Serdar Orçin: Türkiye’de büyük olmayan olay yok gibi!

Faysal Soysal’ın yönettiği Ceviz Ağacı filminde canlandırdığı Hayati karakteri ile takdir toplayan Serdar Orçin, “Bizim ülkemizden büyük olmayan olay yok gibi. Toplumsal olarak bir duygu hakkında hemfikir olabilmek için çok uzun zaman geçirmemiz gerekiyor. 12 Eylül ile yüzleşmeyi bile tam başaramamışken, başımıza başka bir sürü büyük olay geldi” diyor…

Serdar Orçin: Türkiye’de büyük olmayan olay yok gibi!

Ceviz Ağacı'nda Hayati karakterini canlandırmanın kariyerinizdeki yeri nedir?

Hayati'yi 3 boyutlu yazılmış ve derinlikli bir karakter olduğu için çok sevdim. Yönetmenimiz Faysal Soysal gerçekten uzun süre çalışmıştı senaryo üzerinde. Hayati'yi oynamaktan çok keyif aldım. Bugüne kadar edindiğim şeyleri kullanma fırsatı verdi. Bir karakteri baştan sona götürmek bir mesai ister. Metin üzerindeki dramaturjinin dışında duygu dramaturjisini de iyi yapmak gerekiyor.

Film, eylemsizliğin de bazen suça ortak olacağı mesajını veriyor…

Filmin sonunda “Yaptıklarımızdan değil yapmadıklarımızdan da sorumluyuz” cümlesi var. “Görüp de engel olmadığım şeyler oldu” diyor Hayati. Bu filmde oynamamın nedeni bu cümle. Bir insanın kişisel olarak böyle bir karar alması ve bununla ilgili bedel ödemesi gerektiğini düşünen bir karakteri oynadım.


Hayati varoluşsal dertleri olan bir edebiyat öğretmeni. Sizin edebiyat ile kurduğunuz ilişkide Hayati nerede duruyor?

Hayati'yi bu anlamda biraz tanıdığımı düşünüyorum. Edebiyat ile ilgilenen herkesin bununla duygudaşlık kuracağını düşünüyorum. Dostoyevski, Camus, Oğuz Atay, Turgut Uyar gibi temel taşlar var. Bunları okuyup bitirmezsin, onlar senin hayatında var olmaya devam eder. Suç ve Ceza hep bir yerde durur. Arada bir açıp bakarsın. Tutunamayanlar'ın bir bölümü aklına gelir, açar yeniden okursun. Benim hayatımda da bunların karşılığı var.

12 Eylül etkisi film ekseninde izleyiciye ne söylüyor?

Hayati ile aynı yaştayız hemen hemen. Çocuk yaşımızda bunlar yaşandı. Evleri basılanlar, yakınları gözü önünde kaybolanlar, ölenler, gadre uğrayanlar… Suskunluğumuzu, olayları 15-16 yaşında anlamaya başladığımızı hatırlıyorum. 90'larda uyanmaya başladık neler olduğuna dair. Bugüne benzer bir şekilde medyada her şeyin yolunda olduğuna dair net bir görüntü vardı. Ancak insanların annesi babası öldürüldü, kayboldu. Dilini ve dinini toplum içinde söyleyemeyen insanlar da vardı. Bunları biz sonradan gördük. Hayati'nin de filmde çok net ve açık öğrenme isteği var… Neden oldu bu? Babam ne yaşadı ve neden intihar etti? Hayati bunları sorgularken evliliği başarısız oluyor ve karısı onu terk ediyor.

Hayati'nin sorunlar yaşadığı eşi de resim öğretmeni Yaprak… Ancak bu karakterle ilgili çeşitli eleştiriler yazıldı… Buna ne dersiniz?

Seyirciden böyle bir eleştiri aldık. Eleştiri, eleştiridir. “Yanlış anladınız, öyle bir şey yok” denemez. Benim okuduğum senaryoda ve filmde çıkarılmaya çalışılan şey şuydu; karar vermiş, kararının arkasında duran güçlü bir kadın karakteri çizilmeye çalışıldı. Taşranın da baskısı var. Baskı yapanlar arasında öğretmenler bile var. Buna rağmen “Ben bu hayatı yaşamak istemiyorum” diyen ve bunun arkasında duran bir kadın söz konusu…

SANAT KONUŞMAYA HİÇBİR ZAMAN GELEMEDİK

12 Eylül ile bugünleri karşılaştıranlar, benzetenler az değil… Sizce biz 12 Eylül döneminden ders alabildik mi?

Bizim ülkemizden büyük olmayan olay yok gibi. O kadar çok büyük olay yaşıyoruz ki! Toplumsal olarak bir duygu hakkında hemfikir olabilmek için çok uzun zaman geçirmemiz gerekiyor. 12 Eylül ile yüzleşmeyi bile tam başaramamışken, başımıza başka bir sürü büyük olay geldi. 12 Eylül'ün öncesi de var… 60'ı, 70'i var. 10 yılda bir kafasına dan diye vurulan bir toplumun bundan sıyrılması kolay bir iş değil. Toplumsal uzlaşıya varmak çok zor iş. Bugüne kadar gelen iktidarlar da kalın duygularla taraftarlarını bir arada tutmaya çalıştı. Hiç incelemedik. Sanat ve edebiyat konuşmaya hiçbir zaman gelemedik…

Siz bir oyuncu olarak nasıl bir dünyada mesleğinizi yapmak isterdiniz?

Tabii ki sanatın konuşulduğu, heykel sergisinden çıkıp, kitap tanıtımına, oradan da bir filme gittiğimiz dünya diyesi geliyor insanın… Ancak bizim ikilemimiz bu. Bizim beslendiğimiz bu olaylar var. İsveç'te ya da Norveç'te bir süre yaşamak isterdim, fakat bu toprakları terk etmek istemem. Bu toprakların bize kattığı acısıyla, tatlısıyla bir şeyler var. Son zamanlarda İran sinemasının birdenbire yükselmesi enteresan bir örnek. İnsanların beslendiği coğrafyaya göre üretim yapmaları gerekiyor. Her şeyin yasak olduğu bir ülkede dünyanın hayran olduğu bir film yapabiliyorsanız, bu sanat oluyor.

Söylediğiniz gibi her sıkıntılı dönem kendi sanat eserlerini doğuruyor… Gelecek 10 yıla dair öngörünüz nedir? Sizce ağırlıklı olarak hangi konular sanatta baskın olacak?

Bu ülkede Devlet Tiyatrosu ve Şehir Tiyatroları kurumları var. Devlet, oraların repertuvarına karışabiliyor. Oraya uygulanan baskılar sayesinde özel tiyatrolar bir anda fışkırdı. Bir fizik kanunu gerçekleşti. Alternatif tiyatrolar dediğimiz kurumlar ana akım haline geldi. Asla Şehir Tiyatroları'nda ve Devlet Tiyatroları'nda oynanamayacak metinleri sergilemeye başladılar. Sonra yazmaya başladılar ve Türk Tiyatrosu inanılmaz bir şekilde ürün vermeye başladı. Geçtiğimiz 10 yılda birçok yeni oyun üretildi. İşte, burasının böyle bir durumu var. Ne olursa olsun sanat bir şey doğuruyor ve var olmaya devam ediyor. Pandemide hepimiz kapandık ama insanlık yine durmadı. Herkes evinde konser verdi, oyun üretti. Yeni bir biçem doğdu. İnsanlar tiyatro oyunları ile dijitali bir araya getirdi.

YENİ YOLLAR BULMAK KÖTÜ DEĞİLDİR

Sanatçıların pandemide yoğun bir dayanışma gösterdiğini görüyoruz. Sizin fikriniz nedir?

Ben Oyuncular Sendikası yönetim kurulu üyesiyim. Bir taraftan bazı şeyleri bilmiyorduk. Yolda o kadar çok öğrenildi ki! Kuruluşunda emeği geçen başta Memet Ali Alabora olmak üzere bütün arkadaşları anmak isterim. Onların açtığı yolla birlikte bir arada durmayı öğrendik. Yaptığımız işin ne kadar güvencesiz olduğunu gördük. Şimdi bunun mücadelesini veriyoruz. Önemli olan burada bir madde yazdırabilmek… Günün koşullarına göre tavrı ve yönü yeniden belirlemek gerekebiliyor. Şu anda öyle bir noktadayız. Eskiden verilen mücadele biçiminin bugün çalışmadığını görüyorsak, bundan vazgeçmek kötü bir şey değildir. Yeni yollar bulmak kötü değildir. En azından denenmesine izin verilmeli.

İZLEYİCİLER YANIMIZDA OLSUN

İnsanlarımızın özellikle tiyatrolara ve bağımsız sinemalara destek olmasını istiyoruz. Eleştiri sonuna kadar kabulümüz. Beğenmeyebilirler, bunu da belirtsinler. Eleştirilerini sakınmasınlar, fakat oyunlara ve filmlere gitsinler. Yanımızda olsunlar, biz de onların yanında olalım istiyorum.