anda kendimizi savaşın tarafı ülkelerden biriymiş gibi hissetmeye başladık. Gerim gerim gerildik, aylarca diken üstünde yaşadık.

★★★

Gazze savaşıyla tarih yine tekerrür etti!..

Ekranlar yine kıpkırmızı...

“Son dakika”lar, “son durum”lar, “sıcak gelişme”ler,
“yeni görüntü”ler ve daha niceleri...

Hepsi de tüm şatafatıyla “gör beni” diye bağırıyor, olanca gücüyle algılarımıza hitap ediyor.

Önemli gelişmeleri duyurmak elbette haber kanallarının görevi... Ancak bu son savaşta da işin dozunu aştılar ve yine fazlasıyla abarttılar.

Uluslararası haber kanalları ile bölge ülkelerinin haber kanalları bile konuya yeteri kadar yer verirken, ülkemizdeki kanallar tüm yayınlarıyla savaşın üzerinde tepiniyorlar da tepiniyorlar.

Yayın akışlarını değiştirdikleri için neredeyse başka hiçbir konuya yer veremiyorlar.

Ne kadar gereklidir bilmem ama sayelerinde Gazze’ye düşen bombaların sayısından, İsrail’in demir kubbesini yok ettiği roketlerin sayısına kadar pek çok ayrıntıyı da bu vesile ile öğrenmiş oluyoruz!

İsrail’in ve Filistin’in caddelerini, sokaklarını, mahalle, hastane ve okullarını, onların isimleriyle birlikte yerlerini de ezberliyoruz.

★★★

Ama bitmedi...

Yine bizim haber kanalları sayesinde  “Kaç tane cami-kilise yıkıldı?”, “Kaç yardım kamyonu sınırı geçti?” gibi birçok gerekli ve gereksiz konulara da vakıf oluyoruz.

Her şey anlık olarak evlerimizin içine giriyor, 24 saat kesintisiz canlı canlı savaş izliyoruz.

Bir kanal bir konuyu “son dakika” diye duyuruyor. Bir bakmışsınız diğer kanallar da sürü psikolojisiyle hemen o konuyu son dakika olarak vermeye başlamış!

Bazen öyle şeyler “son dakika” diye veriliyor ki...

Bir süre sonra ekrandaki “son dakika”lar rutininiz oluyor ve önemsizleşiyor.

Kırmızı renkli son dakika bantlarında birbirinin aynısı olan son dakika bilgilerini görünce insan ister istemez düşünüyor...

Acaba haber kanalları birbirine mi öykünüyor?

Bir tek ben mi böyle düşünüyorum bilmem ama...

Sizce de tüm bunlar biraz fazla ve abartılı değil mi?

Normal yayın akışını kesip 24 saat savaşla yatırıp kaldırmak Türk insanına haksızlık değil mi?

★★★

Şimdi gelelim şu uzman konuklar meselesine...

Olağanüstü dönemlerde ekranlarda konuk edilen olan uzman konuklar  daha önce yazılıp çizildi.

Kanallar uzmanlığı olsun ya da olmasın bu kimseleri adeta dolgu malzemesi olarak kullanıyorlar.

Kanal yöneticileri muhtemelen “Aman ekran boş kalmasın!” diye düşünüyor olacak ki, ekranlar gece gündüz, 24 saat boyunca ‘uzman yorumcu’ istilasına uğruyor.

Bugün akşam x kanalında izlediğimiz uzmanı, ertesi sabah y kanalında, bir sonraki gün z kanalında izliyoruz. Bu kısır döngü böylece sayıları neredeyse iki elin parmakları kadar olan uzman konuklar üzerinden devam edip gidiyor.

Peki, bu uzman konuklar x kanalında farklı, y ve z kanalında farklı şeyler mi anlatıyor?

Tabii ki hayır!

Öyleyse birisi bana bu uzman konukların çıktığı programları izlemem için geçerli bir neden söylesin!

Söylesin ki, sabah akşam oturup onları izleyeyim ve onların sözlerinden öğrenelim!

★★★

Hep aynı şahıslar kanal kanal geziyor. Bazıları hazır asker, evinde oturup davet telefonu bekliyor!

TV Kanalları onlardan birini ikna edip kanalına getirebilmek için ter döküyor.

Üstelik pek çoğu da ekrana ücreti karşılığında çıkıyor.

Emekli askerleri bilmem ama ilgisiz kişilerin ellerinde çubuklarla haritada savaşı anlatmaları pek bir tuhaf oluyor.

★★★

Savaşı bölgeden takip eden muhabirler konusuna da girmeden olmaz!

Çoğu büyük bir özveriyle gelişmeleri izleyicilere aktarıyor. Tepelerinde bombalar patlarken hem kendilerini korumaya, hem de görevlerini yapmaya çalışıyorlar.

Ancak bazı tuhaflıklar yine de ekranda gözlerden kaçmıyor.

Örneğin, İsrail caddelerinden canlı yayın yapan muhabirlerin, başlarında miğferle yaptıkları gergin ve heyecanlı anonslar pek bir sırıtıyor. Zira o sırada arkalarından sakin bir şekilde yürüyüş yapan, bisiklete binen insanlar geçiyor.

Bölgeden yayın yapan bazı muhabirlerin tavırları ise kendi kişisel meslek kariyeri için savaşı fırsat bildiğini düşündürüyor. Zira ekrandaki hareketleri ve konuşmaları o izlenimi veriyor.

Umarım yanlış anlıyoruzdur. Yoksa savaş, mesleki kariyerin düşünüleceği en son yerdir.

Bu savaşta bir kez daha gördük ki, haber kanalları olağanüstü hallerde kötü sınav veriyor. Yayınlarda denge unsurunu kuramadıkları gibi hep birbirlerine benzemeye çalışıyor. Mevcut şartlarda zaten zor koşullarda yaşayan Türk insanı, savaş ve felaketler gibi olağanüstü durumlarda yine diken üzerinde yaşatılıyor.

★★★

Daha önce de altını çizdiğim gibi, haber kanalları bilgi vermek ile bilgi bombardımanı arasındaki denge unsurunu bir türlü koruyamıyor. Durum böyle olunca da topluma sürekli gerginlik pompalıyorlar.

Bunun nedeni olarak da maalesef kanallar arasında yaşanan rekabet ön plana çıkıyor.

Oysa böyle dönemlerde izleyiciyi bilgi bombardımana tutmak yerine sadece bilgi vermek yetiyor.

Çünkü olayların üzerinde tepinmek, bir haberi daha fazla “haber”, bir gerçeği de daha fazla “gerçek” yapmaz.

Yapılan şeyin adı olsa olsa “toplumu germek” olur.