Anayasa Mahkemesi’nin kararı bazı rahatsızlıklar yarattı. Ama unutmayalım Ergenekon, Balyoz davalarının “Kumpas” olduğu bireysel başvuru kararıyla ortaya çıktı ve yeniden yargılanmaları sonucu beraatla sonuçlandı. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurular 2012 yılında başladı. Başvurularda patlama yaşanırken, ülkemizde iç hukuk yollarından sonuç alamayanlar davaları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyor.

AİHM Türkiye Ulusal yargıcı Doç. Dr. Saadet Yüksel 15 Temmuz darbe girişiminden sonra açılan dava sayısında artış olduğunu belirti. 2023 Ocak ayı itibariyle Türkiye’den gelen 24 bin dosya bulunduğunu, bunun tüm dosya sayısının yüzde 30’unu oluşturduğunu söyledi. Eğer, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurular olmasaydı AİHM’e başvuru rekoru büyük arayla Türkiye’nin olacaktı.

ON BİNLERCE MAĞDURİYET GİDERİLDİ

Haksız yere işinden edilen işçiden, tarlasına kamulaştırmasız el atılan çiftçiye, yazdığı yazıdan dolayı yaptırım uygulanan yerel gazeteciden, gösteriye katılması nedeniyle okuldan uzaklaştırılan öğrenciye, yaşam hakkından ifade özgürlüğüne, mülkiyet hakkından din özgürlüğüne kadar bireysel başvuru kapsamındaki tüm anayasal hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasıyla çok sayıda başvuru yapıldı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan şunları söylüyor:

“Anayasa Mahkemesi, on binlerce başvuruda hak ihlali bularak başvurucuların mağduriyetlerini giderecek kararlar vermiştir. Mahkememiz bu kararlarda anayasal hak ve özgürlüklere ilişkin temel ilkeleri ortaya koymuştur. İhlale yol açan yapısal sorunları da tespit ettik. Toplumsal ve hukuksal düzeydeki bu etkileri bile tek başına, bireysel başvurunun hukuk tarihimizin en büyük reformlarından ve kazanımlarından biri olduğunu göstermek için yeterlidir.”

YIĞILMA OLMAMASI İSTENİYORSA

11 yıl içinde mahkemeye 555 binden fazla başvuru yapıldı. Bunlardan 425 bini yani yüzde 77’si karara bağlandı. Anayasa Mahkemesi’nin önünde hâlen 130 bin civarında derdest  başvuru bulunuyor. Mahkeme geçen yıl yaklaşık 74 bin, bu yılın Ekim ayı sonuna kadar 52 bin başvuruyu karara bağladı. Mahkeme Başkanı Arslan, bireysel başvuru yükünün azaltılabilmesi için yapılması gerekenleri de şöyle açıkladı:

“İş yükünün azaltılması ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmesine bağlıdır. Bu anlamda Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bir ihlal kararından sonra, ihlalin kaynağına göre yasama, idare veya mahkemelerin bir yandan somut ihlali ortadan kaldırmaya diğer yandan da benzeri yeni ihlallerin engellenmesine yönelik tedbirler alması hayati derecede önemlidir.

Bu yapılmadığında, çözüme bağlanmış aynı anayasal meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların tekrar tekrar Anayasa Mahkemesi’nin önüne taşınması söz konusu oluyor. Bu durum bireysel başvuru yolunun etkili bir şekilde sürdürülmesini zorlaştırıyor. Bireysel başvurunun sağladığı kazanımların gelecek nesillere aktarılması sadece Anayasa Mahkemesi’nin değil, yasama organı ve mahkemeler başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarımızın ortak görevi ve sorumluluğudur.”

KRİZ DEĞİL, YANLIŞLIK VAR

Yargıda kriz yoktur. Yapılan yanlış vardır.  Yargıtay ve Danıştay arasında uyuşmazlık olduğunda bunun çözüm yeri ‘Uyuşmazlık Mahkemesi’dir. Anayasa Mahkemesi kararları ise kesindir ve ona idarenin, yargının uyması Anayasa emridir. Kimse “Anayasa Mahkemesi muhalefetten yanadır” demesin.

Muhalefetin başvurularının önemli bir bölümü Anayasa Mahkemesi tarafından reddediliyor. Geçen hafta gazeteciler, siyasetçiler “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen yasanın ilgili maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesi önündeydi. Sonuç; istenen olmadı. “Motorlu Taşıtlar Vergisi’ni (MTV) daha önce iptal eden Anayasa Mahkemesi bu kez iptal etmedi, kendi içtihatıyla bile çelişti ama iktidar işine geldiği için Anayasa Mahkemesi’ni eleştirmedi.

CEZA GENEL KURULU KARARINI VERMİŞ

16 Ekim 2020’de bu köşenin okurlarına “Anayasa Mahkemesi, bazı siyasilerin hedefi haline geldi. Yakın bir gelecekte Anayasa Mahkemesi’ni de içine alacak şekilde Anayasa değişikliğine gidilirse buna şaşırmayalım. Bazı şeylerin alt yapısı yapılan açıklamalarla hazırlanıyor” demiştim. Gelinen nokta işte bu...

Tartışılan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmaması, ilk derece ve yüksek mahkeme tarafından dikkate alınmaması kuşkusuz yargı organları arasında da sorunlar olduğunu ortaya koyuyor. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanki bu günlerde yaşanacakları önceden öngörmüş ve 17 yıl önce esas 2006/4/196 sayılı dosyası hakkında 2006-204 sayı ile karar vermiş.  Yargı kararlarıyla ilgili 17 yıl önce verilen bu karar, sanki bugünler dikkate alınarak alınmış. İşte Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararından bir bölüm:

YARGI KARARI OLDUĞU İÇİN

“Yasalar ve yargı kararları yanlış olabilir ve bilimsel alanda eleştirilebilir. Ancak bunları uygulamak durumunda bulunan yargıçlar ve görevliler, yasaları ve yargı kararlarını, yanlış oldukları özrüne sığınarak, kişisel yorum ve gerekçelerle uygulamamazlık yapamazlar.

Onlar, ne ve nasıl olurlarsa olsunlar, yasaları ve yargı kararlarını uygulamakla yükümlüdürler. Zira, yasalar doğru oldukları için değil, yasa oldukları için, yargı kararları da haklı oldukları için değil, yargı kararları oldukları için uygulanmaları zorunludur. Bunun dışındaki tutum ve davranışlar keyfiliktir.”

Daha fazla yazılmasına, söylenmesine gerek var mı?